Boykot Hareketi’nin siyonist rejime karşı kültürel uygulamaları
https://parstoday.ir/tr/news/world-i80644-boykot_hareketi’nin_siyonist_rejime_karşı_kültürel_uygulamaları
Bundan yaklaşık üç yıl önce İngiltere’de 700 kadar sanatçı ve kültür aktivisti korsan rejim İsrail’in mazlum Filistin milletine yönelik cinayetlerinden duydukları nefret ve infial duygularını dile getirerek bundan böyle bu rejim ve ilgili kurumları ile hiç bir kültürel işbirliğinde bulunmayacaklarını ilan etti. Bu insanlar gerçekte siyonist rejimi boykot eden ve yaptırım uygulayan harekete katıldı.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Ağustos 13, 2017 08:53 Europe/Istanbul
  • Boykot Hareketi’nin siyonist rejime karşı kültürel uygulamaları

Bundan yaklaşık üç yıl önce İngiltere’de 700 kadar sanatçı ve kültür aktivisti korsan rejim İsrail’in mazlum Filistin milletine yönelik cinayetlerinden duydukları nefret ve infial duygularını dile getirerek bundan böyle bu rejim ve ilgili kurumları ile hiç bir kültürel işbirliğinde bulunmayacaklarını ilan etti. Bu insanlar gerçekte siyonist rejimi boykot eden ve yaptırım uygulayan harekete katıldı.

Sinema dünyasının İngiliz yönetmeni Kenneth “Ken” Loach karnesinde 50 eser bulunan bir yönetmendir. Loach 2016 yılında “Ben Daniel Blake” adlı eseri ile Cannes film festivalinin en iyi ödülünü kazandı.

İngiliz yönetmen bu eserinde İngiltere’nin sosyal hizmet düzenini sorguladı ve böylece eleştirmenlerden geniş takdir topladı. Bu eser başta işgal altındaki Filistin olmak üzere bir çok ülkede ekranlarda seyircileri ile buluştu. Eserin yönetmeni Loach ise korsan İsrail’e kültürel yaptırım ve boykotu savunan aktivistlerin arasında yer alıyor.

 

Ken Loach geçenlerde siyonist rejime kültürel yaptırım çemberinde yer almamak ve başka sanatçıları işgal altındaki Filistin’e gittikleri için eleştirmeye rağmen eserinin işgal altındaki Filistin’de ekran edilmesine izin vermekle suçlandı.

İngiliz yönetmen ve Cannes festivalinin ödülünü kazanan Loach bir süre önce bir müzik grubunu Tel aviv’de sahne aldıkları ve Filistin milletini gözardı ettikleri ve Apartaid'a destek verdikleri için sert bir dille eleştirmişti. Loach siyonist rejimden Apartaid rejimi olarak söz ediyor ve bu rejime kültürel boykot uygulanmasını savunuyor.

 

Bu şartlarda Ken Loach’un eski arkadaşı ve ünlü yapımcı Rebeca Obrain, arkadaşına yöneltilen eleştirilere verdiği cevapda, Ben Daniel Blake adlı eserin İsrail’de ekranı bir hatadan kaynaklandığını belirtti. Obrain, Wildbanch firması tesadüfen ve Loach’tan veya kendisinin başında bulunduğu yapımcı firmadan onay almadan bu eserin işgal altındaki Filistin’de yayın hakkını devrettiğini kaydetti. Obrain şöyle dedi: Biz Wildbanch firmasında eserin işgal altındaki Filistin’de yayın hakkını satmamasını istemiştik. Ancak Cannes film festivali sırasında her şey düşünebileceğinizden çok daha hızlı gelişti ve festivalin heyecanlı atmosferinde eserin yayın hakkı devredildi.

 

Ancak siyonizme ve siyonistlere meşruiyet kazandırmak amacıyla gündeme gelen bu tür tüm sinsi hareketlere karşın BDS hareketi siyonist rejime karşı küresel faaliyetlerini yürütmektedir. Bu hareket 9 Temmuz 2005 tarihinde Filistinli 171 STK tarafından ve BM’nin Güney Afrika’nın Apartaid rejimi aleyhinde yayımladığı bir bildiri ve siyahilerin Apartaid rejimine karşı mücadele yöntemine dayanarak kuruldu . Bu harekete akademik çevreler ve şahsiyetler, işçi sendikaları, siyasi partiler ve hatta işgal altındaki topraklarda yaşayanlar destek veriyor.

 

Kısaca BDS olarak anılan İsrail’i boykot, yatırım yapmamak ve yaptırım hareketi, amacı siyonist rejime Filistin işgaline son vermesi ve Arap kökenli vatandaşların Yahudilerle eşit hakkı sahip olmaları ve milyonlarca Filistinli mültecinin ana vatanına geri dönmeleri için iktisadi araçlarla baskı yapmaktır.

Bu harekete destek bağlamında şimdiye kadar dünyanın bir çok ülkesinde onlarca konferans ve protesto eylemi düzenlendi. Şimdiye kadar boykot hareketinin etkili oluşu ve ahlaki meselelerinin boyutları etrafında önemli tartışmalar yürütüldü, ama her halükarda harekete destek verenler, aralarında Yahudilerin ve İsrail vatandaşlarının da bulunduğunu hatırlatarak anti semitizm bir hareket oldukları suçlamalarını reddediyor.

 

Boykot hareketi şekillenmeden önce bir çok çevre korsan rejim İsrail’in gelecek 25 yıl içinde çökemeyecek kadar güçlü olduğunu zannediyordu. Ancak BDS hareketine yönelik baskıların artması bebek katili bu rejimin ne denli aciz ve çaresiz olduğunu gösteriyor. Örneğin Ocak 2016’nın ortalarından itibaren Fransa’nın dünyaca ünlü telekomünikasyon devi Orange firması İsrail ile ilişki seviyesini düşüreceğini açıkladı. Yine aynı günlerde İrlandalı büyük bir firma siyonist rejimle çimento anlaşmasını feshederek işgalci siyonistlerin üzerindeki baskıların daha da hissedilir hale gelmesini sağladı. Öte yandan kiliseler, öğrenci birlikleri ve bölgesel sosyal aktivist hareketler de itirazlarını aynı yönde organize ederek BDS hareketinin siyonist rejim elebaşılarının barbarlığına karşı tepkilerini daha da güçlendirdi. Bu itirazların yayılması ile birlikte Tel aviv elebaşıları alelacele ve var gücüyle BDS hareketine karşı harekete geçti ve bu harekete darbe indirmek ve sesini susturmak için dünya çapında topyekun bir mücadele başlattı.

 

2016 yılı BDS hareketinin kurucularından Ömer Bergusi tarafından İsrail’in mali programına karşı günlük eylem şeklinde adlandırılması ve bu yolda yaklaşık yüz kişiyi yanına alması büyük bir ihtimalle geçen sene korsan İsrail’in ekonomisi üzerinde önemli etkisi oldu.

Bu yüzden gaspçı rejim İsrail, Bergusi’nin tüm uçak seferlerini iptal etti ve onu tehdit etmeye başladı ve bu tehditlerini daha sonraki aylarda Filistinli tüm insan hakları savunucularına karşı sürdürdü.

BNC haber ajansı yayımladığı raporunda ise İsrail elebaşıları dünya genelinde bu rejime karşı başlayan halkçı hareketi bastırmakta başarısız kaldıktan sonra şimdi de BDS liderlerinin medeni haklarını gasp etmek ve onları korkunç kişilermiş gibi göstermek veya karalamak sureti ile bu hareketi bastırmaya çalıştığını belirtti.

 

BDS hareketine katılan aktivistler medyada ve toplumda yükselen bir dalga yaratarak Amerika’nın eyalet ve federal yasama kurumlarının bu hareketi bastırma çabalarını etkisiz hale getirdi.

Amerika’nın Masaçuset eyaletinde Temmuz ayında eyalet senatosunda BDS karşıtı bir yasa tasarısı Filistin hamileri olan kanatların destekleri ile reddedildi. Söz konusu yasa tasarısında İsrail’in çıkarlarına ve maslahatına aykırı bir şekilde BDS hareketine katılanların kara listeye alınması önerilmişti. Yasa tasarısını hazırlayan çevreler ise tasarıyı senatodan geçirmek için bir çok senato üyesi ile doğrudan müzakere etmeye başlamıştı.

 

 

İngiltere’de de Britanya yüksek mahkemesi BDS hareketini yasaklayan bir talebi reddetti. Fransa’da ise bir mahkeme, BDS hareketine destek oturumlarının düzenlenmesini yasaklayan kararı feshetti. Gerçekte Fransa’da BDS hareketine yönelik tüm kısıtlamalara rağmen bu hareket Fransa’da hızla büyüyor. BDS hareketinin liderleri siyonistlerin zulüm ve haksızlıklarına karşı müsamahakar davranma mantığı yerini Tel aviv’e karşı uluslararası baskılara verdiğini belirtiyor. Bu durum Güney Afrika’da Apartaid rejimine son veren durumun aynısıdır.

 

 

Gerçekte eğer boykot hareketi 2016 yılından beri büyük ilerleme kaydettiği söyleyecek olursak, pek de abartmış sayılmayız. Bugün Avrupa ve Amerika’da öğrenci kesimi tüm kısıtlamalara rağmen büyük bir iktidarla bu harekete destek veriyor. Amerika, Kanada ve İngiltere’de bir çok öğrenci birliği ve teşekkülü, siyonist rejimin okullarda ve eğitim kurumlarında yatırımlarını iptal ettirdi.

California üniversitesi mezunlarından Rahim Kurova şöyle diyor: biz bu öğrencilerin kendi ülkelerinde çeşitli mesleklerde çalışacaklarını biliyoruz ve bu yüzden milletlerin ve devletlerin İsrail aleyhinde bakışlarının şekillenmesine yardımcı olmalarını umuyoruz. Bugün dünya halkı işgal altında yaşayan Filistinli Müslümanların hakları ve eşitlik iddiaları siyonist rejim açısından hiç bir anlam ifade etmediğini bilmektedir.

 

 

Bundan yaklaşık üç yıl önce İngiltere’de 700 kadar sanatçı ve kültür aktivisti korsan rejim İsrail’in mazlum Filistin milletine yönelik cinayetlerinden duydukları nefret ve infial duygularını dile getirerek bundan böyle bu rejim ve ilgili kurumları ile hiç bir kültürel işbirliğinde bulunmayacaklarını ilan etti. İngiliz The Guardian gazetesinin yayımladığı söz konusu sanatçıların ortak taahhütnamelerinde şöyle deniliyor: Biz İsrail veya bu rejimle bağlantılı olan kurumlar ile hiç bir türlü mesleki işbirliği yapmamayı kabul etmiş bulunuyoruz. İsrail Gazze savaşından beri şimdiye kadar Filistin halkının topraklarına sürekli saldırarak bu insanların geçimi ve siyasi yaşam  hakkını hiçe saymıştır. İsrail ayrıca Filistinli kültürel kurumlarla sürekli savaş halindedir ve Filistinli kültürel aktivistlerin özgürce hareket etmelerine engel olmaktadır.

 

 

İngiliz sanatçılar ayrıca siyonist rejimin Batı şeria ve diğer işgal altındaki Filistinli bölgelerde kültürel sultasını dayatmaya çalıştığını belirtti.

İngiliz sanatçılar Güney Afrika’nın Apartaid rejimi dünyanın hür sanatçıları ile o dönemde boykot edildiğini hatırlatarak şu ifadelere yer verdi:

Biz de Tel aviv’e, Netanyahu, Eşkelon veya Arial’e ilan ediyoruz, İsrail uluslararası yasalara saygı göstermedikçe ve Filistinlilere yönelik zulüm ve haksızlıklarına son vermedikçe artık İsrail’de hiç bir konser düzenlemeyeceğiz, İsrail’den hiç bir ödülü kabul etmeyeceğiz, hiç bir festival veya konferansa veya sanat etkinliğine veya eğitim kursuna katılmayacağız.

 

 

Şimdi ve 2017’nin ortalarına gelindiği şu sıralarda BDS hareketi bu yılın başından beri kültürel, sosyal ve iktisadi faaliyetlerinde bir çok zaferi karnelerinde kaydettirdiklerini açıkladı. BDS hareketi bir rapor yayımlayarak hareketin ister Filistin içinde ister dışında, mazlum Filistin milletinin haklarının ihya edilmesi yönündeki mücadelelerinde ve sorunların üstesinden gelme yolunda büyük başarılar elde ettiklerini belirtti.

BDS hareketi raporunda bundan sonra da siyonist rejime ve bilimsel ve kültürel kurumlarına karşı yaptırımlarını Filistin’de işgale son verildiği güne kadar devam edeceklerini vurguladı.