Brexit ve insan hakları kaygıları
https://parstoday.ir/tr/news/world-i76686-brexit_ve_insan_hakları_kaygıları
Son iki yılda Britanya'nın ülke içi, bölge ve uluslar arası siyasetlerini önemli oranda etkileyen ve etkileyecek olan en önemli olay, Britanya'nın AB'den ayrılması Brexit'tir.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Temmuz 07, 2017 18:05 Europe/Istanbul
  • Brexit ve insan hakları kaygıları

Son iki yılda Britanya'nın ülke içi, bölge ve uluslar arası siyasetlerini önemli oranda etkileyen ve etkileyecek olan en önemli olay, Britanya'nın AB'den ayrılması Brexit'tir.

23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda Britanyalı seçmenler ülkelerinin AB'den ayrılmasından yana oy kullandılar. Bu bağlamda seçmenlerin %48'i üyeliğe devam ve %52'si ise üyelikten ayrılmaya oy verdiler.

Bu konu AB ve Avrupalı yetkililerin tepkisi ile karşılaştı. Onlar ister Britanya ve ister Avrupa'da halkın, bu eski kurumdan ayrılmanın nasıl vahim sonuçları olduğunu fark edilmelerini umut ediyorlar. Aslında AB'nin Britanya'ya karşı sert tutumu, bu ülkeyi cezalandırmak, başka üye ülkelere ibret dersi olması ve de Birlik'ten ayrılmanın nasıl ağır sonuçları olacağını göstermek istiyorlar.

Lizbon anlaşmasının 50. maddesinin mart 2017 tarihinde gerçekleşmesi ile Britanya AB üyesi 27 ülke ile ticaret ve göç konularında anlaşmaya varmak için sadece 2 yıl fırsatı vardır. Fakat Britanya'nın AB ile derin mali, ekonomik, sanayi, ticari, siyasi ve güvenlik ilişkileri nedeni ile bu sürecin birkaç yıl alacağı tahmin ediliyor.  

Avrupa meseleleri uzmanı Hüseyin Mofidi Ahmedi, "AB'den ayrılma sürecinde Britanya çok zayıf bir konumda bulunuyor ve AB'den ayrılma sürecinin zor dönemeçlerinde başbakan Theresa  May'i çok zor anlar bekliyor."dedi.

Brexit'in bir çok mali ve ekonomik, idari ve yapısal, sosyal ve kültürel, hukuki ve yargı, güvenlik ve insan hakları boyutları vardır. Nitekim AB bütçesinin başlıca finansörlerinden olan Britanya'nın ayrılması ile, üye ülkeler arasında yeni paylaşıma göre bütçenin bir an önce nasıl temin edileceğine karar verilmeli.

Bu arada AB yetkilileri, Britanya'yı eskiden olduğu gibi artık AB pazarına kolaylıkla ulaşamayacağı konusunda uyarırken, Brexit'ten ayrılmanın, sosyal, hukuki ve de insan hakları alanlarındaki diğer sonuçları da giderek gün yüzüne çıkıyor. Avrupa Carnegie Kurumu uzmanlarından Stephen Lehna, Brexit müzakerelerine işaretle, müzakerelere tanınan sürenin çok az olduğuna inandığını belirtti. Lehna 50. madde uyarınca müzakerelerin 2 yıl içinde bitmesi ve Britanya'nın Birlik'ten ayrılması gerektiğini, bu sürenin yeterli olup olmadığının henüz bilinmediğini belirtti. Anlaşma sağlanamayıp Britanya'nın Birlikten ayrılamaması durumunda her iki tarafın mağdur olacağını ifade eden Lehna, serbest ticaret ile ilgili yeni anlaşmaların daha fazla zaman gerektirdiğini, hatta 5 ila 10 yıl sürebileceğin söyledi.

Britanya halkının Brexit'e evet oyunun en önemli sebeplerinden biri, AB'nin kısıtlamaları, yasaları ve kararlarından kurtulmaktı. Bu bağlamda Britanya ve AB arasındaki en önemli ihtilaflardan biri başta doğu Avrupa'dan göçmen işçileri konusu olmak üzere göçmen konusuydu. Britanya muhafazakar yönetimi söz konusu göçmen grubun bu ülkeye girişinin kısıtlanması ve onlara verilen maaş ve sosyal hizmetlerin azaltılmasını isterken, fakat AB söz konusu göçmenler hakkında yasaların tamamen uygulanmasını istiyor. Londra'nın, başta doğu Avrupa olmak üzere göçmen işgücünün kullanılması ile ilgili yasaları uygulamama gibi imtiyazlar talebi, AB'nin temel ilkeleri ile çelişmekte ve doğal olarak Brüksel tarafından kabul edilmesi, Birliğin kuruluşunun en temel ilkelerini hiçe saymak anlamında olacaktır. Bu arada iş arayan Avrupalı göçmenlerle ilgili Londra'nın istekleri, AB ve BM insan hakları kriterleri ile çelişmekte. Londra yetkilileri, doğu Avrupa'dan göçmen işçiler dalgası ile karşılaşacaklarından endişeli olduklarını bahane ediyorlar.

Britanya eski başbakanı David Cameron 2015 yılında AB ile bu ülkenin Birlik'te kalması konulu oturumunda, AB'nin göçmenlere sosyal yardımlarda dört yıllık yasağın uygulanması gibi önerilerde bulundu. Doğal olarak Britanya'nın bu önerisi başta Polonya olmak üzere doğu Avrupa göçmenlerin çıkarları ile tamamen çelişmekte, bu yüzden Polonya üst düzey yetkilileri Londra'nın bu isteğine şiddetle karşı çıktılar. Bu konu Britanya'da çalışan doğu Avrupa uyruklulara karşı insan haklarının ihlali anlamındaydı. Bu istek açıkça ırkçılık ve Britanya hükümetinin bu ülkedeki yabancı iş gücüne özellikle de doğu Avrupa kökenlilere karşı insan haklarını uygulamak istemediğinin bariz göstergesidir.

Bu arada AB ve Britanya arasında en önemli ihtilaf konusu, Britanya'da yaşayan AB uyrukluların kaderi, ayrıca Britanya ve AB arasında işgücü transferinde gelecekte meydana gelecek olan sorunlardır. Hem AB ve hem Britanya, AB ülkelerinde yaşayan 900 bin Britanyalı ve Britanya'da yaşayan 3 milyon AB'linin haklarının garanti edilmesini istiyorlar. Haziran 2017'nin sonlarında Britanya başbakanı Theresa May tarafından gündeme gelen öneride, bu ülkede 5 yılı aşkın süre yaşayan Avrupa vatandaşlarının, bu ülkede sağlık, eğitim ve diğer vatandaşlık haklarından yararlanabilecekleri belirtildi. May AB liderlerine Britanya önerisinin adil ve ciddi olduğunu, Britanya'da yaşayan Avrupalılara da bu konuda garanti verdiğini söyledi. buna rağmen AB üst düzey yetkilileri ve Birlik'in en önemli ülkesi olan Almanya, Britanya muhafazakar hükümetinin bu önerisinden hoşnutsuzluklarını ilan ettiler.

Bu bağlamda Avrupa Konseyi başkanı Donald Tusk, Britanya'nın bu ülkede yaşayan Avrupalılar ile ilgili önerisinin beklentilerin altında olduğunu belirterek, bu önerinin söz konusu kesimin yaşam şartlarını daha da zorlaştıracağını söyledi. Tusk Brexit ardından Avrupa ve Britanya vatandaşlarının haklarının tamamen sağlanmasını istedi. Avrupa Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Parlamentosu'nun Brexit müzakerecisi Guy Vorhfstad ve Almanya başbakanı Angela Merkel de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda Britanya'da yaşayan Avrupa vatandaşlarının destek önerisinin yetersiz olduğunu duyurdular.

Hali hazırda Britanya'nın iş gücünün %17'sini bu ülkede yaşayan Avrupalılar oluşturuyor ve Londra'nın bu kesimi ihraç etme ısrarının devam etmesi durumunda bu konunun Britanya ekonomisindeki sonuçları daha ciddi olacaktır. Bu doğrultuda sanayi, tarım ve enerji alanları, iş gücü kaynağı eksikliği, AB'ye yüksek düzeyde ihracatı ve ürünlerine muhtemel vergi tarifeleri sonucu yaşanan sorunlar nedeni ile Brexit ardından daha da hasara uğrayacaktır. Bu yüzden Britanya sadece AB baskıları değil, kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve iş gücünde boşluk oluşmaması için onları ülkede tutabilmek bağlamında bir öneride bulunmak zorunda kaldı. Muhafazakar hükümet yetkilileri Britanya'dan Avrupalı vatandaşların ihracı için her türlü baskı ve çalışmanın, Brüksel tarafından karşılıksız kalmayacağını, bunun da Avrupa'da yaşayan 100 binlerce Britanya'lıyı etkileyeceğinin bilincinde. Bu yüzden Brüksel ve Londra arasında bu konuda yaşayan tartışmada, londra'nın AB isteklerine boyun eğeceğini beklemek gerekir. Brexit konusunda yapılan müzakerelerden anlaşıldığı üzere, Brüksel bu bağlamda fazla esneklik göstermeyecektir. Bu konu Brexit'ten kaynaklanan 100 milyar Eoru'luk hasarın telafi edilmesine ilaveten, Britanya'da yaşayan Avrupalı vatandaşlar hakkında da geçerlidir.

Britanya hükümetinin bu ülkede yaşayan Avrupalı iş gücü ile ilgili tutumu sadece AB ve Londra ilişkilerini hassas bir konuya dönüştürmekle kalmazken, AB insan hakları kriterleri ile uyuşmaması nedeni ile Britanya muhafazakar hükümetine karşı bir çok eleştirinin yapılmasına da sebep olmuştur. Hatta Brexit ardından yaşanacak olan kaygılar, May'in temmuz 2016 tarihinde Slovakya ve polonya'ya kısa bir ziyaret gerçekleştirerek bu ülke yetkililerine Britanya'da yaşayan vatandaşlar hakkında garanti vermesine sebep oldu. May doğu Avrupa vatandaşlarının haklarının garanti edilmesi için AB tarafından Britanyalı vatandaşlara karşı eşit davranılmasını istiyor. 790 bin nüfus ile Britanya'da yaşayan Polonya toplumu bu ülkenin en büyük Avrupalı toplumunu oluşturuyor. Ayrıca yaklaşık 90 bin Slovak da Britanya'da bulunuyor. Polonya Britanya'nın AB'den ayrılmasını istemese de Romanya, Bulgaristan, çek cumhuriyeti ve Slovakya gibi diğer doğu Avrupa ülkeleri ile birlikte AB'nin en büyük ekonomi gücü ve temel üyesi Almanya'nın yanında durarak, londra'nın isteklerini kabul etmediler.

AB'nin Brexit'in bir an önce gerçekleşmesi için baskılarını arttırması ile birlikte, Britanya başbakanı, bu ülkede yaşayan doğu Avrupalı işçilere karşı iyi davranılması için AB'de yaşayan Britanyalı vatandaşların haklarının korunması gerektiği şartına  vurgu yapmakla, aslında bu ülkede çalışan işçilerin insani haklarının korunması için ön şart belirlemiş oluyor. bu da AB liderleri arasında büyük ve ciddi kaygılara sebep olmakta./