Trump’ın İran’la müzakere iddiasının amacı nedir?
Parstoday – Trump’ın İran’la bir görüşme süreci bulunduğuna dair iddiası ne basit bir hata ne de diplomatik bir yanlış anlamadır.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Beyaz Saray’da bulunduğu sırada Donald Trump, İran tarafından anında yalanlanan bir iddiayı yeniden dile getirdi. Parstoday’in Fars Haber Ajansı’na dayanarak aktardığına göre Trump, “Bence İran bir anlaşma istemekte çok istekli ve biz bir süreci başlattık” demiştir. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü açıkça “Tahran ile Washington arasında hiçbir müzakere süreci yoktur” diyerek bu iddianın gerçek dışı olduğunu ifade etti. Peki Trump neden açıkça yalan söylüyor?
Dış politikada sahte başarı üretme
Trump’ın davranışını anlamak için son yıllarda sergilediği kalıcı modele bakmak gerekir. O, ilk başkanlık döneminde defalarca var olmayan başarıları büyüterek ve gerçekleri çarpıtarak üretmeye çalıştı. “Kore Yarımadası’nda tarihi barış”tan söz etti; oysa birkaç gösterişli görüşmeden sonra tüm süreç durdu. “Ortadoğu savaşlarının bittiğini” iddia etti; ancak hiçbir savaş sona ermedi ve bazı krizler yoğunlaştı.
Abraham Anlaşmaları’nı “büyük bir dönüşüm” olarak sundu; oysa bu anlaşmalar bölgenin temel sorunlarını çözmedi ve daha çok sembolik bir işlev taşıdı. Bu davranış kalıbı Trump’ın gerçeklerden çok, kendisi için siyasi zafer imal etmeyi tercih ettiğini gösteriyor. O, seçmen tabanının önemli bir bölümünün doğruluk kontrolüne fazla önem vermediğini, daha çok onun “güçlü liderlik” anlatısına odaklandığını biliyor. Bu bağlamda, İran’la müzakere olduğu iddiası ona “oyunu kontrol eden lider” ve “kişisel otorite” imajı kazandırıyor.
Bu eğilim, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde iç popülaritesinin yüzde 47’den yaklaşık yüzde 38’e düşmesiyle daha da güçlendi. Bu ağır düşüş, onu dış politikada sahte zaferler üretmeye daha fazla ihtiyaç duyan bir noktaya getirdi. Gerçeği değiştiremese de anlatıyı yeniden kurarak kendi siyasi konumunu korumaya çalışıyor.
Trump’ın görünür olma ihtiyacı ve anlatı üretiminin psikolojik temeli
Siyasi psikoloji analizleri Trump’ın kronik bir “görünür olma” ihtiyacı taşıyan bir kişilik yapısına sahip olduğunu göstermiştir. Her zaman haberlerin merkezinde olmak ve adının her gün medyada yer almasını beklemek onun için temel bir ihtiyaçtır. Bu tür kişiler için görünürlükten uzak kalmak bir tür psikolojik tehdit olarak algılanır.
Bu nedenle, gerçek bir olayın yokluğu Trump’ı durdurmaz. Defalarca göstermiştir ki eğer haber yoksa, kendisi üretir. İran’la müzakere iddiası da tam olarak bu mantık içindedir. Böyle bir iddia ortaya atarak kendisini Ortadoğu’nun baş aktörü olarak sunar ve Amerikan medyasında yeniden küresel krizlerin yönlendiricisi konumuna gelir.
Bu iddianın zamanlaması da tesadüf değildir. Bin Selman’ın Beyaz Saray’da bulunması, Trump’a İran meselesini yeniden gündeme getirmek için uygun bir zemin sağladı. Böylece Amerikan medyasında bölgenin ana dosyasını yöneten kişi olarak görünmeyi hedefledi. Gerçek başarının olmadığı noktada böyle söylemlerle boşluğu dolduruyor.
Bölgesel müttefikleri yönetmek
Bu iddianın başka bir boyutu da Trump’ın bölgesel hesaplarıyla ilgilidir. Suudi Arabistan yıllarca İran’la gerginlik yaşadıktan sonra artık tansiyon düşürücü bir politika izliyor ve eskisi gibi doğrudan çatışma peşinde değil. Böyle bir ortamda Trump, Washington’ın bölgesel denklemlerdeki merkezi rolünü kaybettiği algısının oluşmasından kaygı duyuyor.
Bu nedenle “İran anlaşma istiyor” iddiasıyla, İran dosyasının kontrolünün hâlâ kendi elinde olduğu mesajını veriyor. Böylece Washington’ın bölge güvenliğinin temel aktörü olduğu izlenimini canlı tutmaya çalışıyor. Ayrıca, İran’ın baskılar nedeniyle ABD gölgesinde müzakereye dönmek zorunda kaldığı imajını yaratmak istiyor.
İran’a psikolojik baskı uygulamak
Trump ve ulusal güvenlik ekibi, İran’ın yalanladığı bir zamanda “müzakere süreci başladı” iddiasının psikolojik baskı yaratabileceğinin farkındadır. Bu yöntem müzakereye ulaşmak için değil, Tahran’da bir belirsizlik veya kararsızlık görüntüsü oluşturmak için kullanılıyor. Trump’ın ilk döneminde de benzer bir taktik defalarca görüldü. Defalarca, “İran’dan bize telefonlar geliyor” dedi; oysa böyle bir şey yoktu ve bu söylemler sadece psikolojik baskı ve güç gösterisi anlatısını güçlendirmek için ortaya atılmıştı.
Bu yöntemle amaç, İran’ı bir pozisyon almaya zorlamak ve medya gündeminde sürekli savunma pozisyonunda bırakmaktır.