Mescid-i Aksa’nın adlandırılmasının felsefesi
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i81692-mescid_i_aksa’nın_adlandırılmasının_felsefesi
Mescid-i Aksa adı insanı hayrete düşüren hadiseleri ve öyküleri hatırlatır. Aslında bu adın ardında acı tatlı, bir çok anıları içeren bir tomar yatmaktadır.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Ağustos 22, 2017 05:18 Europe/Istanbul
  • Mescid-i Aksa’nın adlandırılmasının felsefesi

Mescid-i Aksa adı insanı hayrete düşüren hadiseleri ve öyküleri hatırlatır. Aslında bu adın ardında acı tatlı, bir çok anıları içeren bir tomar yatmaktadır.

Mescid-i Aksa zaman zaman Süleyman iktidarının ihtişamı ve Davud’un ceberut hakimiyeti içinde boy göstermiş ve zaman zaman da art arda gelen depremlerle yere yığılmıştır. Mescid-i Aksa bazen İbrahimi hakikattaleplik ve direnişten mutlu olmuş ve bazen de Yahudilerin sapkınlığı ve bencilliğinden mahzun olmuştur.

Mescid-i Aksa bazen Mesih’in miladından mesut olmuş ve bazen de o hazretin çarmıha gerilme haberinden inlemiştir. Mescid-i Aksa bir zaman Muhammed’in –s– miracından hayrete düşmüş ve bir zaman da insanların hayvanlık derecesine tenezzül etmelerine üzülmüştür.

 

 

Mescid-i Aksa tarihin beyaz ve kara günleri ile iç içe olmuştur. Bu ad  bir yandan tevhid ve kulluğu çağrıştırırken, bir yandan da insanın yaratana karşı inat ve isyanına şahit olmuştur.

Gerçekte bu kutsal mekanın önemi ve adı tarihte yer yer göze çarpması, neden bu adla adlandırıldığının mazisini ve felsefesini araştırmayı bir zaruret haline getirmektedir.

El-Aksa sözcük itibarı ile uzak, en uzak ve daha da nihayete ulaşmış anlamına gelir. Mescid-i Aksa veya Beytulmukaddes camii ise Beytulmukaddes kentinde bir caminin adıdır. Bu cami Kudüs kentinde, Ömür camii ve Kubbetul Sahra’dan 500 metre uzaklıktadır.

Mescid-i Aksa dini ve tarihi ve coğrafi ve mimari gibi çeşitli boyutlarda özel özelliklere sahiptir. Bu özelliklerin bazıları dünyada eşsizdir ve bu yüzden bu mekanı da tevhidi dinlerin izleyenleri arasındna emsalsiz bir mekan yapmıştır.

 

Bilindiği üzere üç büyük İbrahimi din olan İslam, Hristiyanlık ve Yahudi inançları yüce Allah’ın emri üzerine bu kutsal mekanı kıble olarak seçmiş ve ona saygı göstermiştir.

Kabe’den sonra bu cami, yeryüzünde yayılan ikinci noktadır. Mescid-i Aksa kudsiyeti ve faziletleri itibarı ile diğer camilerden üstün olan üçüncü camidir. Bunun sonucu olarak da Beytulmukaddes kenti Mekke ve Medine’den sonra İslam’ın üçüncü mukaddes kenti olarak bilinir ve başka kentlerden üstün sayılır.

 

 

Mescid-i Aksa İslam Peygamberi’nden –s– önceki peygamberlerin çıkış noktası ve kıblesi ve özellikle o hazretin mirac mucizesinin vuku bulduğu mekandır. Allah teala bu mucizeyi Kur'an'ı Kerim’de açıkça beyan etmiş ve peygamberini gece vaktinde Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya getirdiğini ve böylece ayetlerini o hazrete gösterdiğini buyurmuştur.

Mescid-i Aksa asr-ı saadette bir süre Müslümanların kıblesiydi ve İslam Peygamberi –s– Mekke’de 13 yıl ve Medine’de de 14 ay boyunca Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılıyordu. Ardından Müslümanların kıblesi Kabe olarak belirlendi. Bu konu  hazrete nazil olan ayetle bildirildi ve o andan itibaren Müslümanlara da Kabe’ye doğru namaz kılmaları emredildi.

 

Gerçekte Mescid-i Aksa’nın kıble oluşu özelliğine bakıldığında iki boyutu dikkat ekiyor. Bu mekan bir yandan İslam, Hristiyanlık ve Yahudi inançları arasında ortak bir mekan ve bu semavi inançların arasında vahdet eksenidir. Öte yandan bu gelişme İslam dininin tüm semavi dinlerden bağımsız olduğunun işaretidir, ki bu nokta üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biridir.

 

 

Bundan başka, biraz önce de belirtildiği üzere, Mescid-i Aksa İslam Peygamberi’nin –s– mirac mucizesinin yaşandığı mekandır. Bu muazzam ve tarihi ve eşsiz hadise tam bu noktada yaşandı. İslam Peygamberi –s– bu kutsal mekandan göklere mirac etti.

Muhammed Cerir Teberi eserinde şöyle diyor: Isra ayeti hali hazırda Kudüs’te haremi şerif duvarları arasında mahsur kalan bu mekan için nazil oldu ve Allah teala bu mekanı kullarının O’na tapma mekanı olarak belirledi. O dönemde Mescid-i Aksa avlusunda Mescid-i Aksa ve Kubbet-ul Sahra ve diğer binalar yoktu. Isra ayetinde sadece cami adından söz edilmiştir, zira bu mekan Allah’a tapma ve ibadet etme mekanıdır.

 

 

Öte yandan Mescid-i Aksa tarih boyunca tevhidi ve İbrahimi dinler olan İslam, Hristiyanlık ve Yahudi inançlarının ilgi odağında olmuştur. Bu cami büyük Şam diyarında ve Beytulmukaddes kentinde yer alıyor ve tarihi belgelere göre ilk kez Hz. Davud –s– bu mekanda Allah’a tapmak üzere bir mabet inşa etti ve daha sonra Hz. Süleyman –s– bu mekanı tamamladı. O dönemde bu kent Urşelim veya Yurşelim olarak adlandırılıyordu. Urşelim sözcüğü Ur ve Şelim sözcüklerinin birleşmesinden türeyen bileşik sözcüktür. Ur ibranice ateş, aydınlık ve kutsal anlamına gelir ve Şelim de kent, barış ve selamet anlamındadır. Daha sonraları bu mekan Allah’ın kenti anlamına gelen İliya veya Yahudilerin döneminde kutsal ev anlamına gelen Beyt Hamikdaş adları ile de anıldı. İliya adı İslam dini zuhur edinceye dek bu kentin üzerinde kaldı ve zamanla Beytulmukaddes, Beytulkudüs, Kudüs-ü şerif ve kutsal Medine adları da kullanılmaya başladı.

 

 

Beytulmukaddes kenti Mescid-i Aksa’nın beşiğidir. Bu kent hali hazırda işgal altındaki Filistin topraklarına yer alıyor ve Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölünmüştür. Doğu Kudüs, kentin eski ve tarihi bölümünden oluşuyor ve yüksek duvarlarla çevrili bulunuyor. haremi şerif ise Doğu Kudüs’te ve Muria dağı kalesinde yer alıyor. Haremin avlusu Kubbetil Sahra camii ve Mescid-i Aksa ve diğer bir kaç binayı içeriyor. Eskiden haremi şerifin tümü birden Mescid-i Aksa olarak anılıyordu. Ancak günümüzde bu ad sadece haremin güneyinde yer alan cami için kullanılıyor. Mescid-i Aksa her dönemde ve kentin adına uygun olarak adı değişmiş ve farklı adlarla anılmıştır. Urşelim mabedi, İliya mabedi, İliya türbesi bu adlardan bazılarıdır.

 

 

Mescid-i Aksa ile ilgili önemli bir nokta, son onyıllarda Kubbet-ul Sahra ile Mescid-i Aksa’nın karıştırılmasıdır. Mescid-i Aksa, yeşil kubbeli bir canidir, oysa Kubbet-ul Sahra’nın kubbesi altın renklidir ve Muria dağı zirvesinde yer alan kutsal kayayı korumak için inşa edilmiştir ve Mescid-i Aksa’dan 500 metre uzaklıktadır. Bu cami ya yanlışlıkla ya da siyonist rejim İsrail’in siyasi garezleri doğrultusunda Mescid-i Aksa olarak tanıtılmaktadır, oysa böyle değildir.

 

 

İslam ordusu Beytulmukaddes’i fethetmeden önce Mescid-i Aksa’nın yerinde bir kilise vardı. Bu kilise Doğu Roma imparatoru Justin’in emri üzerine ve Hz. Meryem adına inşa edilmişti. Kameri 15. Yılda ikinci Halife bu kenti fethetti ve kutsal harem Müslümanların eline geçti.

Mescid-i Aksa binasının kimin tarafından inşa ettirildiği konusunda bazı ihtilaflar söz konusudur. Bazıları ilk kez ikinci Halife kilisenin yerine bir cami inşa edilmesi yönünde talimat verdiğini ve Müslümanlar kiliseyi camiye çevirdikten sonra 500 metre ötesinde bir başka camiyi inşa ettiklerini ve bu cami Ömer camii adı ile ün yaptığını belirtiyor.

 

 

Kubbet-ul Sahra binası bu alanda yer alan en eski ve en nefis ve en muazzam binalardan biridir. bu bina kameri 72 yılında Emevi Halife Abdulmelik bin Mervan tarafından inşa edildi, gerçi binanın inşaatı oğlu Velid döneminde tamamlandı.

Bazıları bu bina insanoğlunun mimari alanında inşa edebileceği en güzel binalardan biri olduğuna inanıyor. Yine ilginçtir ki o tarihte bu mekan ilk kez Mescid-i Aksa olarak adlandırıldı.

Daha sonraları Müslüman hükümdarlar her dönemde bu camiyi onarmaya ve restore etmeye başladı ve böylece binanın mimarisi zamanla İslamî camilerin görünümüne büründü.  Kameri 746 yılında yaşanan bir deprem cami binasını ağır hasara uğrattı, ardından Abbasi Halife Mansur’un talimatı üzerine cami binası onarıldı. Bir süre sonra da ikinci bir deprem cami binasına zarar verdi, ki bu kez Abbasi Halife Mehdi’nin emri üzerine cami binası yeniden inşa edildi.

 

 

Abbasilerden sonra Fatımiler bu sürece devam etti ve Mescid-i Aksa’yı bezemeye ve alanını genişletmeye özen gösterdi, ta ki haçlı savaşları yıllarında Mescid-i Aksa bir süre Hristiyanların eline geçti. Hristiyanlar Mescid-i Aksa binasına çok zarar verdi ve cami binasını kötü kullanmak ve haremi şerifte savaşmak ve kan akıtmakla bu kutsal mekana karşı küstahlık etti. Ancak İran asıllı büyük kumandan Salahaddin Eyyübi’nin çabaları sayesinde Mescid-i Aksa bir kez daha Müslümanların eline geçti. Müslümanlar caminin iç alanını onarmaya ve bezemeye başladı. Salahaddin Eyyübi kameri 583 yılında caminin içinde muhteşem bir mihrap inşa ettirdi ve caminin bazı bölümlerini bezedi.

 

 

Mescid-i Aksa’nın uzunluğu 80 metre ve eni 55 metre ve yüzölçümü 4400 metrekare kadardır. Caminin yedi revakı bulunuyor. caminin kapıları eskiden altın ve gümüşle kaplıydı, ancak depremden sonra Abbasi Halife Mansur bu altınları ve gümüşleri sikkeye çevirerek caminin onarımı için harcadı.

Mescid-i Aksa içinde dikdörtgen şeklinde bir alan bulunuyor. bu alanın iki güzel eyvanı vardır ve Hz. Zekeriyya mihrabı da buradadır. Caminin Kuzey kanadında büyük bir revak vardır. Bu revakı İsa Eyyübi miladi 1217’de inşa ettirdi.

Uzmanlar Mescid-i Aksa binasının her şeyi gayet hesaplı olduğunu ve tüm detayları büyük bir titizlikle tasarlandığını ve mimari sanatının adeta bir hazinesi olduğunu belirtiyor. Yine Beytulmukaddes kentinin en ünlü kütüphanesi Mescid-i Aksa kütüphanesidir. Bu kütüphanede bini aşkın el yazması eserin de aralarında bulunduğu 10 bin kadar eski çağlara ait kitaplar ve ayrıca nefis Kur'an'ı Kerim örnekleri bulunuyor.

 

 

Şimdi akla gelen en önemli soru şu ki neden bu caminin adı bunca önemine rağmen Kur'an'ı Kerim’de sadece bir kez zikredilmiştir? Acaba Isra suresinde sözü edilen Mescid-i Aksa şu Beytulmukaddes’teki cami midir? Allame Tebatebai Mizan tefsiri adlı eserine şöyle diyor: Mescid-i Aksa şu bilinen Beytulmukaddes’tir ve Hz. Davut ve Hz. Süleyman İsrailoğulları için için inşa ettikleri yüksekçe binadır ve Allah onu İsrailoğullarının mukaddes evi yaptı.

 

 

Şimdiye kadar bu caminin Kur'an'ı Kerim’de Mescid-i Aksa olarak adlandırılmış olması hakkında bir kaç görüş gündeme gelmiştir. İlk görüşe göre bu cami Beytulmukaddes kentinin mutlak itibarı yüzünden bu ayette bu şekilde adlandırılmıştır. İkinci görüş ise adın sözcük anlamı üzerinde duruyor ve bu cami en yüce ve bir bakıma Allah’a tapmanın sınırları bakımından en uzak cami olduğunu belirtiyor. Üçüncü görüş ise tarihi belgelere istinat ediyor ve şu anda Mescid-i Aksa olarak adlandırılan bu mekanın o dönemde henüz fethedilmediğini ve bir kilise şeklinde olduğunu ve bir mısdakla örtüşmesi için Mescid-i Aksa olarak adlandırıldığını savunuyor.

 

 

Gerçi bunlardan başka görüşler de gündeme gelmiştir. Bu görüşlerden birinden Isra suresinin 2 ila 8. ayetlerine istinat ediyor ve açıkça birinci ve ikinci mabetlerin yıkımına İsrailoğulları tarihinde önemli ve belirleyici hadiseler şeklinde işaret ediyor. Bu görüşe göre bu Kuranî sözcük Urşelim haremine işaret ediyor. Ancak bu görüşün reddinde, İslam Peygamberi –s– çağında bu mabedin yerinde hiç bir bina bulunmadığı ve Kur'an'ı Kerim’de kutsal topraklar Rum suresinin üçüncü ayetinde Aksa olarak değil de, “Edni El-Arz” olarak adlandırıldığı ifade ediliyor.

 

 

Biraz önce de belirtildiği üzere, asr-ı saadette bu cami Mescid-i Aksa olarak bilinmezdi ve daha çok Beytulmukaddes camii, İliya camii ve buna benzer adlarla anılırdı. İslam Peygamberi –s– Mescid-i Aksa’yı şöyle anlatıyor: Mahşer ve insanların yeniden dirilişi ve amellerinin hesabına bakılması bu noktada başlar.

Allah Resulü –s– bir başka yerde de şöyle buyuruyor: orası Arz-ı mahşer ve menşerdir, diriliş yurdudur, oraya gidin ve orada namaz kılın, zira orada namaz başka yerde bin namaz kadar faziletlidir.

Ebu Said Hızri şöyle anlatıyor: Resulullah’tan –s– şöyle buyurduğunu duydum: ümmetimin arasından biri kıyam edecek ve benim sünnetime emredecek ve yüce Allah onun için gökten yağmur indirecek ve yer bereketlerini dışa vuracak ve o da yeryüzünü eşitlik ve adaletle dolduracak, zulümle dolduğu gibi ve ümmetim yedi yılı böyle geçirecek ve Beytulmukaddes’e yerleşecek.

 

 

Şeyh Sıdduk ise İmam Ali’den –s– şöyle rivayet ediyor:Beytulmukaddes’te bir namaz, bin namaza denk gelir.

Yine İmam Ali’den –s– şöyle rivayet ediliyor: yeryüzünde dört nokta cennet köşkleridir: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Küfe.

İmam Cafer Sadık’tan –s– şöyle rivayet ediliyor: Beytulmukaddes camii İslamî dört önemli camiden biridir ve içinde ibadet etmek çok faziletlidir.