Kutsal savunma haftası
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i85143-kutsal_savunma_haftası
Hş. Takvimine göre 31 Şehriver 1359 tarihinde Irak hava kuvvetlerinin İran’ın on askeri ve sivil havaalanına saldırması ve Irak kara kuvvetlerinin İran topraklarına girmesi ile birlikte sekiz yıllık dayatılan savaş başladı.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Eylül 25, 2017 11:46 Europe/Istanbul
  • Kutsal savunma haftası

Hş. Takvimine göre 31 Şehriver 1359 tarihinde Irak hava kuvvetlerinin İran’ın on askeri ve sivil havaalanına saldırması ve Irak kara kuvvetlerinin İran topraklarına girmesi ile birlikte sekiz yıllık dayatılan savaş başladı.

İran’da şah rejiminin piyonlarının Noje adı ile anılan başarısız darbe girişimleri ve İran’ın bazı bölgelerinde bölücü hareketlerin ordu ile çatışması ve eski rejime bağlı unsurların ordudan atılmasından sonra Irak’ın baas rejiminin lideri Saddam Hüseyin ve baas partisi İran ordusu sınırlarını savunabilecek güçte olmadığını ve İran’a galip gelmenin zor olmayacağını zannetmeye başladı. Saddam Hüseyin savaşın başında İran’ı savaşla dize getirerek barış imzalamaya zorlayabileceğini iddia ediyordu.

 

Olumlu cevap vermeyeceğimiz hiç bir barış planı yoktu, olumlu cevap vermeyeceğimiz hiç bir arabulucu yoktu. Bizim egemenliğimizi ve onların egemenliğini güvence altına alacak hiç bir öneri yoktu/ bizim kerametimizi ve onların kerametini, bizim emniyetimizi ve onların emniyetini güvence altına alacak hiç bir öneri yoktu/ bizim haklarımızı ve onların haklarını güvence altına alacak ve bizim hayır dediğimiz hiç bir öneri yoktu... o zaman çare nedir?? zafere kadar savaştı, vatanı ve şerefimizi savunmak ve Allah’ın yardımı ile zafer elde etmekti. Ne yapmalıyız? Savaşmalıyız, ta ki karşı taraf esneklik göstersin. Bizim artık esnek davranacak bir şeyimiz yoktu ve savaşmaktan başka çare kalmamıştı. Onu aciz etmek barışı yaklaştıracaktır. Aciz olunca barışı kabul edecektir.

 

Hürremşehir kenti Ervend ve Karun ırmaklarının kesiştiği noktada ve denize yakın bir yerde yer alması ve çok sayıda liman ve iskelesinin bulunması ve özellikle stratejik Abadan kentine yakınlığı yüzünden büyük önem arz ediyordu. Açık denizlere ulaşımı kısıtlı olan Irak rejimi sürekli Hürremşehir ve Abadan ve çevrelerindeki petrol zengini bölgelere göz dikmişti. Dolaysıyla bu iki kenti işgal etmek, Irak’ın baas rejiminin ilk hedefleri arasındaydı.

 

Muhsin Rızai Iraklı askerlerden şöyle söz ediyor:

Abadan Hürremşehir ekseninde Rasul Bişe sınırı/ Reşid beyle Abadan Dehloran Musiyan sınırına gittik. Irak ordusunun sınıra yaklaştığını ve saldırmak istediğini açıkça görüyorduk.

Saddam ve baas partisi İran’ın karşı karşıya bulunduğu sorunları biliyordu ve Hürremşehir’i bir günde ve Ahvaz’ı üç günde fethetme vaadinde bulunmuştu.

Muhsin Rızai şöyle anlatıyor:

Irak ordusu İran’a saldırdığında üstünlüğün zirvesindeydi. Beyin takımı ayakta ve sağlamdı. Albayından orgeneraline kadar herkes işbaşındaydı. Ağır savaşların kurslarını görmüş askerlerdi. Sovyetler birliğinde ve bazen Fransa’da geniş eğitim almıştı. Ancak İran ordusunun beyin takımı, ki albay rütbesinden daha yüksek rütbeli olanlardı, inkılap yüzünden yok olmuştu veya kaçmıştı ve her halükarda yoktu.

 

Irak’ın Hürremşehir kentine saldırması ile birlikte bu kentin sınırında bulunan tek askeri güç kara kuvvetlerine bağlı bir tugaydı, fakat direniş halkaları deniz kuvvetleri komandoları, Hürremşehir’in yerli halkı ve Muhammed Cihanara komutasındaki İslam inkılabı muhafızlar ordusu Hürremşehir birliğinin katılması ile birlikte şekillenmeye başladı.

Hürremşehir’i kurtarma operasyonuna katılan mücahitlerden biri şöyle anlatıyor:

Bizim şu son hareketimiz ırmağın bu kıyısından karşı kıyısına geçmeyi kısaca anlatmak istiyorum. Tüm başlar geriye bakıyordu, Hürremşehir’e doğru, istisnasız %99 ağlıyordu, diyebilirdim. Ağlamayanlar da içlerinde ağlıyordu. Tüm gözler Hürremşehir’e bakıyordu. Komandolar da karşı kıyıya indiklerinde, barikat kazarken kendi aralarında ahit bağladılar ve Hürremşehir’i kurtarmadan bu bölgeden ayrılmayacaklarını söylediler. Duaları ise şöyle idi: Ya Rabbim bize ahdimize vefa edecek güç ver.

 

Hürremşehir’i savunanlar sokak sokak ve ev ev direnerek yedisi zırhlı mekanize tümen olan ve hava desteğinden yararlanan Irak ordusunun tam 12 tümenine karşı tam 34 gün direnmeyi başardılar.

Irak rejiminin savaşı başlatmasının ardından İran ordusu Irak ordusunu dize getirmek için bir çok operasyon düzenledi ki bu operasyonların bir çoğu planlama ve karmaşıklık ve başarı boyutları ile dünyaca üne kavuşan operasyonlar oldu.

Irak rejimi İran’a saldırdıktan on saatten daha az bir sürede İran hava kuvvetleri bu saldırıya en ezici ve en kesin tepkiyi verdi. O gün Yay-99 operasyonu tam 140 bombardıman uçağı, F4 ve F5 savaş uçakları ve yaklaşık 60 tanker uçak ve avcı uçakla beraber toplam 200 uçağın katılımı ile başladı ve Irak’ın bir çok stratejik merkezi hedef alındı.

 

General pilot Çitçian operasyon hakkında şöyle diyor:

99 sayısının bu operasyonun adında yer almasının sebebi, bu operasyonun 99 sayfada yer almasıydı ve her hava üssünün/Hemedan, Dezful, Tebriz ve Buşehr üssü/ ne yapması gerektiği bu sayfalarda yazılıydı. O gün çeşitli filolar tam 361 sorti uçuş yaptı, 150 kez bombardıman yapıldı.

Yay-99 hava operasyonu muazzam ve muhteşem bir operasyondu ve İran ordusu bu operasyonu büyük bir başarı ile gerçekleştirdi, öyle ki Irak hava kuvvetleri bu operasyonda operasyon gücünün %55 kadarını kaybetti, nitekim Irak hava kuvvetlerinin en önemli hava üssü olan Reşid hava üssü tam 69 gün operasyon yeteneğini yitirdi. Gerçi bu operasyon İran’ın kutsal savunma yıllarında son başarılı operasyonu da olmadı.

 

Hş. 7 Azer 1359 tarihinde İran deniz kuvvetleri hava kuvvetleri ile ortak bir operasyonda Ervend ırmağının Batı kıyısında yer alan stratejik Ümmülkasr limanını ve ayrıca El bekir ve El Ümmiye adlı devasa petrol platformlarını imha etmeyi başardı. İnci anlamına gelen Morvarid adlı operasyonun sonucunda Irak’ın petrol platformları imha oldu ve böylece deniz üzerinden ihraç ettiği petrol tamamen kesildi ve savaş sırasında Irak’a giden ve bu ülkenin petrolünün satışında önemli rol ifa eden petrol tankerlerinin Irak’a gitmesi imkansız hale geldi.

 

 

Morvarid operasyonuna katılan komutanlardan biri bu operasyonu şöyle anlatıyor:

Dayatılan savaşın başından beri ve özellikle son üç haftada Irak’ın baas rejimine indirilen darbeleri biliyorsunuzdur. Ancak şu kadarını söylemeliyim ki yaklaşık üç hafta önce 24 saat içinde Irak deniz kuvvetlerine bağlı 6 adet modern kruvazör ve son üç günde de iki kruvazör daha İran İslam Cumhuriyeti deniz kuvvetleri tarafından denizin dibine batırıldı.

Böylece Irak deniz kuvvetleri bu operasyondan sonra tamamen devre dışı kaldı ve savaşın sonuna kadar hiç bir şey yapamadı.

Hürremşehir’i kurtarma operasyonu da Irak ordusunun belini kıran operasyonlardan biriydi. Bu operasyonu İslam mücahitlerinden biri şöyle anlatıyor:

Hş. 2 hordad 1361 günüydü, düşman Hürremşehir’de kuşatma altına alındı. Yukarıdan üç karargahtan saldırı yapılıyordu. Deniz kuvvetleri deniz piyadeleri tugayları ve komando tugayları bu güçlerin solunu tutuyor ve Abadan’ın kuzeyinde ilertiyorduk. Hürremşehir’i kurtarmak için gidiyorduk. 3 hordad günü sabah erkenden Karun ırmağının doğusunda artık kimse kalmamıştı, yani tüm mücahitler ve Hürremşehir’i savunanlar kente girmişti. İşte bu noktadan temizlik operasyonu liman ve tren garı ve gümrüğe doğru başladı ve düşmandan temizlendi. Tam 17 bin esir alındı, 17 bin esir. Operasyon yapan karargahlar komandolarla birlikte burada birbirine kavuştu. Şelemçe caddesinden uluslararası sınırlara doğru Iraklı güçlerin hepsi geri çekildi ve sınırın ötesine geçti. Hürremşehir kurtuldu. Hürremşehir’i Allah kurtardı. Bu zafer İran’ın her yerinde yankılandı. Burada Hürremşehir’e giren bizim güçlerimiz için durum tam kenti boşaltırken yaşadıkları durumun tersiydi. O gün gözler üzüntüden yaşlarla dolmuştu ama şimdi sevinç gözyaşı vardı. Herkes toprağı öpüyor, birbirine sarılarak öpüşüyor, Allah’a şükrediyor, namaz kılıyordu. Ya Rabbim, sen bize bu tevfiki inayet ettin ki biz de ahdimize vefa edelim.

 

 

Dezful, Nasr, Tevvekkül, Samenul Aimme, Tarikul Kudüs, Fethul Mubin, Beytulmukaddes, Ramazan, hazırlık Velfecr, Velfecr 1, Velfecr 4, Hayber, Bedir, Kadir, Velfecr 8, Kerbela 1, Kerbela 4, Kerbela 5, Kerbela 6, Kerbela 10, Beytulmukaddes 2, Beytulmukaddes 7, Lebbeyk ya Humeyni, Velfecr 10, Mersad, 8 yıllık kutsal savunma yıllarında İran’ın düzenlediği bazı başarılı operasyonların adlarıydı.

Irak’ın baas rejiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne dayattığı sekiz yıllık savaşta Batılı ve Avrupalı devletler türlü yollardan saldırgan taraf olan Irak’a destek verdi. Bu yıkıcı savaş yüz binlerce ölü ve yaralı geride bıraktı ve milyarlarca dolar hasara yol açtı. Bu savaşta hem Doğu ve hem Batı blokları saldırgan tarafı destekledi.

 

 

Amerika’nın Irak’taki eski büyükelçisi David Newton Irak’ın bu savaşı kaybetmesinden duydukları kaygı hakkında şöyle diyor: bizim kimyasal silahlardan duyduğumuz kaygı yerindeydi, ancak en çok kaygı Irak’ın bu savaşı kaybetmesiydi.

Amerika’da yeni yeni yayımlanan bazı belgeler ise sekiz yıllık savaş sırasında Amerika Saddam rejimine İran ordusu hakkında istihbarat verdiğini ve İranlı askerlerin toplandığı noktaları, depolarını, mühimmatlarını ve benzer bilgileri aktardığını ortaya koydu.

 

 

Amerika savunma Bakanı danışmanı David Krist şöyle diyor:

Hş. 1364’ün kış aylarında İranlılar Basra eksenini kırmaya hazırlanmıştı. Amerika uydu görüntüleri ile bu durumu fark etti ve Saddam ne gibi bir tehlike ile karşılaşacağını anladı ve bir atak düzenleyerek İranlıları bu bölgeden geri püskürttü ve iki ayda 20 bin İranlıyı öldürdü.

 

 

Gerçekte İranlı savaşçıların İslam inkılabının hakkaniyetine iman ve inancı ve  gönüllü seferberler olarak İran İslam Cumhuriyeti topraklarını savunmak için tam sekiz yıl boyunca cephelere akın etmeleri İslam inkılabı ve İslamî nizamın en büyük sermayesiydi ve Irak’ın savaş makinesini durdurmakta en önemli rolü ifa etti.

 

 

Irak rejiminin ilan ettiği hedeflerine ulaşmakta başarısız olmasının etkenleri arasında İranlı mücahitlerin iman ve inancından başka Saddam hamilerinin İslam Cumhuriyeti nizamını devirmekten umudunu kesmesi, savaşın halk tarafından desteklenmesi ve sonunda 598 sayılı kararnamenin İran tarafından kabul edilmesi gibi etkenlerle etkili oldu ve sonuçta Irak’ın baas rejimi savaşı başlattığı günden sekiz yıl sonra savaşı başlattığı ilk noktadaydı.

 

 

BM dönem genel sekreteri Havier Perez De Kueyar’ın hş. 1366 yılının Şehriver ayında Tahran’ı ziyaret etmesi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin hakkaniyetini kabul etmesi ve ardından İran’ın dönem cumhurbaşkanının BM genel kurul zirvesinde bir konuşma yaparak İran’ın BM’nin savaşın başından beri 698 sayılı kararnameye kadar çıkardığı kararnamelere yönelik tutumunu beyan etmesinin ardından sonunda hş. 26 Tir 1367 tarihinde resmi bir mektup yazılarak bu kararnamenin İran İslam Cumhuriyeti tarafından kabul edildiği ilan edildi.

 

İmam Humeyni –ks– ise ilk günkü tutumundan bir adım bile geri atmadı ve bir konuşma yaparak şöyle buyurdu:

Biz ta baştan söylediğimiz şartları şimdi de söylüyoruz ki biri Iraklı tüm askerlerin çekilmesi ve Irak savaş uçaklarının İran’a kayıtsız şartsız saldırılarını durdurmasıdır, kayıtsız şartsız, hiç bir şart söz konusu olamaz, ayrıca suçlunun da kim olduğu belli olmalıdır ve bizim bu işin manevi boyutu ile de işimiz vardır.

 

 

BM güvenlik konseyinin 598 sayılı kararnamesinde ilk kez ve savaşın üzerinden sekiz yıl geçtiği bir sırada konsey İran ve Irak savaşında barış ihlali olduğunu tespit etti ve bu yüzden açıkça BM bildirgesinin 39 ve 41 sayılı maddelerine göre hareket edeceğini açıkladı.

BM güvenlik konseyi altıncı maddede ilk kez İran’ın görüşünü kabul etti ve genel sekreterden tarafsız bir heyeti İran ve Irak’la istişarenin ardından belirleyerek çatışmanın sorumlusunu belirlemesini istedi.

Gerçekte 598 sayılı kararname sekiz yıl süren savaş boyunca güvenlik konseyinin beş daimi üyesi aylarca süren oturumun ardından üzerinde mutabık kaldığı bir kararnameydi.

 

Dr. Muhsin Rızai bu konuda şöyle diyor:

Bunun esas sebebi, kararname İran’ın isteklerinin önemli bir bölümünü kabul etmiş olmasıydı. Örneğin uluslararası sınırlar tanınmıştı, saldırgan tarafı belirleyecek komisyon da kabul edilmişti, hasar tespit komisyonunu da kabul etmişti, oysa bundan önceki kararnamelerin hiç birinde bu konuların hiç birini kabul etmemişti.

 

Dr. Rahim Safevi sekiz yıllık dayatılan savaşın siyasi, askeri ve savunma kazanımlarını şöyle anlatıyor:

Sekiz yıllık kutsal savunmanın siyasi, askeri ve savunma kazanımları ve şu 598 sayılı kararnameye göre biz savaşın sonunda kendi topraklarımızın tümünü geri almış ve sınırın sıfır noktasındaydık ve İran topraklarından hiç bir bölümü Iraklıların elinde değildi. Yine Ervend ırmağına tam musallattık ve gerçekte askeri açıdan bizim durumumuz uygun durumdu ve hiç bir bölge Iraklıların kontrolünde değildi. Ya da daha sonraları siyasi açıdan BM genel sekreteri Havier Perez De Kueyar Irak’ı savaşı başlatan taraf ilan etti, ki bu da İran için siyasi bir zaferdi. Esirlerin takası ve tüm İranlı esirlerin yurda geri dönmesi ve Iraklı esirlerin de Irak’a geri dönmesi, şu esir takası ve 40 bin İranlı eserin geri dönmesi de İran için büyük bir siyasi zaferdir. Bir iki yıl sonra da Irak Kuveyt’e saldırdığında, kuveyt kısa bir sürede ve bir kaç saat içinde düştü. Bu durum Irak’ın tecavüzcü huyunu bölgenin Arap milletlerine ve Saddam’a yardım eden devletlere ve dünya milletlerine gösterdi. Sonunda İran askeri açıdan saldırgan düşman karşısında üstün konumdayken kararnameyi kabul etti ve sekiz yıllık kutsal savunmaya rağmen savaş sahalarında yapıcı savunma gücüne sahip olduğunu ve milli, bölgesel ve uluslararası boyutlarda tüm planları etkisiz hale getirerek savaşta inisiyatifi kendi elinde tutabildiğini ispat etti.

 

 

Dr. Ali Ekber Velayeti de şöyle diyor:

İran İslam Cumhuriyeti’nin uluslararası arenada ve özellikle BM’de yürüttüğü müzakerelerde siyasi zaferi birinci derecede halkın görülmemiş bir şekilde cephelere akın etmesi ve Irak’ın baas rejiminin tecavüzüne karşı göz kamaştıran zaferler elde etmesi ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının siyasi istikrarı ve bütünlüğü ve ta baştan ilan ettiği şartlardan asla geri adım atmamasından kaynaklanıyordu.

 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Cuma hutbesinde şöyle konuşmuştu:

Şu rejim ta baştan şimdiye kadar tüm hareketleri sinsice oldu, savaşı başlattı, savaşı şiddetlendirdi, savaşa savaş suçlarını bulaştırdı, savaşı çok acı bir şekilde kentlere bulaştırdı ve sonra da müzakere ve barış ve ateşkes olunca yine müzakerelerde yanlış ve makul olmayan sözler ediyor. Biz bu rejimin bir kez daha sınırları ihlal etmesini ve ateşkesi bozmasını da bekliyoruz. Biz savunmaya hazır olmalıyız ve hazırız da. Ben açık ve net söylüyorum, İran milleti ve yetkililer ve silahlı kuvvetler ve ordu ve muhafızlar ordusu ve gönüllü seferberler büyük bir kararlılıkla hazırlıklıdır ve eğer Irak rejimi yeniden şeytanlık etmeye ve sınırları geçmeye kalkışırsa hepimiz tek bir yumruk olup saldırgan zorba ve gaddar tarafın kafasına ineriz.

 

İran topraklarının bütünlüğünü ecnebi düşmanın geniş cephesine karşı korumak ve kendi iradesini düşmana dayatmak ve Irak’ın baas rejimini savaşı başlatan taraf ilan ettirmek, Irak’ın hamilerinin askeri ve diplomasi hezimetlerinin yanında önemli etkenler oldu ve onların savaşı adil olmayan bir şekilde sonlandırmalarını engelledi. Nitekim bu savaşın kazanan tarafı İran milleti ve yenik düşen tarafı Irak’ın baas rejimi oldu ve bu da tüm dünyanın hafızasına bu şekilde kazılarak kalmış oldu.