ABD ve İslam’a göre insan hakları
https://parstoday.ir/tr/news/world-i75662-abd_ve_İslam’a_göre_insan_hakları
27 Haziran – 3 Temmuz tarihleri arasında kalan günler Amerikan insan haklarını gözden geçirme haftası olarak adlandırılmıştır. Ancak bu gözden geçirme gerçekte Amerika’nın insan hakları maskesi altında sakladığı gerçek yüzünün ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Haziran 28, 2017 07:43 Europe/Istanbul
  • ABD ve İslam’a göre insan hakları

27 Haziran – 3 Temmuz tarihleri arasında kalan günler Amerikan insan haklarını gözden geçirme haftası olarak adlandırılmıştır. Ancak bu gözden geçirme gerçekte Amerika’nın insan hakları maskesi altında sakladığı gerçek yüzünün ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Amerika’nın beşeriyete karşı cinayet karnesi bir çok cinayetle kaplı olan kapkara bir karnedir. Bu cinayetlerin arasında Japonya’ya karşı nükleer saldırıdan, İran ve Irak milletine karşı ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin hibe ettiği kimyasal silahları kullanan Saddam gibi diktatörleri desteklemek gibi cinayetler vardır.

Amerika 3 Temmuz 1988 tarihinde Fars körfezi üzerinde seyreden İran hava yollarına ait bir yolcu uçağını düşürmek ve münafıklar terör örgütü gibi eli binlerce İranlı vatandaşın kanına bulaşan terör örgütlerini desteklemekle insan haklarını nasıl savunduğunu açıkça gözler önüne sermiştir.

Siyaset meseleleri uzmanı Ata Behrami bu konuda şöyle diyor:

Amerikan insan hakları sisteminde özgürlüğe vurgu yapılmasına rağmen o dönemde kölelik düzenini ve ırkçılığı sistematik olarak kabul ettiler. Amerikan kültüründe hatta tevhid ve eşitlik habercisi  olmaları gereken kiliseler bile ırkçılığı ve siyahilerin ve renkli derililerin daha alçak oldukları kabul edilmiştir. Oysa İslamî insan hakları sisteminde renk, ırk, dil vesaire ayrımı asla söz konusu değildir ve tüm insanlar aynıdır ve hepsinin belli ve eşit hakları vardır. Amerikan insan hakları pozitivizm temeline dayanır, yani eğer çoğunluk belli bir zaman diliminde belli bir şeyi bir norm olarak kabul edecek olursa o şey hak telakki edilir ve ona uymak gerekir. Oysa İslamî insan haklarının esas temelleri ilahi ve tevhide dayalı ve tamamen belli ve kesindir ve zaman ve mekandan bağımsız sayılır.

Amerika insan haklarının gerçek mahiyetini ve gerçek kavramlarını ve anlamlarını alay konusu yaptığı halde ve hatta insan hakları kurumlarına ancak bebek katili olan İsrail rejimi gibi insan hakları ihlallerinin öncülerinden olan bir rejime bu yönde baskı uygulanmasının hafifletilmesine endekslediği halde insan haklarından söz etmektedir. Amerika Dışişleri Bakanı Rex Tillerson bu konuda şöyle diyor: BM insan hakları konseyi bizim de orada var olduğumuz kurumlardan biridir ve Amerika’nın bu konseyle işbirliğinin devamı, konseyin İsrail’e karşı nasıl davrandığına bağlıdır.

Amerika devletinin gözünde insan hakları zorba politikalarını ilerletme aracından başka bir şey değildir. Amerika insan hakları hesaplarında gözetlemediği tek şey insani değerlerdir. Gerçekten de hangi akli gerekçeye göre içinde yaşayan Müslümanlar ve diğer azınlıklar türlü ayrımcılıklardan acı çektiği ve sosyal hakları çiğnendiği ve Başkanı pratikte İslamofobia propagandası yaptığı ve Müslümanların girişini muğlak suçlamalarla engellediği bir ülke, insan haklarından söz etme salahiyetine sahiptir?

İnsan hakları, her insanın zati ve fıtri olarak ve sırf insan olduğu için sahip olduğu en temel haktır. Ancak burada üzerinde tartışılması gereken konu, hangi devletlerin insan haklarını savunma iddiasında bulundukları ve acaba insan hakları esas itibarı ile bu tür savunmalara ihtiyacı olup olmadığıdır. Acaba Amerika’nın tutumu insan haklarını koruma olarak telakki edilebilir mi? hem de insan hakları alanında bu denli çifte standart tutumu ve ayrımcı ve insafsız davranışı olan bir Amerika?

Bu konuya hatta Batı’nın insan hakları alanında belirlediği kriterlerin açısından bakacak olsak bil bile yine aklı şu soru gelir: Amerika nasıl ve hangi kritere göre başkalarını insan hakları ihlalleri ile suçlayabilir? Acaba Amerika’da her gün yaşanan siyahi vatandaşlara yönelik baskıcı politikalar ve acı olaylar kaygı verici değil midir? Acaba Amerika’nın ırkçı tavrı ve İslam karşıtlığı Batı’nın insan hakları kriterlerine aykırı değil midir?

Medya uzmanlarından Alirıza Davudi ise bu konuda şöyle diyor:

Eğer İslamî insan haklarına dikkatle bakacak olursak, İslam dininde insan kerameti ile Amerika gibi bir ülkede insan kerameti arasındaki mesafe gibidir. Amerika’da insan gelişmiştir, ama keramet alanında değil, sadece maddiyat alanında gelişmiştir. Demek ki insanı keramet sahibi bir mahluk olma konumundan sadece bir nevi maddi refaha sahip olan bir mahluk konumuna düşürmek, Amerika ile İslam’ın insan haklarına bakışı arasındaki mesafedir. Dolaysıyla İslamî insan haklarında insanın manevi yücelişi bir ilkedir, ancak Amerikan insan haklarında daha çok maddi yüceliş ve daha çok maddiyat elde etmek mana kazanır.

Amerika toplumu yıllardır ırkçılığa ve ayrımcılığa bulaşmıştır. Amerika göçmenlere karşı da insanlık dışı hareketlerle davranıyor. Sınır tanımayan gazeteciler sitesi Amerika’da ifade özgürlüğünü ele aldığı raporunda Amerika yönetimini eleştirerek şöyle yazdı: Amerika ifade özgürlüğü alanında son yıllarda 13 basamak geriledi ve dünyanın 46. Ülkesi oldu.

Amerika böyle bir karnesi olduğu halde İran İslam Cumhuriyeti’ni insan hakları ihlalleri ile suçluyor, oysa İslam inkılabı insan haklarını korumakta en mükemmel ilkelere sahip olan hakiki İslam temeline dayanan bir nizamdır ve İran İslam Cumhuriyeti anayasasının önemli bir bölümü insan hakları ve oy hakkı, eğitim hakkı, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı, iştigal hakkı, mezhep ve din özgürlüğü hakkı, ifade özgürlüğü, adalat talep etme hakkı gibi vatandaşlık hakları ile ilgilidir.

 

Öte yandan İran İslam Cumhuriyeti’nde dini demokrasinin en önemli getirilerinden bir olan halkın oy hakkı ve siyasi ve sosyal katılımı, dünyanın seyrek sayıda demokratik nizamlarında örneğine rastlamanın mümkün olduğu haklardır. İran İslam Cumhuriyeti’nde Hristiyanların, Yahudilerin ve zerdüştilerin dini azınlıklar olarak hakları tanınmıştır ve bu dinlere mensup olan İranlı vatandaşlar diğer vatandaşlar gibi tüm vatandaşlık haklarına sahiptir. Nitekim İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 4. Maddesinde bu vatandaşların haklarına vurgu yapılmıştır. İran İslam Cumhuriyeti’nde hemen hemen her 270 bin kişiden oluşan toplulukların parlamentoda bir milletvekili bulundurma hakkına sahipken, bu sayı dini azınlıklar için 30 bin olarak belirlenmiştir ve söz konusu azınlıkların İslami Şura Meclisinde 5 milletvekili bulundurmaktadır.

Batılı ülkelerde en temel insan hakları hiçe sayıldığı dönemlerde İslam dini ve Kur'an'ı Kerim’de insan hakları ve vatandaşlık hakları 1400 yıl önce vurgulanmıştır ve hali hazırda bu yüce haklar gelişmiş ülkelerin insan haklarının temel kaynağı olmuştur.

Fransa’nın uluslararası hukuk enstitüsü üyesi ve Tahran üniversitesi öğretim üyesi Dr. İrfani bu konuda şöyle diyor:

Müslümanların İslam öğretileri temelindeki insan hakları ve vatandaşlık haklarının zenginliği İslamî olmayan kaynaklara kıyasla çok daha fazladır. İslam dininin öğretileri temelinde tanımlanan haklar dünyanın en gelişmiş haklarıdır ve toplumun tüm kesimlerinin hakları içinde en iyi şekilde belirlenmiştir.

Evet insan hakları bir toplumun kültüründe dini ve insani ve ahlaki ve sosyal öğretileri temelinde ve insaniyet ekseninde kurumsallaştırılmalıdır, oysa bu unsurlara Amerikan insan haklarında asla yer yoktur.