Katar ve Arabistan ilişkilerinde gerginlik nedenleri
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i73562-katar_ve_arabistan_ilişkilerinde_gerginlik_nedenleri
1 Budan yaklaşık 40 ay önce Arabistan, BAE ve Bahreyn’in Katar ile ilişkilerinde gerilim yaşanması ve söz konusu üç ülke büyükelçilerini Doha’dan çağırmasından sonra şimdi bu üç ülke ile Katar arasında yeniden gerginlik başladı, öyle ki aralarındaki ilişkilerin kesilmesine yol açtı, hatta Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK üyesi olmayan Mısır gibi bazı ülkeler de Katar ile ilişkilerini kesti.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Haziran 10, 2017 09:41 Europe/Istanbul
  • Katar ve Arabistan ilişkilerinde gerginlik nedenleri

1 Budan yaklaşık 40 ay önce Arabistan, BAE ve Bahreyn’in Katar ile ilişkilerinde gerilim yaşanması ve söz konusu üç ülke büyükelçilerini Doha’dan çağırmasından sonra şimdi bu üç ülke ile Katar arasında yeniden gerginlik başladı, öyle ki aralarındaki ilişkilerin kesilmesine yol açtı, hatta Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK üyesi olmayan Mısır gibi bazı ülkeler de Katar ile ilişkilerini kesti.

Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK 25 Mayıs 2017 tarihinde yani yaklaşık iki hafta önce 37. Kuruluş yıldönümüne girdi. Gerçi son onyıllarda bölgesel işbirliği bölgesel güvenlik bağlamında en önemli modellerden biri olarak ele alınmaya başladı, fakat FKİK hiç bir zaman Ortadoğu bölgesinin bir alt bölgesi olan Fars körfezinde iyi bir güvenlik modeli olamadı. Aslında FKİK kurulduğu günden beri en çok üyeleri arasındaki ihtilaflarla uğraşmak zorunda kaldı. Nitekim Arabistan, BAE ve Bahreyn troykası ile Katar arasındaki son gerginlik de FKİK içindeki ihtilafların bir  örneğidir ve konseyin bölgesel güvenlik modeli olmaktan çok uzak olduğunun işareti sayılır.

Ancak son gerginlik hakkında çeşitli görüşler ileri sürülürken, yaşanan gerginlik hakkında üç önemli gerekçe üzerinde duruluyor.

Birinci gerekçe, Arabistan’ın son dönemde sultacı eğilim sergilemesidir. Arabistan’ın Katar devletine baskı uygulamasının bir sebebi Suud hanedanının Arap dünyasına yönelik sultacı bakışıdır. Suud rejimi özellikle FKİK üyesi ülkelere kendi topraklarının bir parçası olarak bakıyor ve bu ülkelerin bağımsızlık ilan etmeleri üzerinden yarım asır geçtiği halde Arabistan hala bu ülkelerin bağımsız olduğunu ve Suud rejiminin mandası sayılmadığını kabullenemiyor.

Uluslararası ilişkiler uzman Nusratullah Tacik, FKİK üyeleri arasında yaşanan anlaşmazlıkların önemli bir bölümü Arabistan’ın sultacı eğiliminden kaynaklandığını, Suud hanedanı tüm Arap ve İslam ülkelerin üzerinde sulta kurmak istediğini belirtiyor.

İran’ın İİT’deki eski elçisi ve temsilcisi Sabah Zengene ise şöyle diyor: Arabistan’ın son yirmi yılda Suud hanedanının stratejisi olarak temel hedeflerinden biri Orta Asya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu gibi üç önemli coğrafyada Riyad hegemonyasını arttırmak ve ön plana çıkarmaktır. Açıkça söylemek gerekirse, Arabistan Arap dünyasında rolünü arttırmak istiyor ve tüm yıkıcı planlarını uygulayarak bölgeye ve bölge dışı dünyaya Riyad’ın Arap dünyasının yöneticisi ve manevi babası olduğu mesajını vermeye çalışıyor.

Arabistan Arap dünyasında sultacı stratejisi doğrultusunda bir yandan Arap ülkelerinde her türlü siyasi iktidar değişikliğine karşı çıkarken, bir yandan da Müslüman kardeşler gibi hareketleri bir tehdit olarak görüyor, zira ihvaniler  Arap dikta rejimlerin alternatifi olabilecek bir güç şeklinde ortaya çıktı. Bu yüzden Suud rejimi ihvanilerin Arap ülkelerinde iktidarı ele geçirmelerine muhalefet eden en büyük güç olmakla kalmadı, aynı zamanda ihvanilerin terör örgütü ilan edilmesinde de temel rolü ifa etti.

 

Şimdi BAE hiç bir zaman Riyad’ın Arap dünyasındaki hegemonyasını sorgulamıyor. Bahreyn ise görecede bağımsız bir devlet gibi duruyor, ama gerçekte Suud hanedanı tarafından yönetiliyor. Umman ve Kuveyt, Arabistan’ın FKİK çerçevesinde üstünlük taslayan eğilimine karşı çıkmakla beraber Suud hanedanı ile ilişkilerini bozmamaya çalışıyor. FKİK üyeleri arasında bir tek Katar resmen Suud hanedanının bölgesel politikalarını sorguluyor ve karşı koyma eğilimi sergiliyor. Katar’ın ihvanileri desteklemesini ve Arap dünyasındaki ayaklanmaları fırsat olarak görmesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Amerika’da yayımlanan Hufington Post gazetesine bir makale yazan Georgio Kafiro ve Danial Wagner, Katar ve Arabistan’ın Müslüman kardeşler üzerine ihtilaflarına işaretle, Arabistan ihvanileri bir tehdit olarak algıladığını, oysa katar bu hareketi bölgesel nüfuzunu ve konumunu pekiştirme yönünde bir fırsat olarak gördüğünü, dolaysıyla ihvani hareketin Katar ile Arabistan arasında en önemli anlaşmazlık konusu olduğunu belirttiler.

Öte yandan Katar yönetimi Suud hanedanının ABD Başkanı Donald Trump’ı Riyad’a çağırarak yaptığı ABD Arap İslam şovunu da kabul etmedi ve resmen Suud rejiminin bu siyasi şovu ile alay etti.

Katar ile Arabistan arasındaki ihtilaflar için üzerinde durulan ikinci gerekçe, Doha’nın Suud rejiminin İranofobia politikasına destek vermemesidir. Aslında Suud rejimi Amerika’nın İranofobia projesinin bölgedeki başhamisi sayılır. Buna karşın İran ve 5+1 grubu arasında 2015 yılında imzalanan tarihi nükleer anlaşma Amerika’nın İranofobia projesinin hezimetinin ilanıydı. Fakat Arabistan İran ile nükleer anlaşmaya varılmasına karşıydı. Gerçekte Suud rejimi son iki yılda İranofobia projesini tek başına yürütmek ve İran’ı hala büyük bir tehdit olduğunu telkin etmek için çok çalıştı. Bu çabanın doruk noktası Riyad’da Amerika Başkanı Donald Trump’ın katıldığı Arap İslam zirvesiydi. Ancak ne var ki Suud rejiminin bu stratejisi FKİK içinde Katar, Kuveyt ve Umman tarafından desteklenmedi.

Riyad zirvesinin hemen ardından Katar’ın 37 yaşındaki genç emiri Şeyh Tamim bin Hamd Al-i Sani bir açıklama yaparak İran’ı büyük güç niteledi ve ülkesi ile İran ilişkilerini de iyi değerlendirdi. Katar emiri Tamim İran İslami ve bölgesel bir güç olduğunu ve asla gözardı edilemeyeceğini, Katar yönetimi ile İran ile karşı karşıya gelme niyetinde olmadığını, İran bölgede istikrar sağlanması yönünde büyük güç olduğunu ifade etti.

Katar emirinin bu sözleri Suud hanedanının İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde konsensüs yaratma yönünde düzenlediği Riyad zirvesinin hedefine ulaşamadığını ortaya koydu.

Bu yüzden bölge meseleleri uzmanları Katar ile Arabistan arasında yaşanan son gerginliğin aslında Katar’ın İran İslam Cumhuriyeti ile ilişki biçimine ve bu ilişkinin Suud rejiminin izlediği politikalardan farklı olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Uzmanlar Katar’ın İran’a yönelik bakış açısı Suud rejiminin FKİK üzerinden İranofobia projesini yürütme stratejisinin hezimeti sayıldığını kaydediyor.

Katar ile Arabistan arasındaki ihtilaflar için üzerinde durulan ikinci gerekçe, Amerika’nın yeni yönetiminin izlediği politikalardır. Arabistan’ı süt veren ineğe benzeten ve mümkün mertebe içindeki dolarları ve altınları sağmak gerektiğini savunan ABD Başkanı Donald Trump Riyad’a yaptığı ziyaretinde Suud rejimi ile 400 milyar dolara kadar yükseltilmesi mümkün olan 110 milyar dolarlık silah anlaşması imzalayarak kendi tabiri ile Suud ineğinin sütünü iyice sağdı.

Ancak Amerika ve Arabistan arasında imzalanan silah anlaşması Katar gibi ülkelerin kaygısına neden oldu çünkü Arabistan gerektiği takdirde bu silahları Katar gibi Riyad’a boyun eğmeyen ülkelere karşı da kullanabilir. Nitekim Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr Katar’ı askeri saldırı ile tehdit etti.

Rusya’nın siyasi strateji merkezi Başkanı Sergey Mihiyev ise bu bağlamda şöyle diyor: Arap ülkeleri arasında şiddetli krize yol açan Arabistan ile Katar arasındaki mücadele aslında Amerika’nın Ortadoğu bölgesine ve özellikle Fars körfezine yönelik yıkıcı müdahaleleri ve politikalarının sonucudur. Amerika bu bölgede sadece gerginlik yaratma stratejisini izliyor ve böylece stratejik çıkarlarını temin etmek ve bölgenin üzerinde sulta kurmak ve jeo politik üstünlük sağlamak için çeşitli ülkelere daha fazla müdahale zemini hazırlamaya çalışıyor. Bu durum Washington’un bölgeye yönelik daimi eğilimi haline gelmiştir.

Bu arada gerçi Suud rejiminin Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr Katar’ı askeri saldırı ile tehdit etti, fakat bu tehdidin gerçekleşmesi büyük ölçüde imkansız görünüyor ve tamamen Suud hanedanının Arap dünyasına yönelik sultacı eğiliminden kaynaklanıyor. Gerçi Katar ile Arabistan, BAE ve Bahreyn arasında gerginlik tırmandı ve Mısır gibi ülkeler de bu gerginliğin tırmanmasına katkı sağladı, fakat görünen o ki bu gerginlik için iki senaryodan söz edilebilir.

Birinci senaryo ki aynı zamanda bu gerginlik için en önemli senaryo sayılıyor, ihtilafların üçüncü bir ülkenin arabuluculuğu ile halledilmesiyle ilgilidir. Kuveyt son günlerde Katar ile Arabistan ve BAE ve Bahreyn arasında arabuluculuk yapmaya çalışan ülkelerden biridir.

Öte yandan Katar’ın Amerika için arz ettiği önem ve ABD’nin kendi toprakları dışındaki en büyük hava üssünün Katar’da bulunmasına bakıldığında, Washington’un da arabuluculuk yapma ihtimali söz konusudur. Rusya’nın siyasi strateji merkezi Başkanı Sergey Mihiyev ise bu bağlamda şöyle diyor: kuşkusuz Amerika yönetimi Arabistan ile Katar arasında arabuluculuk yapmaya çalışacak ve böylece kamuoyunu kandırarak kendisini Arap ülkelerinin dostu gibi tanıtacaktır.

İkinci senaryo ise Katar’ın içinde şimdiki yönetimin karşıtlarını Katar emiri Şeyh Tamim bin Hamd Al-i Sani’ye karşı tahrik etmek ve bu ülkede darbe yaptırmaktır. Nitekim Katar’da 2013 yılında iktidarın Şeyh Hamd bin Halife’den oğlu Şeyh Tamim’e devredilmesi hakkında ileri sürülen varsayımlardan biri de Arabistan’ın ABD ile koordineli bir şekilde Şeyh Hamd bin Halife’yi iktidardan uzaklaştırma doğrultusunda müdahale etme ihtimaliydi. Gerçi bu ihtimal şimdi yeniden gündeme geliyor, fakat Suud hanedanının mevcut şartlarda Katar’a karşı bu senaryoyu uygulaması muhtemel gözükmüyor. Suud rejimi her şeyden önce Katar’ı bölgesel gelişmelerin dışında tutmak istiyor.