Amerika Siyasetlerinin Batı Asya İstikrarsızlığı ve Güvensizliğindeki Rolü
Amerika İran'a karşı yayımladığı bildirisinde bir kez daha İran'ı Batı Asya'da kargaşa ve kaos çıkarmakla suçladı. Amerika dışişleri bakanlığının İran karşıtı bildirisinin bir bölümünde İran'ın nükleer anlaşmadan elde ettiği zenginlik aracılığı ile Yemen'den Irak'a, Lübnan'dan Suriye'ye kadar ölüm ve yıkıma sebebiyet verdiğini öne sürdü.
Amerika'nın İran İslam Cumhuriyeti'ni Batı Asya'da kaos çıkarmakla suçlaması yalandan ibaret olup Washington'un İran'a karşı maksimum baskı siyasetinin de yenilgiye uğradığını gösteriyor. Bu iddia Washington'un geleneksel ortakları Avrupalılar tarafından bile inanılmayacak bir durumdur.
Batı Asya'daki bugünkü durumun da başlıca nedeni Amerika'nın savaşa, araları açmaya ve ihtilaf oluşturmaya ve de silahlarını azami derecede satma politikalarından kaynaklıdır. Amerika kongresinin de itiraf ettiği gibi Amerika'nın sattığı silahlar sivillere karşı kullanılmaktadır.
Yemen halkı ise diğer Arap ülkeler gibi 2011 yılından bu yana diktatörlüğe karşı ayağa kalkmış ve Ali Abdullah Salih'i devirmeye çalışmıştı. Yemen halkının asıl talebi ise Amerika'nın sözde öncüsü olduğu ve iddiasında bulunduğu demokrasi idi. Ancak Amerika ve gerici Arap ülkelerdeki ortakları Yemen'de demokrasiyi önlemek için ellerinden geleni yaptılar. Bu çerçevede göstermelik seçimler düzenleyip Yemen'de tek adaylı bir seçimle Abd Rabbe Mansur Hadi'yi başkan olarak atadılar.
Yemen'de 2014 yılında itirazların tekrar baş göstermesine neden olan husus ise Mansur Hadi hükümetinin halkın taleplerini karşılayamaması ve tamamen Yemen'in dışına bağlı kalması idi. Bu durum ise Ensarullah hareketi gibi halkın sesini duyuran grupların ortaya çıkmasına yol açtı.
Suudi Arabistan Amerika'nın Batı Asya'daki en önemli ortaklarından biri olarak Amerika hükümetinin de destekleri ile Yemen'e karşı savaş stratejisine baş vurmuştur. Trump hükümeti ise son 4 yıl içerisinde bu savaşı topyekun olarak desteklemiştir. Bu savaşın sonucu ise dünyada en büyük insani facianın Yemen'de meydana gelmesi olmuştur. Bu durumun asıl nedeni ise Amerika ve Suudi Arabistan'ın Ensarullah hareketinin Yemen'de işbaşına gelmesine karşı çıkmasıdır. Aslında Ensarullah Hareketi de Washington ve Riyad'a tam zıt siyasi ve dini bir kimliğe sahip olduğunu bu süreçte ve daha öncesinde hep göstermiştir.
Kuşkusuz Irak'ın mevcut durumu da Amerika'nın müdahalesi ve savaşının sonucudur. Amerika 2003 yılında Irak'ta kitle imha silahlarının olması bahanesi ile bu ülkeye karşı savaş başlatmış ve pratikte bu ülkeyi işgal etmiştir. Irak'ta kırılgan bir hükümetin kurulması Amerika'nın müdahalesinin sonucu olmuştur.
Washington Irak'ta bağımsız dış siyasetin uygulanmasını istemiyor. Tam tersi Amerika siyasetlerinin uygulanmasını tıpkı BAE ve Bahreyn gibi kukla yönetimlerin işbaşına gelmesini istiyor.
Iraklı grupların bağımsızlığa vurgu yapması ve Amerika'nın müdahalelerine karşı çıkması yüzünden Amerika'ya bağlı mihraklar kumpaslar kurmaya ve ülke genelinde şiddet ve kaos olaylarını tekrar alevlendirmek istiyorlar.
Bölgede Lübnan'da iç savaş yaşanmasa da siyasi gruplar iktidarda yer almak ve paylarını arttırmak için rekabet yaşıyorlar. Bu rekabet 2018 yılında Direniş Koalisyonunun seçimleri kazanması ile Amerika ve desteklediği Lübnanlı uşakları Ekim 2019'da sandıklardaki yenilgiyi sokak gösterileri ve yapısal baskılar ile karşılamaya çalıştı.
Lübnan'ın bugünkü durumu ise Amerika ve ortaklarının Hizbullah ile düşmanlığının sonucudur.
Suriye'de de durumlar ortadadır. Batı ve Amerika liderliğindeki terör örgütleri Siyonist Rejim ve İsrail'in de destekleri ile Suriye'nin bir kısmını işgal etmiş ve kan dökmeye de zemin hazırlamıştır. İran İslam Cumhuriyeti liderliğindeki direniş ekseni Rusya'nın da destekleri ile bu sinsi çabaları başarısız kılmıştır.
Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti ve ortaklarının bölgede özellikle de Yemen, Irak, Lübnan ve Suriye'de verdiği destekler sırf Amerika ve ortaklarının saldırılarına karşılık verilen bir çabadır. Amerika ve ortaklarının tacizleri ve saldırıları sonlanırsa özellikle de bu dört ülkede halkın kendi kaderlerini belirlemelerine müsaade edilirse İran İslam Cumhuriyeti de yeni bir yaklaşım içerisine girecektir.