Türkiye'den köşe yazarları
https://parstoday.ir/tr/news/turkey-i553-türkiye'den_köşe_yazarları
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Vatandaş zamları görünce ekonomiye güveni kalmadı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Ocak 30, 2016 10:20 Europe/Istanbul
  • Türkiye basını
    Türkiye basını

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Vatandaş zamları görünce ekonomiye güveni kalmadı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tek parti hükümeti ekonomik istikrar getirir söylemi tutmadı. Hatırlayacaksınız, AKP hükümeti milli geliri sansürleyerek seçime girdi. Dolar bazında 10 bin 822 dolardan, 9 bin 169 dolara gerileyen kişi başına geliri vatandaş öğrenmesin diye seçim öncesi yayınlanan Orta Vadeli Program’da iktidar sansürledi. Onun yerine hayalî satın alma gücü paritesine göre hazırlanan kişi başına geliri gösterdi. Vatandaşa kişi başına yıllık gelirin 20 bin 298 dolar oldu dedi. Vatandaş bu sansür nedeniyle gerçekleri göremedi. Şimdi gerçek ortaya çıkıp milli gelirin 822 milyar dolardan 722 milyar dolara gerilediği, kişi başına gelirin 1653 dolar azaldığı açıklanınca bu defa ekonomiye güven daha önce hiç görülmemiş bir hızla azaldı. Dün açıklanan verilere göre; ekonomik güven endeksi Ocak 2016’da bir önceki aya göre yüzde 16,8 oranında azalarak 100.8’den 83.9’a geriledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Peki, ne anlama geliyor ekonomik güven endeksinin yüzde 16,8 oranında gerilemesi?

Şu anlama geliyor; tüketici güven endeksinde önümüzdeki on iki ayın, reel kesim, hizmet sektörü, inşaat ve perakende ticarette gelecek üç aylık dönemin beklentilerinin olumsuza döndüğünü gösteriyor bize. Yani vatandaş iş bulmayacağını, tasarruf yapamayacağını, ekonominin genel durumunun kötüye gideceğini düşünüyor.

Peki, niye vatandaş karamsarlığa kapıldı?

Kapıldı, çünkü AKP tek parti hükümetinin programında yeni bir açılım yok. Verilen ücret artışları tek kalemde fazlasıyla geri alındı. Emekliye ayda 100 lira ilave verildi ama ekmeğin fiyatına Ankara’da yüzde 35, İstanbul’da yüzde 25 zam geldi. Hemen bir örnek verelim 1500 lira maaş alan bir emekli daha önce Ankara’da 2000 ekmek alabilirken, şimdi 100 liralık ilave zam dâhil 1600 ekmek alabiliyor. Emeklinin alabileceği ekmek sayısı aylık olarak Ankara’da 400, İstanbul’da 320 adet azaldı. Yani maaşı arttı ama satın alma gücü azaldı emeklinin. Yine dünyada enerji fiyatları düştüğü için elektrik fiyatları gerilerken Türkiye’de durup dururken elektrik fiyatına yüzde 6,8 zam geldi. Anlayacağınız köprü geçiş ücretinden trafik sigortasına kadar aşırı zamlar yapıldı.

Bu arada Köprü geçiş ücretine yüzde 16 oranında zam yapılmasının nedenini sormak gerekiyor… Enflasyon 2015’te yüzde 8,8 düzeyindeyken, beklenen enflasyon 2016 için yüzde 7,5 olduğuna göre; niye yüzde 16 oranında zam yapıldı Köprü geçişine? Bu zammın niye böyle yapıldığını hükümetin açıklaması şart. Hangi matematik gerekçeyle yapıldı bu zam. İşte bu keyfî ve hesapsız yüzde 16 zam ve anlamsız diğer zamlar vatandaşın ekonomiye güvenini bir ayda yüzde 16,8 gibi çok büyük oranda düşürdü.

Peki, bundan sonra ne olacak?

Şunlar olacak; milli gelir dolar bazında gerilediği için dış borçların ödenmesinde zorluk çıkacak. Dövizle borçlanan şirketler borçlarını ödeyebilmek için küçülecekler. Eleman çıkartacaklar. İşsizlik artacak. Çünkü ekonomi dolar bazında küçülüyor. Oysa dolar bazında borç faizleri yüzde 7-8 civarında. Dolayısıyla bu faizlerin, dolar bazında negatife dönen büyüme hızıyla karşılamak mümkün değil.

Şimdi akla hemen “hani dış borçların bir kısmı bir cepten diğer cebe borçtu” sorusu gelebilir. Evet, dış borçların bir kısmı “bir cepten diğer cebe borç” ama dolar bazında milli gelir azalınca işler değişti. Ekonomi dolar bazında küçüldüğü için yurtdışındaki mevduatını garanti olarak gösterip dış borç alanlar Türkiye’de bunun karşılığını kazanamadığından zarar etmeye başladılar. Krediye garanti olan mevduat kredinin faiz borcunu karşılamıyor artık.

…***

Arslan Bulut, Yeniçağ gazetesinde, “Türk tipi mi AKP tipi mi?”başlıklı yazısını okıuuyucularla paylaşıyor.

“Tayyip Erdoğan "Yeni Anayasa" için kurdurduğu "Türkiye Anayasa Platformu"nun toplantısında konuşurken, sivil toplum kuruluşlarının meydana getirdiği bu yapılanmanın milleti temsil ettiğini iddia etti ve milletin önünde hiçbir gücün duramayacağını söyledi.Gerçekte ise halkın çoğunluğu yeni anayasa istemiyor, başkanlık sistemi de istemiyor. Tayyip Erdoğan bunu çok iyi bildiği için AKP'nin ebeliğini yapan Birlik Vakfı gibi sivil toplum kuruluşları üzerinden kamuoyu desteği sağlamaya çalışıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Platformun başını çeken Birlik Vakfı'nda yıllar önce yaşanmış bir olay, bu tür kuruluşların kimi ve hangi düşünceyi temsil ettiğini ortaya koymuştu. Birlik Vakfı'nda yapılan toplantılara üyelerin davet ettiği vatandaşlar da katılabiliyordu. Avrupa Birliği'ne katılım heveslerinin AKP iktidarı tarafından gündüz havai fişek patlatılarak teşvik edildiği dönemde, toplantıya katılan bir vatandaş, Avrupa Birliği'ne siyasi tavizler verilmesinden rahatsız olduğunu anlatınca orada bulunan AKP'nin üst düzey bir temsilcisi "Bizim yaptığımız, Ankara'nın şerrinden Brüksel'in şefaatine sığınmaktır" demişti.

"Şer merkezi" olarak gördükleri "Ankara"dan kastedilen herhalde Türk Silâhlı Kuvvetleri idi! Zaten AKP sözcüleri devamlı olarak "askeri vesayet"ten şikâyet ediyordu.

Tayyip Erdoğan, sadece sivil toplum kuruluşlarının propagandası ile sonuca ulaşamayacağını biliyor elbette. Dolayısıyla bir taraftan da AKP'nin yurt çapında sosyal yardım faaliyetleri devam ediyor. Sadece Trabzon'dan kapsamlı bir örnek vererek asıl propagandanın nasıl yapıldığını göstermek istiyorum.

Bilindiği gibi Türkiye'nin nüfusu ile ilgili rakamlar açıklandı. Trabzon'un nüfusu 766 bin 782'den 768 bin 417'ye yükseldi. Vali Abdil Celil Öz, son bir yıl içinde ihtiyaç sahibi 95 bin 686 kişiye yaklaşık 121 milyon lira yardım yapıldığını bildirdi.

Adam başı yaklaşık 1200 lira düşüyor.

Trabzon'da her sekiz kişiden biri yardım almış görünüyor! Yardım alanların almayanlarla akrabalığını da dikkate alırsak, bütün bir şehrin durumdan haberdar olduğunu kabul etmemiz gerekir. Dolayısıyla AKP'nin Trabzon'dan yüzde 55 civarında oy almasında bu yardımların rolünün olmadığını söylemek mümkün değildir.

AKP iktidarı, her sekiz kişiden bir kişiye nakit yardımda bulunarak, oy oranını koruyor.

AKP'nin iktidarda kalmasının asıl sebebi muhalefet partilerinin iktidar olmak istememesidir. Buna rağmen AKP işi garantiye bağlıyor. Aslında bu rakamlar, halkın sekizde birinin yardıma muhtaç olduğunu, ülkenin ekonomik olarak da iyi yönetilmediğini gösteriyor.

Çoğunluk, kısa günün kârına bakıyor! Buna güvenilerek "Türk tipi" değil, "yerli ve milli" de değil ama AKP tipi bir Anayasa ve yeni bir rejim tasarlanıyor!

…***

Mümtazer, Türköne, Zaman gazetesinde, “Yargıya güveniyor musunuz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Can Dündar'a "cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlamasıyla "ağırlaştırılmış müebbed" isteyen savcı, delil olarak 58 köşe yazısını gösterdiği zaman, yargıç koltuğundaki kişi siz olsanız ne yaparsınız? Cevap o kadar kolay değil.Köşe yazılarında "cebir ve şiddet" bulmak için, hukuk ve hayat adına her şeyin ters yüz edilmesine ikna olmanız yetmiyor. Cevabı ararken, dişleri sökülmüş, terazisi paramparça edilmiş, kılıcı kesmeyen bir yargı sistemine dahil oluyorsunuz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yargıya ve yargıca güvensizlik, ülkenin, devletin, toplumun çivisinin çıktığı anlamına geliyor. Yargıya güvensizlik ile hükümete, belediyeye, kaymakama-valiye, polise-askere güvensizlik arasında esaslı bir fark var. Diğerlerini zor da olsa düzeltirsiniz, adalete güvensizlik toplumu bir arada tutan, geleceği koruyan bütün umudun ve inancın kaybedilmesi demek. En temel hakkınız olan yaşama hakkınızı bile, adalet işlediği sürece koruyabilirsiniz. Yoksa? Herkes kendi davasının savcısı ve yargıcı olur. İhkak-ı hak peşine düşer. Güç, hakkın ve adaletin yerine geçer. Güçlü zayıfa hayat hakkı tanımaz. Hayat güvencesi arayanlar, kendi güçlerini oluşturmaya veya güçlü bir şemsiyenin altına sığınmaya çalışırlar. Gücün geçer akçe olduğu bir toplum düzeni ortaya çıkar. Güçlünün haklı olduğu, hükmünü yürüttüğü orman kanunları geçerli olur. Devleti de, toplumu da bu vahşet düzeninde korumak ve tek parça halinde tutmak imkânsız hale gelir.

Yargı, üzerindeki siyasî yüke dayanamadığı için çöktü. Siz yargıç olsanız, karar verirken güç sahiplerinin durduğu yeri kestirmek zorunda kalırsınız. "Vicdan" diye ısrar ediyorsanız, en iyi ihtimalle soluğu kış aylarında başka bir şehirde alabilir, ya da işsiz kalabilirsiniz. Tutuklanmak da cabası. Köşe yazısı ile "cebir ve şiddeti" eş değerde tutabilmek ve oradan "darbe" çıkartabilmek için, Türkçeyi de, hukuku da, mantık ve muhakemeyi de epeyce zorlamanız lâzım. Bu zorlamalara hangi hukuk düzeni mukavemet edebilir?