IŞİD’in sonu ve Irak’ın çıkarması gereken dersler
Haziran 2014 Irak milleti için çok acı bir hadiseyi hatırlatan bir dönemdir. O tarihte tekfirci IŞİD terör örgütüne bağlı teröristler Irak’ın Ninova eyaletinin merkezi Musul’u işgal etti.
Tekfirci IŞİD terör örgütü Irak’ta parlamento seçimleri Nisan 2014 tarihinde düzenlendiği ve Iraklı siyasi gruplar Nuri Maliki’nin yeniden ve üçüncü kez Başbakan seçilmesi konusunda ciddi anlaşmazlık yaşadığı bir sırada hızla harekete geçerek Musul kentini işgal etti.
Aslında tekfirci IŞİD terör örgütü bu operasyonu Iraklı bazı hain unsurların ve özellikle kapatılan eski baas partisinin üyeleri ve yine Irak’ta şii bir yönetimin işbaşında olmasına karşı çıkan bazı malum devletlerin destekleri ile gerçekleştirmeyi ve Musul kentini kolayca işgal etmeyi başardı.
Bu arada IŞİD’in Irak topraklarında türemesi, Amerika yönetiminin 2003 yılında Irak topraklarına çıkarma yapması ve 2003 ila 2014 yılları arasında bu ülkede sebebiyet verdiği gelişmelerin sayesinde gerçekleştiği ve 2014 yılında biraz önce sözü edilen yerli hain işbirlikçilerin yeşil ışık yakması ile Irak topraklarının önemli bir bölümünü işgal ettiği belirtilmelidir.
Ancak tekfirci IŞİD terör örgütü Irak topraklarının önemli bir bölümünü işgal ettiği günden sonra hamilerinin bu örgüt hakkında stratejik bir hata işlediklerini ortaya koydu. Zira bir yandan IŞİD’in Irak’ta işlediği cinayetler bu cani örgüte verilen desteğin sürdürülmesi dünya kamuoyunu etkileyeceğini ve hamilerini rezil rüsvay edeceğini ortaya koydu, öbür yandan IŞİD’in Irak’ta Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bölgeleri de işgal etmeye kalkışması örgütün başta Amerika olmak üzer hamilerinin programlarında ve politikalarında yeri olmayan bir konuydu. Bu yüzden IŞİD ırat topraklarını işgal ettikten sadece üç ay sonra Amerika elebaşılığında ve dünyanın 60 ülkesinin katılımı ile sözde IŞİD karşıtı uluslararası bir ittifak kuruldu. Bir başka ifade ile aralarında uluslararası büyük güçler ve bölgesel güçlerin de bulunduğu dünya ülkelerinin üçte biri bu ittifaka katıldı.
Ancak bu süreçte en acı mizah, tekfirci IŞİD terör örgütünün Amerika’nın başını çektiği sözde uluslararası IŞİD karşıtı ittifak kurulduktan 36 ay sonra bu ittifak tarafından değil de, Iraklı güçlerin birlikte hareket etmeleri sonucu devrilmesi ve IŞİD devinin dize getirilmesi ve IŞİD’in işgal ettiği toprakların kurtarılması ve bu toprakların üzerinde kurtuluş ve zafer kutlamaları yapılmasıydı.
Bu durum başlı başına IŞİD’in Irak’ta türemesi başta Amerika ve Arap müttefikleri olmak üzere terörden nemalanan devletlerin çıkarları ile örtüştüğünü ve bu yüzden Amerika’nın kurduğu sözde IŞİD karşıtı ittifakın gündeminde örgütün yok edilmesi yer almadığını ve ittifak sadece bir propagandadan ibaret olduğunu ortaya koydu.
Kuşkusuz Irak milleti tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak topraklarını işgal etmesinin en büyük kurbanı oldu. Irak milleti tekfirci IŞİD terör örgütünün ülkelerindeki şom varlığından kısa ve uzun vade olmak üzere iki açıdan ağır hasara uğradı.
IŞİD’in Irak’taki şom varlığının doğurduğu kısa vadeli zararlara IŞİD’in cinayetlerinden ve özellikle yakınlarının IŞİD cinayetlerine kurban gitmesinden doğan psikolojik yıkımı, okullarına devam etmek yerine Irak içinde ve dışında mülteci durumuna düşen bir çocuk kuşağının oluşması, ebeveyninin her ikisini veya en azından biri kaybeden çocuk kuşağının oluşması, IŞİD’ın üç yıl süren işgali yüzünden işini gücünü kaybeden ve muhtaç duruma düşen aileleri ve yine çocukları IŞİD cinayetlerine Kur'an'ı Kerim giden ebeveynleri örnek vermek mümkün.
Aslında tekfirci IŞİD terör örgütü Irak milleti, devleti, siyasi grupları ve liderleri için acı ama aynı zamanda büyük bir ders oldu.
Tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak milletine ve devletine ve siyasi gruplarına ve liderlerine verdiği ilk ders, IŞİD gibi terörün zayıf bir iktidar işbaşında olması durumunda türediğiydi. Buna göre başta Irak olmak üzere her ülkede güvenliğin en güçlü güvencesi, güçlü ve iktidarlı bir yönetimin işbaşında olmasıdır.
Tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak milletine ve devletine ve siyasi gruplarına ve liderlerine verdiği ikinci önemli ders, her ülkede devletin ve tüm siyasi ve etnik grupların ilk önceliği toprak bütünlüğünü ve milli egemenliğini el ele vererek korumaları gerektiğiydi. Aksi takdirde toprak bütünlüğü ve milli egemenlik, terör örgütleri ve silahlı örgütleri tarafından tehdit edilecek ilk hedefler olacaktır.
Tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak milletine ve devletine ve siyasi gruplarına ve liderlerine verdiği üçüncü önemli ders ise, vahdetin her türlü tehdide galip gelmeye yardımcı olacağıyla ilgili dersti. Nitekim ayrışmalar ve bölünmeler her ülkede tehditleri arttıracağı ve hatta o ülkenin bölünmesine yol açacağı kesindir.
Tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak milletine ve devletine ve siyasi gruplarına ve liderlerine verdiği dördüncü ders aslında Amerika’nın başını çektiği sözde uluslararası IŞİD karşıtı ittifakın icraatından kaynaklanan bir dersti. Buna göre her ülkenin güvenliği ancak ve ancak o ülkenin güvenlik güçleri ve silahlı kuvvetleri tarafından temin edilmelidir ve başka ülkelerin hiç bir zaman bir başka ülkenin güvenliğini temin etmeye yönelik herhangi bir ciddiyeti ve sorumluluk duygusu olmayacağı kesindir.
Son söz şu ki, gerçi tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak topraklarındaki varlığı sona erdi, ancak bu kez kişisel ve etnik ve örgütsel çıkarların ön plana çıktığını unutmamak gerekir. Buna göre Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütü gibi örgütlerin yine türeyebilir. Irak yönetimi de Irak’ı bir bütün olarak görmeli ve bu ülkenin tüm bölgelerine ve tüm vatandaşlarına aynı gözle bakarak hepsine eşit davranmalıdır, zira özellikle ehli sünnet başta olmak üzere azınlıkların yaşadığı bölgelere yönelik her türlü kusur veya ilgisizlik, Irak devletine karşı olan bazı ülkelerin ve ayrıca içerideki muhalif unsurların bu durumdan Irak’ı huzursuzluğa ve iç kargaşaya sürüklemekte yararlanacağı kesindir.
Öte yandan Iraklı muhalif gruplar da tekfirci IŞİD terör örgütü gibi eli kanlı cani teröristlerden merkezi yönetimle mücadele etmekte yararlanmaları sadece merkezi yönetimine yönelik bir tehdit olmayacağını, bilakis tüm Iraklı grupları ve Irak’ın tüm bölgelerini tehdit edeceğini unutmamaları gerekir.
Kuşkusuz Irak içinde yaşayan tüm Arap, Kürt, Türkmen ve İzediler gibi tüm dini ve etnik grupları ile bir bütün olarak anlam kazanır ve grupların her birinin tehditlere maruz kalması Iraklı tüm grupların tehditlere maruz kalması ile eşanlamlıdır.