İranlı şair Habibullah Çayçian’ın vefatı üzerine
Kısaca Hisan adı ile anılan İran’ın çağdaş ehli beyt şairi Habibullah Çayçian 30 kasım günü 94 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Başlangıçta hiç bir şey yoktu, kelime vardı ve o kelime, Allah’tı.
Defalarca bu cümleyi insanlardan duydum ve sürekli düşündüm: kelime, Allah olan kelime. Kendi kendime düşünüyorum, varlık aleminde bunca kelimeden hangileri ilahi ruhunu korumuştur? Hangileri seni yerden kopararak Arş’a götürmüştür?
Kah bir resim,
Kah bir musiki,
Kah bir resim perdesi,
Ve kah bir şiir,
Seni koparıyor,
Kendinden, yerden ve dünyadan,
Ve seni ancak sen ve O tüm genişliği ile var olan yere götürüyor,
Ve akan bir kelime ve senin yerine O’nunla sohbet eden,
Geldim ey Şah, beni esirge,
Günahlarımdan bir aman ver,
Ben sana vuslata layık değilim,
Bir an bakmaya izin ver.
İslam Peygamberi’nin –s– mutahhar ehli beyti –s– için şiir yazmak, şiir zevkine sahip olmanın yanında o büyük insanlara has bakış ve özel inayet gerektiren bir sanattır. Ehli beyt şairi Hisan, ehli beyt –s– aşıkları için tanınan ve bilinen bir addır. Bu değerli şair gençlik çağından itibaren düşüncelerini ve şiirlerini başta İmam Hüseyin –s– olmak üzere Resulullah’ın –s– pak hanedanının adı ve anıları ile teberrüklü hale getirmiştir ve bu aşk dolu tevessülün sonucu, yarım asrı aşkın bir süredir Aşura için düzenlenen yaz merasimlerinde ve destelerinde yer alan insanlarca okunan değerli ve kıymetli şiirlerdir.
Kısaca Hisan adı ile anılan İran’ın çağdaş ehli beyt şairi Habibullah Çayçian hş. 1302’de Tebriz kentinde dünyaya geldi. Hisan altı yaşına geldiğinde ailesi ile beraber Tahran’a göç etti. Tahran’da İran – Almanya okulunda eğitimini bitiren Çayçian daha sonra İran Milli bankasında istihdam oldu.
Hisan henüz 15 yaşındayken şiir yazmaya başladı. Her ikisi Kur'an'ı Kerim karisi olan anne ve babası Hisan’ı şiir yazmaya teşvik etti. Hisan anne ve babası ve muhterem eşinin İslam Peygamberi’nin –s– pak hanedanına olan yoğun ilgisini ve bu değerli insanların eşliğini ehli beyt şairi olmasında etkili olduğunu belirterek bir yerde şöyle diyor:
Anne ve babam ve eşimin 14 masuma –s– ilgi ve sevgisi ve gayet tabi ehli beytin –s– medetleri her zaman benimle olmuştur. Kerbela’ya yaptığım ilk ziyaretimde Allah’tan ve Seyyidi Şühedadan –s– bana şiirlerimi Resulullah’ın –s– pak ehli beytinin medhi veya mersiyesi yönünde yazmam için yardımcı olmalarını niyaz ettim ve bugüne kadar da böyle olmuştur. Seyyidi Şüheda’nın –s– türbesini ziyaret ettikten sonra kendi kendimle tüm şiirlerim Resulullah’ın –s– pak ehli beytinin medhi veya mersiyesi yönünde olması ve gençlerin terbiyesiyle ilgili olması için ahit bağladım ki bunun sonucu da ilk şiir eserim oldu. Ben Seyyidi Şühedayı –s– ve o büyük insan için şiir yazmayı seviyorum. Emirülmüminin –s– medhinde de çok şiir yazdım. Ancak tüm ehli beyt –s– fertleri tek bir nur gibidir ve benim de tüm şiirlerim onların bana karşı lütuf ve ihsanının sonucudur.
Hisan’ın eşinin belirttiğine göre şair çeşitli sosyal konular ve aşk üzerine bir çok şiir yazmıştı, fakat bu seyahatten ve İmam Hüseyin –s– türbesini ziyaretten dönünce daha önce yazdığı tüm şiirlerini yaktı.
Hisan İslam Peygamberi –s– ve mutahhar ehli beytinin –s– yaşam ve siyeri hakkında bilgisini geliştirmek için Allame Asgeri ve Gadir adlı değerli kitabın yazarı Allame Emini gibi büyük üstadlardan feyiz aldı.
Anlatılanlara göre Allame Emini Hisan’ın şiirleri ile tanışınca mesaj yollamış ve Hisan beyin gelmesini istemiş ve eğer gelmeyecekse, kendisi bizzat onu ziyarete gideceğini söylemiş. Hisan Allame Emini’yi ziyarete gelmiş ve bu büyük İslam alimine hayran olmuş. Allame Emini Necef’ten Tahran’a geldiğinde de Hisan her hafta en az bir kez Allame Emini’yi ziyaret ediyormuş. Allame Emini Hisan’dan her görüşmelerinde mutlaka yeni bir şiirle gelmesini istiyormuş. Bir keresinde Hisan yeni bir şiir yokmuş ve Allame Emini’nin bulunduğu bir mecliste okuduğu eski şiirlerinden birini okumuş. Meclisin sonunda Allame Emini yavaşça Hisan’a şöyle demiş: şiiriniz çok güzeldi, ama lütfen bundan böyle bize bayat şiir yutturmayın.
Allame Emini’nin Hisan’ın şiirleri üzerindeki etkisi çoktur, öyle ki bazı uzmanlar Hisan’ın ehli beyt –s– için yazdığı şiirlerde Allame Emini’nin araştırma yönteminin etkisi altında olduğunu belirtiyor, şöyle ki önce rivayeti anlatıyor, sonra delil getiriyor ve ardından şiirine devam ediyor.
Hisan Fars dilinde ehli beyt –s– için şiir yazan şairlerin başında geliyor ve şiirleri tüm kesimleri memnun ediyor. Ehli beyt –s– şairlerinden Hüseyin İsrafili Hisan’ın şiirleri ve Fars dilinde ehli beyt –s– için şiir yazma akımı üzerindeki etkisi hakkında şöyle diyor:
Hisan bey hem seçkin çalışırdı, hem halkın beğeneceği türden yazardı. Gerçekte Hisan’ın bazı şiirleri elit kesime özeldi ve onlar bu şiirlerle rahatça irtibat kurabiliyordu ve bazı şiirleri de genel kitleye hitap ederdi ve İmam Hüseyin –s– yas merasimlerinde kullanılırdı.
Çağdaş şairlerden Mustafa Muhaddesi Horasani’ye göre Hisan’ın yazdığı şiirlerin kalıcı olmasının sebebi, çeşitli halk kitlelerinin Hisan’ın şiirlerine ilgi göstermesiydi. Hisan halk arasından çıkmıştı ve halkın duygularını ve kaygılarını ve sevgilerini biliyor ve bir nevi halkın nabzı onun elindeydi ve bu yüzden halkın gönlüne hitap eden dilden yazabiliyordu.
Bugün yıllardır Hisan’ın şiirleri halk tarafından fısıldanıyor ve adete milli boyut kazandığı gözleniyor. Örneğin eğer her İranlı vatandaşa “bu gece aşıkların şahadetnamesi imzalanıyor” sen devam et, derseniz o da hemen şiirin devamını okumaya başlar. Yine “geldim ey Şah, beni esirge” şiirini bilmeyen hemen hemen yoktur. tüm bunlar şairin halkçı olduğunu gösteren durumlardır. Bu özelliğin yanında şairin ehli beyte –s– yönelik ihlaslı sevgisi ve Kur'an'ı Kerim ve İslam’ı iyi bilmesi bu alanda başarılı olmasına ve şiirleri de halk arasında kalıcı hale gelmesine sebep oldu.
Kısaca Hisan adı ile anılan Habibullah Çayçian 39 Kasım günü fani dünyaya gözlerini yumdu. Hisan’ın tüm İranlılarca bilinen şiirlerinden biri, şii Müslümanların sekizinci imamı Hz. Ali bin Musa Rıza için yazdığı şiiridir. Biz de sözü bu şiiri yazmanın macerasını şairin kendi dilinden anlatarak ve bu güzel şiirden bazı beytleri okuyarak noktalamak istiyoruz.
Şiirlerim masum imamların –s– bana inayetleridir. Örneğin İmam Rıza –s– hakkında olan Geldim ey şah, beni esirge adlı şiir bana annemle birlikte Meşhed’e gittiğimizde ilham oldu. Annem iki kez ve art arda ve kısa aralıkla kalp krizi geçirdi. Hekim bana şöyle dedi: hasta bu şartlarda uzun süre yaşamaz. O sıralarda anneme ne arzu ettiğini sordum. Annem de bana verdiği cevapta bir kez daha İmam Rıza’yı –s– ziyaret etmek istediğini söyledi. Ben hemen yolculuk için tedarik yaptım. Gerçi annem için yürümek zordu ve sağlık durumu da iyi değildi, ama ben koluna girdim ve yavaş yavaş yürüterek Meşhed’e doğru yola çıktı. İmam Rıza –s– türbesi her zamanki gibi çok kalabalıktı. Türbeye girmek zor ve annem için adeta imkansızdı. Anneme durduğumuz yerden İmam Rıza’yı –s– selamla dedim. Annem şöyle dedi: biz eskiler türbenin parmaklığını öpmeden ziyaret içimize sinmez. Ben de şöyle dedim: asıl Hz. Rıza –s– cevap verirse içimize siner. O sırada annemin koluna girmiş vaziyette parmaklığa doğru hareket ederken şu şiir bana ilham oldu.
Geldim ey Şah, beni esirge,
Günahlarımdan bir aman ver,
Ey türbesi yolda kalanların sığınağı,
Beni kapıdan kovma, yol ver,
Ey aşk gülistanının dikensiz gülü,
Bir bitki gibi yakınında yer ver,
Ben sana vuslata layık değilim,
Bir an bakmaya izin ver.
Şiirim sonuna geldiğinde, birden kendime geldim, baktım ki annem sağlam bir adamın bile rahatça yürüyemediği o kalabalığın arasından kendini parmaklığa ulaştırmış ve parmaklığı öperek münacat ediyor.
Gerçekte bu şiir annemin ömrünün son anlarının ifadesiydi.