Arabistan ile Katar arasındaki gerginliğin Katar için sonuçları
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i74716-arabistan_ile_katar_arasındaki_gerginliğin_katar_için_sonuçları
Arabistan’ın Katar ile ilişkilerini kesmesinin ardından yaşanan gerginliğin Katar yönetimi için bazı önemli sonuçları olacağı belirtiliyor. Bu sonuçları ise Katar yönetiminin ileride izleyeceği politikaların ve göstereceği tepkinin çerçevesinde değerlendirmek mümkün.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Haziran 19, 2017 13:41 Europe/Istanbul
  • Arabistan ile Katar arasındaki gerginliğin Katar için sonuçları

Arabistan’ın Katar ile ilişkilerini kesmesinin ardından yaşanan gerginliğin Katar yönetimi için bazı önemli sonuçları olacağı belirtiliyor. Bu sonuçları ise Katar yönetiminin ileride izleyeceği politikaların ve göstereceği tepkinin çerçevesinde değerlendirmek mümkün.

 Katar yönetimi bu gerginliğe göstereceği tepkide iki yolu izleyebilir ve bu yollardan hangisini seçeceği ise karşılaşacağı sonuçların belirlenmesinde etkili olacaktır. Bu iki yoldan biri baskıların karşısında direnmek ve diğeri ise teslim olmaktır.

Katar yönetimi Arabistan ve müttefiklerinin uyguladığı baskılara karşı direnme yolunu izlediği takdirde bazı önemli sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır. Bu sonuçlardan biri, Katar’ın dış politikada bağımsız olduğunun ispat edilmesidir.

Katar dış politika alanında özellikle 2011 yılından önce belli bir strateji izleyen Arap ülkelerinden biriydi. Katar’ın eski emiri Şeyh Hamd bin Halife Al-i Sani, ülkesinin iç politika arenasında bazı önemli reformlar yapmanın yanında dış politika arenasında da önemli değişikliklere ve inisiyatiflere imza attı. Bu inisiyatiflerin en önemli olanı bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü ifa etmek, Ortadoğu bölgesinde muhalif taraflarla irtibata geçmek ve uluslararası kurum ve kuruluşlarda başarılı bir performans sergilemekti. Nitekim FKİK üyesi hiç bir ülke dış politika alanında Katar kadar başarılı olamadı. Bu bağlamda Amerika’nın George Town üniversitesinin Katar şubesinin İranlı öğretim üyesi Mehram Kamreva, Katar yönetiminin 2011 yılından önce dış politikasının en önemli bileşeni bağımsız eğilim ve inisiyatifi olduğunu belirtiyor.

Carnegie vakfının Beyrut’taki  Ortadoğu merkezi sekreteri Lina Hatip de Katar yönetiminin 2011 yılından önce dış politikasının en önemli bileşenini genişletilmiş dış politika şeklinde tanımlıyor ve bu politika Katar’ı Arabistan’ın gölgesinde olan küçücük bir devlet konumundan çıkararak Ortadoğu ekonomisi ve uluslararası ilişkilerde önemli bir aktör haline getirdiğini ifade ediyor.

Şimdi Katar’ın Arabistan ve müttefiklerinin baskılarına karşı direnmesi dış politikada bu bağımsızlığı koruyabilir, zira Suud rejiminin Katar yönetimine baskı uygulamasının en temel nedeni, Doha’nın Arabistan ile özellikle İran ile ilişki konusunda tamamen farklı bir dış politika izlemesidir.

Öte yandan Katar devleti Suud rejimi ve müttefiklerinin baskılarına karşı direnme yolunu seçmesinin bir başka sonucu Arap dünyasında inzivaya itilmesi olacaktır. Zira Arabistan petrol dolarlarının gücü ile bundan önce yaptığı gibi iktisadi sorunları olan Koor, Cibuti, Sudan, Senegal, Libya, Mısır, Somali, Fas ve Çad gibi ülkeleri petrol dolarları ile Katar’a baskı uygulama yönünde satın alacaktır. Bu yüzden bazı uzmanlar Katar yönetimi bu gerginlikte bağımsızlık ve inziva arasında bir seçim yapmak zorunda olduğunu belirtiyor. Amerika’nın CNN kanalı uzmanlarından Jan Mc Kordi 7 Haziran 2017 tarihinde yayımladığı yazısında Arabistan ve müttefikleri Katar ile ilişkilerini keserek bu ülkeyi Arap ve İslam ülkeleri arasında inzivaya itmeye çalıştığını belirtti.

yandan Katar devleti Suud rejimi ve müttefiklerinin baskılarına karşı direnme yolunu seçmesinin bir başka sonucu ülke içinde başta gıda maddeleri olmak üzere çeşitli güvenlik sıkıntıları ile karşı karşıya kalmasıdır. Nitekim son günlerde Arabistan rejimi Katar ile kara sınırını kapatmasının ardından Katar’da marketlerin önünde uzun kuyruklar oluşması da bu iddiayı doğrulamaktadır.

Katar meseleleri uzman Christian Kuat Uleriçsen 5 Haziran 2017’de Arabistan ile Katar arasındaki gerginlik hakkında yazdığı yazısında şu ifadelere yer verdi: Arabistan ve müttefikleri Katar ile kara, hava ve deniz sınırlarını kapatarak dünyanın en büyük gıda maddeleri ithalatçısı olan Katar’a gıda maddelerinin girişini önlemek ve böylece bu ülkede iç huzursuzlukları tetiklemek ve bu huzursuzlukları yavaş yavaş siyasi krize doğru sürüklemek istiyorlar.

Diğer yandan Katar devleti Suud rejimi ve müttefiklerinin baskılarına karşı direnme yolunu seçmesinin en önemli muhtemel sonucu ise Arabistan’ın Katar emiri Şeyh Tamim bin Hamd’a karşı darbe yaptırmasıdır. Katar’da 1850 yılında Muhammed bin Sani bu ülkenin emiri olduğu günden beri şimdiye kadar Sani hanedanından 8 kişi bu ülkenin yönetiminin başına geçti. Ama ilginçtir ki bu süre içerisinde Katar’da şimdiye kadar üç emir darbe yoluyla iktidarın başına geçmiştir ve bu yüzden Katar’da darbe zemini her zaman hazır olduğu ifade ediliyor.

Katar meseleleri uzman Christian Kuat Uleriçsen, The Atlantic gazetesinde yayımladığı yorumunda şöyle diyor:

Arabistan rejimi Şeyh Hamd bin Halife Al-i Sani döneminde ona karşı darbe yaptırmak için bazı girişimlerde bulundu. Şeyh Hamd’ın 1995 yılında babası Şeyh Halife’ye karşı darbe yaptığında, bu darbeden hoşnut olmayan Suud hanedanı  1996 yılında Katar’da bir anti darbe yapmaya ve Şeyh Halife’yi yeniden iktidarın başına getirmeye çalıştı, ancak bu çabalar sonuç vermedi. Suud rejimi 2005 yılında da bir darbe yaptırarak Şeyh Hamd bin Halife’yi Katar’da iktidarın başından uzaklaştırmaya çalıştı, ama bu çaba da fayda etmedi.

Gerçi Katar’da 2013 yılında iktidar barışçıl bir şekilde babadan oğula geçti, ancak bir çok gözlemci Katar’ın 2011 yılında başlayan Arap dünyasındaki ayaklanmalara yönelik politikası  Amerika ve Arabistan’ı birlikte Şeyh Hamd’ı iktidarın başından uzaklaştırmak için harekete geçirdiğini belirtti.

Bu şartlarda ve Katar’da demokrasi yokluğu ve iktidarın da hanedan şeklinde yönetilmesi ve bu da kendisine özgü sorunları doğurmasına bakıldığında şimdi 37 yaşındaki emir Şeyh Tamim’e karşı darbe ihtimali özellikle Katar ile Arabistan arasındaki şimdiki gerginlik devam ettiği takdirde yüksek olduğu anlaşılıyor.

Bu doğrultuda Arabistan’ın Amerika’daki lobisinin Başkanı Salman Ensari de Katar emiri Şeyh Tamim’i dolaylı bir şekilde darbe ile tehdit etti.

Öte yandan Katar’ın İran İslam Cumhuriyeti’inden başka tüm komşuları bu ülke il kara, deniz ve hava sınırlarını kapattıkları ve bu durum özellikle Katar’ın iki önemli gelir kaynağı olan ulaştırma ve enerji sektörlerini etkilemesine bakıldığında Katar’ın iktisadi büyümesi de bu gerginlikten olumsuz etkileneceği anlaşılıyor. Örneğin Arabistan ve üç müttefiki Katar ile ilişkilerini kestiklerini ilan ettikleri ilk saatlerde Katar borsası ciddi bir düşüşle karşılaştı ve kısa sürede hisse senetleri %5.7’lik bir düşüşe maruz kaldı ve özellikle Katar milli bankasının hisse senetlerinin değeri %4.6’lık bir değer kaybı yaşadı.

Bu arada Katar ile kesilen ilişkiler bu ülkenin esas gelir kaynağı olan doğalgazı daha ağır bir bedelle ihraç etmek zorunda kalacağı ve sonuçta iktisadi çıkarı olumsuz etkileneceği anlaşılıyor. Buna karşın Katar’ın güçlü ekonomisi en azından kısa vadede iktisadi kriz yaşamasına engel olur ve bu açıdan pek kaygı duymaması gerekir.

Katar devletinin Arabistan ve müttefiklerinin baskıları karşısında izleyebileceği ikinci yol ise bu baskılara karşı teslim olmaktır. Ancak bu yolu seçmenin de Katar için bazı önemli sonuçları olacaktır.

Katar yönetimi bu baskılara karşı teslim olması, bundan böyle Ortadoğu bölgesinde Arabistan’ın gölgesinde hareket etmesi gerektiği anlamına gelir. Bilindiği üzere Kasım 2014’te Katar ile Arabistan ve BAE ve Bahreyn arasında yaşanan kriz son bulduğunda Doha bu gerginliği sonlandırmak için İhvanilerin Katar’dan Türkiye’ye taşınması, BAE muhaliflerini Doha’dan ihraç edilmesi, El Cezire’nin Mısır temsilciliğinin kapatılması, FKİK üyeleri ile güvenlik işbirliğini arttırması gibi şartlara boyun eğmek zorunda kalmıştı. Şimdi de Katar’ın Arabistan’a teslim olması, bu rejimin özellikle bölgesel politikalarda Riyad’ın dikte ettikleri politikalara uymak gibi yeni şartlarını benimsemek anlamındadır.

Katar yönetiminin Arabistan ve müttefiklerinin baskılarına karşı teslim olması durumunda Doha’nın bölgesel bağımsız politikası da yok olacaktır, zira Riyad ancak Doha yönetimi Hamas, ihvaniler ve İran gibi bölgesel konularda Suud hanedanının şartlarını kabul ettiği takdirde Katar ile yeniden diplomatik ilişki kuracaktır.

Kuşkusuz Katar Arabistan ve müttefiklerinin baskılarına karşı teslim olması bu ülkelerle ilişkilerinin yeniden başlamasına vesile olacak ve bu da kara, hava ve deniz sınırlarının yeniden açılmasına ve Katar ekonomisinin yeniden canlanmasına katkı sağlayacaktır.

Her halükarda Katar’ın Arabistan’ın politikalarına ve bölgesel davranışlarına yönelik eleştirel tavrı gerçi Doha için önemli sonuçlara yol açıyor, ama aynı zamanda Suud hanedanın da petrol dolarlarına muhtaç olmayan bağımsız ülkelerin Riyad’ın bölgesel politikalarını sorgulayabileceği mesajını veriyor.