Lübnan'da Yeni Komplo Süreci
Lübnan son günlerde tekrar kaotik durumlar ve kimi kuşku uyandıran kişilerin sokaklarda mezhepçi ve fırkacı sloganlar atarak güvenlik güçleri ile de çarpışmaya yeltenen grupların fitneci hareketi ile karşı karşıya kalmıştır.
Lübnan Ekim 2019'dan itibaren hükümet karşıtı gösterilere sahne olmuştur. Bu gösteriler sonucunda ise Lübnan başbakanı istifa etmiş ve bu sürecin devamında da Ocak 2020'de Hassan Diyab yeni başbakan olarak atanmıştır.
Hassan Diyab'ın başbakanlığından 5 aydan az bir süre geçmesine rağmen bu ülkede hükümet karşıtı gösterilerin üç turu yapılmıştır. Bu gösterilerin ilk turu 21 Ocak akşamı Hassan Diyab'ın başbakan olarak parlamentodan güvenoyu aldığı sırada başladı. İkinci tur ise Mart'ın sonları ve Mayıs'ın başlarında, üçüncü tur gösteriler de 6 Haziran'da başlamış oldu.
Burada Lübnan gelişmeleri ile ilgili birkaç önemli soru gündeme geliyor. İlk soru Lübnan'da tekrarlanan gösterilerinin nedenlerinin ne olduğudur.
Birçok analist Hassan Diyab hükümeti karşıtı gösterilerin Ekim 2019 gösterilerinin nedenleri ile aynı sebeplerden kaynaklandığını Saad El Hariri hükümeti karşıtı gösterilerin benzeri olduğunu düşünüyor. Bilindiği üzere Ekim 2019 gösterileri ekonomik nedenlerden kaynaklandı. Lübnan halkı ekonomik koşullardan büyük oranda rahatsızlardı. Hassan Diyab hükümeti aleyhindeki gösterilerin ekonomik kaynaklı olduğu öne sürülse de ancak gerçeğin siyasette aranması gerektiği söylenmelidir.
Son günlerde Lübnan Hizbullah Hareketine karşı atılan sloganlar bu gösterilerin ekonomik değil, siyasi olduğunu gösteriyor. Protestocular Lübnan Hizbullah hareketini yolsuzluğu arttırmakla suçlamaktadırlar. Bu sırada ise geçen aylarda Lübnan Merkez Bankası başkanı ve 14 Mat hareketi önemli müttefiklerinden Riyad Sallame yolsuzluk ve Lübnan milli para biriminin değerini düşürme ile itham edilmişti. Riyad Sallame geçen ayda Amerika'nın Hizbullah Hareketine karşı yaptırımları ve belli banka hesapları aleyhinde kimi kararların uygulanması hususunda Lübnan'ın küresel mali çemberde tutulması için Amerika'nın Hizbulllah'a karşı talimatnamelerinin uygulanması gerektiğine vurgu yapmıştı.
Aslında son gösterilerde atılan sloganlar her şeyden ziyade Lübnan'da mezhepçilik ve fırkacılığa dayalı bir fitnenin şekillenmekte olduğunu gösteriyor. Bu çerçevede Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun ve Lübnan parlamento başkanı Nebih Berri bile bu hususta uyarıda bulunmuşlardı. Michel Aoun ise son gelişmeleri ve olayları tüm Lübnanlılar için tehlike çanının çalmasına benzetip fitne ve iç savaş tuzağına düşmemelerini istedi. Nebih Berri ise şöyle bir açıklamada bulunmuştu:" Son olaylar Lübnanlıların birliğini hedef almıştır. "
Bu hususta sorulması gereken bir başka soru da, son gösterilerin ve olayların asıl aktörlerinin kimler olduğudur.
Son gösterilerin Nisan sonunda Mayısın başında patlak verdiğinde Hassan Diyab ise açık bir şekilde bu ülkeye dış mihrakların sızdığını belirtti. Görünen o ki şimdi de kimi dış mihraklara bağlı kişiler Siyonist Rejim ve Amerika planlamaları ile mezhepsel aşağılamak sureti ile Şia ve Sünniliği ayrıştırarak siyasi hedefler doğrultusunda hareket etmek istiyor. Son onyılda Lübnan Hizbullah Hareketinin terörizm ile mücadeledeki belirgin rolü ve de Mayıs 2018 parlamento seçimlerindeki başarıları ve parlamento çoğunluğunun da direniş koalisyonu tarafından kazanılması ile şimdi de Hizbullah karşıtı mihraklar kendi başarısızlıklarını fitneler ve gösteriler ile telafi etmek istiyorlar.
Bu doğrultuda Lübnanlı siyasi analist ve yazar Nasib Huteyt ise sokak kaosları ve gelişmelerinin Lübnan'ın iç ortamına uymayacak bir şekilde yabancı mihraklar ve Amerika'nın dış siyasetine uygun bir şekilde olduğunu söylüyor. Hutaty'ın söylediğine göre bu hareketlenmeler tamamen siyasi olup halkın ekonomik talepleri ile alakası yoktur. Bu gelişmeler habasetler ve aldatıcı girişimler çerçevesinde halkın geçim sıkıntıları ve yoksulluğunu ve Amerika'nın kuşatmasını suistimal etme doğrultusundadır.
Son nokta ise, Lübnan'daki son gelişmelerin parlamentonun Hasan Diyab hükümetine güvenoyu vermesinin ardından ve tanınmış hareketlerin güvenoyu oturumuna katılmamasından sonra da öngörülmüş olmasıdır. Son onyılın yarısından fazla süresinde Lübnan hükümetinin Saad El Hariri ve Batıcıların elinde bulunduğu da unutulmamalıdır.