Analiz | BAE neden Yemen savaşına geri dönüyor?
Pars Today – Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yemen savaşına geri dönmeyi planlıyor.
Pars Today’in haberine göre, The Guardian gazetesi, Yemen ordusunun (Yemen Ensarullah’ı) ilerleyişi ve Basra Körfezi’ne kıyısı olan Arap ülkelerinin güvenlik kaygılarının artması üzerine Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Yemen Ensarullah’ına karşı olan güçlere yeniden mali destek sağlamak üzere Suudi Arabistan ile anlaşmaya vardığını bildirdi. Habere göre Riyad da bu güçlere hava desteği sağlamayı kabul etti.
Bu gelişme, hayata geçirilmesi durumunda, iki ülke arasında Yemen’in geleceği konusunda yıllardır süren anlaşmazlıkların ardından askerî iş birliğinin yeniden canlanacağına işaret ediyor. Bu iş birliği, ülkenin sahadaki ve siyasi alandaki dengelerini yeni bir aşamaya taşıyabilir.
BAE’nin muhtemel Yemen savaşı dönüşü, bölgedeki askerî, güvenlik ve jeopolitik gelişmeler bütünü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Abu Dabi ve Riyad, geçmiş yıllarda ciddi görüş ayrılıkları yaşamış olsalar da bugün ortak bir sorunla karşı karşıyadır: Yemen ordusunun ve Ensarullah’ın gücünü pekiştirmesi, Suudi Arabistan’ın güvenliği üzerindeki etkisini artırması, Kızıldeniz’in stratejik güzergâhları ve Arap Yarımadası’ndaki güç dengesi üzerinde daha fazla söz sahibi olması. Bununla birlikte, iki ülke arasında yeniden ortaya çıkan yakınlaşma, aralarındaki rekabetin sona erdiği anlamına gelmemektedir. Aksine bu yakınlaşma, liderlerinin gözünde karşısında hareketsiz kalmanın maliyeti giderek artan bir tehdidi yönetme çabası olarak değerlendirilebilir.
Bu gelişmenin en önemli nedenlerinden biri, Yemen ordusunun ve Ensarullah’ın askerî ve siyasi konumunu sağlamlaştırmasına ilişkin kaygılardır. Bu hareket, son yıllarda Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun askerî saldırılarına karşı koymayı ve füze ile insansız hava aracı kapasitelerini geliştirmeyi başarmıştır. Savaş deneyimi, silah üstünlüğünün ve dış desteğin tek başına Ensarullah’ı geri çekilmeye zorlamak veya rakiplerinin istediği siyasi çözümü dayatmak için yeterli olmadığını da göstermiştir. Bu nedenle BAE’nin mali yardımları yeniden başlatması ve Suudi Arabistan’ın hava desteği sağlaması, Yemen ordusuna ve Ensarullah’a karşı olan güçleri kuvvetlendirme ve sahadaki dengelerin daha fazla değişmesini önleme girişimi olarak değerlendirilebilir.
Bir diğer önemli etken, Suudi Arabistan’ın güvenlik açısından savunmasız olmasıdır. Hayati altyapıya, havalimanlarına ve enerji tesislerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları, Riyad açısından önemli ekonomik ve siyasi maliyetler doğurabilir. Bu saldırılar, özellikle ekonomik kalkınma programlarının yürütüldüğü ve yabancı yatırımların çekilmeye çalışıldığı bir dönemde, ülkenin istikrar imajını da olumsuz etkileyebilir. Bu açıdan Suudi Arabistan, Yemen ordusuna ve Ensarullah’a karşı olan yerel güçleri desteklemeyi, güvenlik baskısını azaltmanın ve tehdidin yayılmasını önlemenin bir yolu olarak görebilir. Bununla birlikte, geçmiş yılların deneyimi, askerî operasyonların yoğunlaştırılmasının mutlaka kalıcı güvenlik sağlamadığını, hatta misilleme saldırılarını artırabileceğini göstermektedir.
BAE açısından mesele yalnızca Yemen ordusuna ve Ensarullah’a karşı mücadele etmekten ibaret değildir. Konu aynı zamanda Güney Yemen’de nüfuz mücadelesi, stratejik limanlar ve Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ndeki deniz taşımacılığı güzergâhları üzerindeki rekabetle de ilgilidir. Abu Dabi, geçmiş yıllarda Güney Geçiş Konseyi de dâhil olmak üzere yerel güçleri desteklemiş ve kıyı bölgeleri ile stratejik adalardaki nüfuzunu genişletmeye çalışmıştır. Bu politika zaman zaman, Aden merkezli ve kendisini Yemen’in meşru hükûmeti olarak tanımlayan yapının korunmasını ve ülkenin bölünmesinin önlenmesini savunan Suudi Arabistan’ın yaklaşımıyla çatışmıştır. Bu nedenle yeni anlaşma, iki ülke arasındaki askerî iş birliğini güçlendirebilir; ancak Güney Yemen’in siyasi geleceğine ilişkin görüş ayrılıkları varlığını sürdürecektir.
Askerî açıdan BAE’nin mali desteği yeniden başlatması ve Suudi Arabistan’ın hava desteği sağlaması, özellikle istihbarat, silah ve lojistik koordinasyonuyla birlikte yürütülmesi hâlinde, Yemen ordusuna ve Ensarullah’a karşı olan güçlerin operasyonel kapasitesini artırabilir. Bununla birlikte, silahlı grupların çokluğu, aralarındaki siyasi anlaşmazlıklar ve birleşik bir komuta yapısının bulunmaması, etkili bir cephe oluşturulmasının önündeki ciddi engellerdir. Ayrıca Yemen ordusu ve Ensarullah, savaş yılları boyunca asimetrik savaş konusunda önemli deneyim kazanmıştır. Askerî baskının artmasına karşılık saldırılarını genişletebilirler. Böyle bir durum, bölgedeki enerji altyapısının ve deniz taşımacılığının güvenliğini daha da fazla etkileyebilir.
Bu gelişmenin bir diğer sonucu da Yemen krizinin siyasi yollarla çözülmesi ihtimalinin zayıflamasıdır. Çatışmanın tarafları, dış desteğin artırılmasıyla askerî konumlarını güçlendirebileceklerine inandıklarında uzlaşma motivasyonları azalır. Böyle bir durumda Yemen halkı, yerinden edilme, yoksulluk, gıda güvensizliği ve altyapının tahrip edilmesi gibi sorunlarla bölgesel rekabetin asıl bedelini bir kez daha ödemek zorunda kalacaktır. Çatışmaların şiddetlenmesi, Birleşmiş Milletler’in arabuluculuk çabalarını ve kalıcı bir ateşkese ulaşmaya yönelik müzakereleri de zorlaştırabilir.
Görünen o ki BAE’nin Yemen savaşına muhtemel dönüşü, askerî zafer kazanacağına duyduğu güvenden çok, Abu Dabi ve Riyad’ın güç dengesinin Yemen ordusu ve Ensarullah lehine değişmesinden duyduğu ortak kaygıyı yansıtmaktadır. İki ülke arasındaki yeni iş birliği, Yemen ordusu ve bu harekete yönelik askerî baskıyı artırabilir; ancak sahadaki durumun kalıcı biçimde değişmesini garanti etmez. Yemen savaşının deneyimi, kapsamlı bir siyasi anlaşma sağlanmadan ve ülkenin iç dinamikleri ile talepleri dikkate alınmadan askerî stratejilerin krizi sona erdiremeyeceğini göstermiştir. Dolayısıyla Suudi Arabistan ve BAE’nin gerçek amacı uzun vadeli güvenliği sağlamaksa, diplomasi ve Yemen’deki farklı grupların çıkarlarını gözeten bir anlaşma, yeni bir savaş döngüsüne geri dönmekten çok daha az maliyetli olacaktır.