Orta Sınıfın Kaçışı; Siyonist Yahudi Irkçılığı İsrail’i İçten Çökertiyor
Parstoday - İsrail'de Siyonizm, karşıt görüşlere sahip iki siyasi gerçekliğe bölünmüş durumda.
Middle East Eye haber sitesinin analizcisi "Abed Abu Shada",, İsrail rejimi içindeki toplumsal ve yönetimsel ayrılıkların somut ve ciddi bir şekilde nasıl derinleştiğini ele alan bir makale yazdı. Parstoday'e göre, Abu Shada, İsrail rejiminde güçlü bir aşırı sağcı kanadın ortaya çıkıp güç kazanmasının ardından, bu kanadın savaş yanlısı ideolojilerinin egemen olmasının etkisiyle özellikle Tel Aviv'de yaşayan zengin ve teknokrat orta sınıfın kaçışını, rejimin varlığı için en büyük tehdit olarak tanımlıyor. Bu, Dan Halutz, Moshe Ya'alon ve Dan Meridor gibi isimlerin sesinden yükselen protestolarla dile getirilen bir tepkidir.
Ancak Abu Shada, sonunda, bu isimlerin Netanyahu ve onun aşırı sağcı müttefiklerine yönelik eleştirilerinin boş ve etkisiz olduğunu vurgulamaktadır, çünkü bu kişiler, Filistinlilerin derin acılarını henüz tanımamaktadırlar ve yalnızca eski huzurlu ve güvenli yaşamlarını kaybeden İsraillilerin yasını tutmaktadırlar.
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun eleştirmenleri, daha fazla kıyametçi sağcıların hükümet üzerinde kontrol kazanmasıyla birlikte, İsrail'in orta sınıfının ülkeyi terk etmeye karar vereceğinden endişeleniyor.
Nisan ayı başlarında, Netanyahu Washington'dan döndüğünde, eski Savunma Bakanı ve siyasi rakibi Benny Gantz, İran'a saldırı için destek kampanyası başlatmıştı. Bu, Gazze'deki uzun süreli savaş ve tükenmiş yedek kuvvetler üzerindeki artan yük hakkında İsrail'deki toplumsal huzursuzlukların arttığı bir dönemde gerçekleşti.
Parlamento muhalefeti, Netanyahu'nun önderliğini sona erdirmeye çalışırken, "tam zafer" yanılgısını reddediyor. İran'a yapılacak bir saldırı, bölgedeki kaosu daha da derinleştirecek ve İsrail'i başka bir bataklığa sürükleyecektir. Aynı zamanda, İsrail'in Suriye'deki askeri operasyonları, stratejik kafa karışıklığını derinleştiriyor.
Netanyahu ve onun aşırı sağcı, Süper-Siyonist bakanı Itamar Ben-Gvir'in saldırgan eylemleri, İsrail'in askeri gücünün sınırlılıklarını açığa çıkarırken, daha derin bir çatışma yüzeye çıkıyor: "Tel Aviv hükümeti" ile "Sahte Yahudi Devleti ve Samarya" arasında kimlik krizi. Samarya, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria için kullandığı isimdir.
Bu iç çatlak giderek daha görünür hale geliyor. Son zamanlarda, Shin Bet'teki bir iç istihbarat yetkilisi, bir devlet bakanına ve gazetecilere gizli belgeler sızdırdığı için güvenlik protokollerini ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklandı.
Daha da şaşırtıcı olanı, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in, Shin Bet Başkanı Ronen Bar'ın katılacağı bir kabine savaş toplantısına katılmayı reddetmesiydi.
Aynı zamanda Shin Bet, Başbakanlık ofisinden sızdırılan güvenlik bilgilerini ve Meir Kahane'nin (1930-1990) radikal Yahudi Kahanist hareketinin ve "Yahudi Gücü" partisinin üyelerinin, polis yapısına sızmalarını inceliyor.
İsrail'deki istihbarat kurumları, ülkenin siyasi yapısındaki iç çatlakların bir yansıması olarak ciddi bir ayrışma yaşamaktadır. Aşırı sağcı "Misyonerci" güvenlik politikalarını savunan, İtamr Ben-Gvir gibi bir İçişleri Bakanı'nın liderliğindeki polis, Batı Şeria'daki Yahudi göçmenlerin şiddetini kontrol etmekten kaçınırken, Shin Bet (İsrail iç istihbarat servisi) hala hükümetin bürokratik kanadı ve Netanyahu'nun karşıtlarıyla koordineli bir şekilde çalışmaktadır. Bu ayrışmalar, İsrail medya manzarasında da açık bir şekilde görülmektedir.
Sonuç olarak, bugün Siyonizm, ahlaki açıdan birbirine zıt iki siyasi gerçekliğe bölünmüş durumda ve bu bölünme artık hükümetin içinde derinlemesine yerleşmiş durumdadır.
Karşıt Sesler
Netanyahu'ya yönelik eleştiriler, sağcı cepheden gelmeye başlamıştır. Eski müttefikler arasında yer alan yüksek düzeydeki yetkililer, Moşe Ya'alon, Dan Meridor ve Dan Halutz gibi isimler, daha önceki savaş yanlısı görüşleriyle tanınırken, şimdi sağcı cephenin karşıtları ve eleştirmenleri arasında öne çıkmaktadır. Parlamentodaki pasif muhalefetin aksine, bu kişiler, tehditlerin sadece savaşla değil, Netanyahu'nun başlattığı daha geniş sosyal dönüşümde saklı olduğunun farkındalar.
Ya'alon, İsrail Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde Batı Şeria'da ölümcül operasyonları yöneten bir isimdi ve bir radyo röportajında, Gazze'de "askerlerin bebek öldürmeye gitmesini beklemediğini" söylediğinde İsrailli dinleyicileri şok etti. Ayrıca, İsrail'in Kuzey Gazze'de etnik temizlik yaptığına dair itiraflarda bulundu.
Eski sözde Adalet Bakanı Meridor, İsrail medyasına yaptığı açıklamalarda, rejimin politikalarında artan ırkçılığı gündeme getirerek, İsrail'in bir zamanlar Rabbi Meir Kahane'nin ırkçı partisinin seçimlere katılmasına engel olduğunu hatırlattı (bu işlemin bir kez daha yapılabileceğini de vurguladı).
Shin Bet'ten, Batı Şeria'daki yerleşimcilerin şiddet ve ölümcül eylemleriyle ilgili bir soruşturma yapılmasını isteyen Meridor, Gazze ve Batı Şeria'nın İsrail topraklarına ilhak edilmesinin demografik gerçeklikler nedeniyle imkansız olduğunu kabul etti.
Eski İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Dan Halutz ise, Gazze savaşıyla açıkça karşı çıkmış ve bu savaşın sadece nefreti derinleştireceğini ve düşmanları daha güçlü hale getireceğini uyarmıştır. Haaretz gazetesine verdiği bir röportajda, çocuklarının ve torunlarının, Netanyahu'nun sosyal mühendislik projesinin Tel Aviv'deki liberal yaşamla işgal arasındaki hassas dengeyi bozmasından korkarak, İsrail'i terk etmeyi tercih edebileceğinden endişe duyduğunu dile getirmiştir.
Bu yetkililer, birçok solcunun hâlâ inkar ettiği şeyi anlıyorlar: Sağcı Siyonizm sadece savaşa devam etmiyor. {Aksine} kültürel hâkimiyet için hazırlanıyor. Sol, gerçek alternatifler önerme konusunda kaçınırken, sağcılar vaatçi bir şekilde, İsrail’in kimliğini yeniden tanımlayabilecek uzun bir ideolojik mücadele için zemin hazırlıyorlar.
Eğer İsrail, Gazze’ye karşı savaş sırasında bir başarı elde etmişse, bu, şiddetin soykırım boyutlarına ulaşırken İsrailliler için "normal" yaşam koşullarını sürdürmek olmuştur. On binlerce Filistinli ve binlerce Lübnanlı öldürülürken, İsraillilerin hayatı kesintisiz bir şekilde devam etti. Lahey’de İsrail’e karşı soykırım suçlamalarına, uluslararası protestolara ve ekonomik yaptırımlara rağmen, İsrail toplumu kaygı duymadan hayatına devam ediyor.
Temel mesele cehalet değil, psikolojik olarak ayrım yapabilme yeteneğidir. İsrailliler, anlık bilgiye erişim olmasına rağmen, Gazze ve Beyrut’taki patlama sesleri şehirlerinde yankılanırken bile normal yaşamlarını sürdürüyorlar.
"Biz bilmiyorduk" iddiası artık yok. Binlerce İsrailli asker, savaşlardaki rollerine dair videolar çekip paylaştılar. Onlar {İsrailliler} biliyorlar. Herkes biliyor. Bu durumda korkutucu olan şey cehalet değil, ilgisizliktir. Gerçek tehlike, günlük rahatlıklarını koruyarak, bebeklerin ölümünü haklı çıkararak ve hiçbir soru sormadan soykırım işleyebilen bir toplumda yatmaktadır.
Tehdit Altındaki Denge
Eski Netanyahu müttefikleri şimdi bu tehdidi anlıyorlar; bir zamanlar İsraillilere refah içinde yaşama ve aynı anda başkalarına egemen olma imkanı tanıyan dengeye karşı bir tehdit. Konfor ve kontrol arasındaki bu denge, askerlik hizmetine dair hiçbir soru sormadan hizmet etme genel eğilimini yaratmıştır. Belki de bir şekilde benzersiz olarak, İsrailli askerler savaş alanından, termal havuz biletlerine, spor indirimlerine ve Instagram’da lüks yaşam tarzı hakkında paylaşımlar yapmaya geri dönüyorlar.
Ancak, vaatçi sağcı süper-Siyonistler daha fazlasını istiyor. Onların vizyonu, dinsel bir savaşta ve sınırsız toprak genişletmesinde savaşan bir askeri toplumdur. Bu kanat, gücün sınırlamalarını hiçe sayarak, komşu Arap ülkeleriyle savaş başlatmayı teşvik eder ve birçok İsraillinin hazırlıklı olmadığı kültürel bir dönüşüm peşindedir.
Bu denge merkezinde, İsrail orta sınıfı yer alır – rejimin ekonomik omurgası, büyük ölçüde Tel Aviv'de bulunan. Bu grup, şu formülü kabul etmişti: orada işgal, burada liberal yaşam tarzı. Ancak, özellikle 2005'te Gazze'nin yalıtılmasının ardından sessiz kalırken, dini sağ, laik şehirlerde akademiler ve dini topluluklar kurma için stratejik projelere başlamış ve güç kurumlarına yavaşça nüfuz etmeye başlamıştır.
Zamanla, işgal altındaki Batı Şeria'daki kaos, İsrail'in sivil yaşamına girdi, kültürel gerilimleri artırdı ve ulusal kimliği değiştirdi. Netanyahu'nun eski müttefiklerinden bazıları için endişe, Tel Aviv orta sınıfının zenginliği ve hareketliliği ile, basitçe İsrail'i terk edebilecek olmalarıdır. Bu durum, İsrail ekonomisini harap eder ve ülkenin dışındaki liberal imajını yok eder.
Belki de bu eleştirmenler, şimdi özgürce konuşabiliyor çünkü yeniden seçilme veya askeri hizmete geri dönme peşinde değiller. Bu onlara, daha önce kendilerinin aktif olduğu konuda dürüstçe konuşma alanı sunuyor. Netanyahu'nun iktidara gelmesine yardımcı olduklarını biliyorlar ve şimdi bu mirasla yaşamak zorundalar.
Ancak, eleştirilerinde bile, tanıdık bir başarısızlıkla karşılaşıyorlar: Hala Filistinlilerin insanlığını odak noktasına almıyorlar. Onlar için, Filistinliler hala bir yan hikaye. Filistin halkının özgürlük ve eşitlik hakkı ahlaki pusula olarak tanınmadığı sürece, eleştirdikleri konuya (Netanyahu ve onun aşırı sağcı müttefikleri) alternatif bir duruş sergilemiyorlar. Sadece daha önce bildikleri İsrail için yas tutuyorlar!