Suudiler ve Ortaklarının Lübnan'a Karşı Ağır Baskının Nedenleri ve Hedefleri
Suudi Arabistan Lübnan enformasyon bakanının Yemen savaşı ile ilgili açıklamalarına tepki olarak, büyükelçisini Beyrut'tan çağırdı ve Lübnan büyükelçisini de Riyad'dan sınır dışı etti. Bahreyn, BAE ve Kuveyt de Lübnanlı diplomatların bu ülkeleri terk etmelerini istedi.
Suudi Arabistan ve Fars Körfezi İşbirliği Konseyi üç küçük ülkenin Lübnan'a karşı bu girişiminin nedeni, Lübnan enformasyon bakanının Yemen ile ilgili açıklamalarında aranmalıdır. George Kurdahi, Lübnan enformasyon bakanı atanmadan bir ay önce Al Jazeera kanalına verdiği demeçte açık bir şekilde Yemen'e saldırganlığın durdurulması ile ilgili konuştu ve Suudi Arabistan ile Fars Körfezi Arap ülkelerinin Yemen milletine karşı beyhude savaşa son vermesi gerektiğini belirtti. Bu röportaj ise 26 Ekim tarihinde Al Jazeera kanalından yayımlandı ve Suudi Arabistan ve Fars Körfezi İşbirliği Konseyi üç küçük üye ülkesinin tepkilerine yol açtı.
Burada sorulması gereken soru Kurdahi'nin bu açıklamalarının neden Suudiler ve Batılı ortaklarının sert tepkisi ile karşılaşmasıdır. Lübnan'a karşı bu tür sert tepkilerden güdülen hedefler nelerdir.
Görünen o ki bu sert tepkilerin temel nedeni Al-ı Suud'un Yemen'e karşı savaşta sahada yaşadığı koşullardan kaynaklanıyor. Al-ı Suud, 21'inci yüzyılda en yoksul Arap ülkesi olan Yemen'de en vahim insani koşullara yol açan savaş yüzünden ciddi bölgesel ve küresel baskı görmektedir. Şimdi de kesin olarak Al-ı Suud'un Yemen'de oluşturduğu bataklıkta saplanıp kaldığı söylenebilir. Bir diğer yandan Yemen'de yaşanan insani krizde Riyad'a yönelik baskıların artması için bir faktöre dönüşmüştür. Amerika'daki mevcut hükümet de bir kaç kez Suudilerin Yemen'e karşı savaşı devam ettirmesini eleştirmiştir.
Böyle bir ortamda, sahadaki gerçekler açısından, Al-ı Suud, Yemen ulusal kurtuluş ordusu güçlerinin Marib'de ilerlediğine tanıklık etmektedir.
Öte yandan Lübnan enformasyon bakanının açıklamaları da kamuoyunun Suudilerin Yemen'e karşı işlediği cinayetlere dikkat etmesi ve Ensarullah hareketinin haklı görülmesi anlamında gelir. Nitekim Ensarullah hareketi de Suudilere karşı hep Yemen toprak bütünlüğünü savunmaya çalışmıştır. Bu yüzden Al-ı Suud ve ortakları Kurdahi'nin açıklamalarından öfkelenmiş görünüyor.
Bu husustaki ikinci faktör ise Suudilerin Lübnan gelişmelerine yönelik bakışıdır. Suudi Arabistan, Lübnan egemenliğini ihlal ederken bu ülkenin iç gelişmelerine de müdahale eden ve Hizbullah'ın Lübnan gücünü inşa etmede güçlü bir konuma sahip olmaması için büyük çaba sarf eden ülkelerden biridir. Suudi Arabistan'a yakın bazı unsurlar, özellikle de Riyad Büyükelçisi Velid el Buhari'nin Beyrut'tan ayrılmasından önce görüştüğü Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca da dahil olmak üzere dışarıdan beslenen kesim hala Lübnan'da kaos ve fitne çıkarmaya çalışıyorlar.
Samir Caca, 14 Ekim'de Beyrut'ta El-Tayuna cinayetini işleyenlerden biridir. Bu cinayette 7 kişi şehit düşmüş ve 60'a yakın insan da yaralanmıştı. Seyyid Hasan Nasrullah'ın bu cinayete karşı kararlı duruşu ve Lübnan'da iç fitne çıkarma amaçlarını ifşa etmesi ile, El Tayuna fitnesi de hezimete uğradı.
Lübnanlı siyasi uzman Vasim Bezi şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: "Suudilerin bu eylemleri ve tepkileri, Lübnan enformasyon bakanının Necip Mikati hükümetinin kurulmasından bir ay önce yaptığı açıklamalarına yönelik değildi. Riyad, Kurdahi'nin açıklamalarını Lübnan'a yönelik sinsi planlarının yumuşak karnına vurulması olarak gördü. Böyle bir tepki de Kurdahi'nin açıklamalarına tepkinin ötesinde idi. El Tayuna cinayeti ve Lübnan ordusu komutanı Josef Aoun'un Samir Caca'ın El Tayuna cinayetindeki rolü ile ilgili açıklamaları ve Caca'nın mahkemeye çağrılması, Suudi Arabistan'ı bu piyonunu kurtarma çabası içerisine soktu. Bu yüzden Kurdahi'nin açıklamaları Suudi Arabistan'ın Lübnan'da fitne çıkarması için bir bahaneye dönüştü. "