Salmanizm döneminde Suud hanedanının çılgınlığı; Saad Hariri için yazılan dikte
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i88828-salmanizm_döneminde_suud_hanedanının_çılgınlığı_saad_hariri_için_yazılan_dikte
Lübnan Başbakanı Saad Hariri 4 Kasım Cumartesi günü beklenmedik bir çıkış yaparak başbakanlık görevinden istifa etti. Hariri istifasını Arabistan’ın başkenti Riyad’da açıkladı. Peki ama, hangi sebepler Hariri’yi bu istifaya zorladı ve Riyad’ın amaçları neydi?
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Kasım 07, 2017 11:03 Europe/Istanbul
  • Salmanizm döneminde Suud hanedanının çılgınlığı; Saad Hariri için yazılan dikte

Lübnan Başbakanı Saad Hariri 4 Kasım Cumartesi günü beklenmedik bir çıkış yaparak başbakanlık görevinden istifa etti. Hariri istifasını Arabistan’ın başkenti Riyad’da açıkladı. Peki ama, hangi sebepler Hariri’yi bu istifaya zorladı ve Riyad’ın amaçları neydi?

Lübnan’da Mişal Aun bu ülkenin yeni Cumhurbaşkanı seçildikten bir kaç gün sonra Saad Hariri Kasım 2016’da Lübnan Başbakanı olarak açıklandı.

Şimdi Lübnan Başbakanı Hariri, ülkesi son bir yılda şimdiye kadar pek görülmemiş istikrarlı günleri geride bırakmaya başladığı bir sırada ve Hariri hükümeti olumlu bir karnesi bulunduğu halde başbakanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Lübnan’da istikrarlı sürecin işaretleri olarak seçim kanununun onaylanması, Lübnan bütçesinin 12 yılın ardından onaylanması ve devlet memurlarının geciken maaşı on yıl aradan sonra ödenmeye başlaması ve ayrıca Mayıs 2018’in parlamento seçim tarihi olarak belirlenmesine değinmek mümkün. Bu yüzden Saad Hariri istifası sırasında ileri sürdükleri gerekçelerin aksine, Lübnan Hizbullah hareketi lideri Seyyid Hasan Nasrullah’ın da 5 Kasım günü yaptığı açıklamada vurguladığı gibi bu istifanın gerekçelerini Lübnan’da değil asıl Arabistan’da aramak gerekir.

 

 

Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah 5 Kasım Pazar günü Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin istifasına gösterdiği tepkide yaptığı açıklamada bu istifanın Arabistan’da bazı Suud prenslerinin görevden alınmaları ve bazılarının da tutuklanmaları ile eşzamanlı oluşuna dikkat çekerek, Hariri istifası Arabistan rejiminin kararı olduğunu ve Hariri’ye dikte edildiğini, bu istifa Saad Hariri’nin kendi isteği ve kendi kararı ile yapılan bir istifa olmadığını belirtti.

 

 

Öte yandan korsan İsrail’de yayımlanan Yediot Aharonot gazetesinin yazarlarından Semdar Biri, gazetenin 5 Kasım günkü sayısında yayımladığı yorumunda şu ifadelere yer verdi: Hariri’nin istifası bölge olaylarını takip edenler için beklenmedik bir hareket değildi, zira Suud rejiminin Fars körfezi işleri devlet Bakanı geçen Salı günü twitter hesabında İran’ı kontrol altına almak gerektiğini ve yakın gelecekte bazı gelişmeler yaşanacağını yazmıştı. Suud hanedanı Hariri’nin istifa haberine şaşırmayan tek taraf oldu. Yine Riyad’ın Hariri tarafından istifasını açıklamak için seçilmesi tesadüfi bir olay değildir. Bu durum, Suud hanedanı Hariri için bir sığınak rolü ifa ettiğini göstermektedir.

Şimdi burada akla gelen önemli bir soru, Suud rejiminin neden Lübnan Başbakanı Hariri’yi istifa etmek için baskı altında tuttuğu sorusudur.

 

 

Bu soruya verilecek ilk cevap, Suud rejiminin Ortadoğu bölgesinde İran İslam Cumhuriyeti ile rekabeti ile ilgilidir. Hali hazırda şimdiki Ortadoğu bölgesinde üç bölgesel güç ve bir başka ifade ile bölgesel güç üçgeni bulunuyor: İran İslam Cumhuriyeti, Arabistan ve Türkiye.

Türkiye Arap dünyasının gelişmelerinde bir nevi bu iki aktörden biri ile eşgüdümlü hareket etti. Türkiye Suriye krizinde ilkin Arabistan ile aynı cephede yer aldı ve Beşar Esad yönetimini devirme hedefini izlemeye başladı. Ancak son bir yılda Türkiye bu tutumundan çark etti ve İran İslam Cumhuriyeti ile bu kriz yüzünden aralarında oluşan çatlağı onarmaya başladı. Öte yandan Türkiye Katar ile Arap ülkeleri arasındaki gerginlikte de Katar’dan yana tavır koydu ve pratikte Arabistan’ın karşısında durdu. Türkiye Kuzey Irak ve Bağdat merkezi yönetimi arasında patlak veren krizde de İran İslam Cumhuriyeti ile ortak tavır sergileyerek Bağdat yönetimini destekledi.

 

 

Ancak Arabistan ve İran İslam Cumhuriyeti resmen karşı karşıya geldi, öyle ki Riyad Ocak 2016’da Tahran ile diplomatik ilişkilerini tamamen kesti. Bu arada Ortadoğu gelişmelerinde hakim görüş, bölgedeki şimdiki krizlerin Tahran ile Riyad arasında vekalet savaşlarının sonucu olduğu yönündedir. Oysa Tahran’ın en önemli bölgesel stratejisi, Ortadoğu bölgesinde istikrar  ve güvenliğin korunması ve bölge dışı güçlerin Ortadoğu bölgesine müdahale etmelerine karşı çıkılmasıdır. Arabistan’ın en önemli stratejisi ise, İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfuzuna karşı koymaktır. Ancak Riyad bu stratejiyi gerçekleştirmek için sergilediği tavır, İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfuz alanı olan bölgelerde istikrarsızlık, güvensizlik ve şiddeti körüklemektedir. Gerçekte Riyad kendinde İran İslam Cumhuriyeti ile doğrudan mücadele etme gücünü göremiyor ve bu yüzden Tahran’ın Ortadoğu bölgesindeki müttefiklerini hedef alıyor. Bugün Suriye, Irak, Lübnan Hizbullah hareketi ve Yemen’in Ensarullah hareketi İran İslam Cumhuriyeti’nin en önemli bölgesel müttefikleri sayılıyor.

 

 

Arabistan rejimi ilk adımda Suriye’yi hedef aldı, ancak bu hareketin üzerinden yedi yıl geçtiği halde Suriye nizamı hiç değişmeden ayakta kalmayı başardı, üstelik bu ülkeye sokulan teröristlerin zeval süreci de hızlandı.

Arabistan rejimi ikinci adımda bu kez Irak’ı hedef aldı ve Irak içinde siyasi ayrışmalarını şiddetlendirmeyi ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerini desteklemeyi denedi. Ancak Iraklı taklit merciinin tarihi fetvası ve halk seferberliği ilan etmesi  ve bu yönde kurulan Haşed-ul Şaabi hareketinin terörle mücadelede etkinliği Irak’ta IŞİD’in üç yıllık işgalciliğine son verdi. Öte yandan Riyad’ın Kuzey Irak bölgesinde bölücü hareketi gizlice desteklemesi de Arabistan için hiç bir getirisi olmadı.

 

 

Arabistan rejiminin üçüncü adımı, Mart 2015’te Yemen milletine topyekun bir savaş dayatmaktı. Gerçi Yemen’in Ensarullah hareketinin İran için stratejik değeri Lübnan Hizbullah hareketi ile karşılaştırılamaz, ama yine de İran İslam Cumhuriyeti ile Ensarullah hareketi arasında dini kimlik bakımından bir bağ bulunuyor.

Yine Arabistan’ın Ensarullah hareketini dışlamak üzere dayattığı Yemen savaşı da Riyad için istediği sonuçlara ulaşamadı, bilakis Arabistan’ı Yemen bataklığına sapladı.

 

 

Arabistan rejimi şimdi dördüncü adımda ve bölgede İran karşıtı stratejisinin devamında saldırılarını Lübnan Hizbullah hareketine odakladı.

Gerçekte Arabistan bölgede İran İslam Cumhuriyeti’nin müttefiklerini hedef alarak Tahran yönetimini baskı altında tutmaya ve bölgesel üstünlüğünü engellemeye çalışıyor. Nitekim şimdi Arabistan Suriye krizinde hezimete uğradıktan sonra Hizbullah üzerindeki baskılarını arttırmak istediği anlaşılıyor. Bu süreçte Arabistan’ın Fars körfezi işlerinden sorumlu devlet Bakanı Samer Sahban Lübnan Hizbullah hareketine karşı uluslararası bir ittifakın kurulmasından söz etti ve Hizbullah hareketini Hizbulşeytan olarak adlandırdı.

 

 

 

Aslında bu yolda Arabistan’a Amerika ve korsan İsrail de eşlik ediyor. Bir başka ifade ile Arabistan, İsrail ve Amerika’dan oluşan şom üçgen İran İslam Cumhuriyeti ile mücadelede izledikleri siyasi taktiklerinde Lübnan Hizbullah hareketini hedef alıyor ve Riyad yönetimi Saad Hariri’ye istifa için baskı yaparak bir nevi Hariri’yi de bu üçgenin içine çektiği anlaşılıyor. Bu yüzden Saad Hariri Hizbullah hareketinin başını çektiği 8 Mart hareketinin milletvekilleri kabinesinin bir bölümünü oluşturduğu bir sırada  istifasını açıkladıktan sonra Lübnan Hizbullah hareketi ve İran İslam Cumhuriyeti’ne sözlü saldırıda bulundu.

 

 

Arabistan’ın Saad Hariri’yi istifa etmeye zorlamak için uyguladığı baskının ikinci sebebi ise, Hariri’nin bölgesel politikası ve özellikle Suriye krizine karşı tutumundaki başarısızlığından hoşnutsuzluğudur. Lübnan 2013 yılından itibaren Suriye’de büyükelçi bulundurmazken ve bu ülkenin Şam büyükelçiliği Lübnan maslahatgüzarı tarafından idare edilirken, Ekim 2017’de Saad Zahia Lübnan’ın Suriye’de yeni büyükelçisi olarak açıklandı. Saad Zahia Lübnan Başbakanı Saad Hariri istifasını açıklamadan bir gün önce Şam’a geldi ve resmen görevine başladı. Bu gelişme bir yandan Saad Hariri yönetiminin Suriye yönetimini tanıdığı anlamına gelirken, öbür yandan da Hariri’nin Suriye yönetimi ile ilişkilerini takviye etmek istediğini gösteriyordu.

 

 

Hariri yönetiminin Şam yönetimi ile ilişkilerini geliştirme yönündeki girişimleri çerçevesinde Lübnan sanayi Bakanı ve Lübnan tarım Bakanı Ağustos 2017’de onlarca Lübnanlı işadamı ve girişimciden oluşan bir heyet başkanlığında Şam’da düzenlenen uluslararası fuara katılmak üzere Suriye’ye geldiler.

Lübnan Suriye krizi başlar başlamaz tarafsızlık ilan etti ve gerçi Suriye ile ilişkileri tamamen kesilmedi, ama aralarındaki ilişki pek sıcak da sayılmazdı. Şimdi Lübnan’ın Suriye’ye yeni büyükelçi ataması aslında Şam yönetiminin şartlarını kabul etmek ve bir bakıma Beşar Esad yönetiminin Suriye’nin iç gelişmelerinde üstün konumunu itiraf etmek anlamına geliyordu. Fakat bu durum, Suud rejiminin hoşuna gidecek bir durum değildi. Aslında Hariri yönetimi ile Suud rejimi arasında özellikle iktisadi alanlarda var olan bağlara bakıldığında, Arabistan rejiminin Hariri yönetiminin yeni tutumundan hoşnut olmaması ve Saad Hariri’ye istifa etmesi için baskı uygulaması doğal görünüyor. Nitekim Hariri de kişisel ve özellikle iktisadi çıkarlarını Lübnan’ın milli menfaatlerine tercih edip, pratikte istifa ederek Riyad sahasında oynamayı kabul etmiş bulunuyor.

 

Her halükarda bölgede hakim olan şartlar ve Suud hanedanının hoşnutsuzluğuna bakıldığında, Lübnan Hizbullah hareketi lideri Nasrullah’ın da belirttiği üzere, Hariri’nin istifa sebeplerini Lübnan’da değil asıl Arabistan’da aramak gerektiği anlaşılıyor.

Görünen o ki Arabistan’ın bu hareketi Suud rejiminin veliaht prensi Muhamed bin Salman’ın İran İslam Cumhuriyeti ile mücadele konusunda yaptığı son açıklaması ile bağlantılıdır. Muhammed bin Salam açıklamasında şöyle demişti: Son 30 yılda yaşanan şey, Arabistan değil, bölgede son 30 yılda yaşanan şey Ortadoğu değil. 1979 yılında İran inkılabından sonra insanlar bu modeli çeşitli ülkelerde kopyalamak istedi, bunlardan biri de Arabistan’dı. Biz bununla nasıl baş edeceğimizi bilemiyorduk ve bu sorun dünya genelinde yayıldı. Şimdi ise bunun şerrinden kurtulma zamanıdır.

 

 

Aslında Arabistan Salmanizm çağında da İran İslam Cumhuriyeti ile doğrudan mücadele edebilecek güçten yoksundur ve bu yüzden İran’ın Ortadoğu bölgesindeki müttefiklerini ve özellikle Lübnan Hizbullah hareketini hedef almaktadır. Ancak Arabistan’ın Amerika ve İsrail sahasında oynaması Suud hanedanının hedeflerini temin etmeyeceği gibi, Suriye, Irak ve Yemen’de hezimetleri de bu oyunun sonunda yine İran İslam Cumhuriyeti güçleneceğini gösteriyor.

Görünen o ki genç prens Muhammed bin Salman tarihten diplomasi dersi almak istemiyor.