Kore yarımadasında kırmızı alarm-2
Geçen bölümde en son Amerika’nın Kuzey Kore’ye karşı vereceği tepki konusunda bir kaç seçeneği bulunduğunu belirttik ve birinci seçeneğin Amerika’nın müttefik ve dost ülkeleri olan Japonya ve Güney Kore’de askeri gücünü takviye etmek olduğunu, fakat iki ülkenin kamuoyu buna karşı olduğunu beyan ettik.
Geçen bölümde Amerika’nın Kuzey Kore yönetimine karşı ikinci seçeneği, güdümlü saldırılar düzenlemekten ibaret olduğunu, ancak Kuzey Kore’nin de eli kolu bağlı olmadığını ve Amerika’nın saldırıları Kuzey Kore’nin misillemede bulunmasına engel olamayacağını belirttik.
Şimdi sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim.
Kuzey Kore halk ordusu Amerika’nın saldırısı durumunda hiç bir zaman kaybı yaşamaksızın hemen Amerika’nın önemli müttefiki olan Güney Kore’ye yönelik misillemede bulunabilecek ve bu ülkeye ağır kayıplar verdirebilecek güçtedir.
Kuzey Kore halk ordusunun bir milyon askeri ve altı milyondan fazla yedek gücü ve milis gücü bulunuyor. Öte yandan on milyon nüfusu olan Güney Kore’nin başkenti Seul Kuzey Kore sınırlarından sadece 40 km uzaklıktadır ve böylece Kuzey Kore ordusunun topçu birliklerinin menzilinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu arada Kuzey Kore yüklü miktarda konvansiyonel mühimmat ve füzelerini iki Kore’nin ortak sınırına yakın bir yerde yerin derinliklerinde depoladığı belirtiliyor. ABD ordusunun bu mühimmatları ve silahları tamamen yok etmesi bir kaç gün sürebilir, fakat bu süre içerisinde Seul kenti binlerce top mermisi ve roket yağmuru ile karşılaşacağı kesindir.
Kuzey Kore’nin Seul gibi modern ve nüfusu kalabalık bir kenti ve ayrıca Güney Kore ordusuna yönelik bu mühimmatları kullanmasının doğuracağı facia boyutundaki hasarın korkusu, Seul yönetiminin Kuzey Kore’ye karşı her türlü önleyici operasyona karşı çıkmasına sebebiyet veriyor. Gerçekte Kuzey Kore yönetimi hatta nükleer silahlarını kullanmadan ve Güney Kore topraklarını işgal etmeden bile bu ülkeye ağır darbe vurabilir. Öte yandan hatta ağır bir askeri çatışma durumunda bile, Kuzey Kore tepki verme konusunda kendini haklı bulduğundan, Kore yarımadası ve Japonya küresel bir krizle karşı karşıya kalacağı da kesindir. Bu arada muhtemel bir askeri çatışmanın sonuçları tahmin edilemediğinden münakaşa taraflarından herhangi birinin çatışmayı başlatma yönünde karar alması muhtemel gözükmüyor.
İkinci nokta da şu ki Kuzey Kore hatta nükleer silahı olmasa bile, Amerika’nın çıkarlarını kolaylıkla tehdit edebilecek konumdadır, zira yaklaşık 70 ila 80 bin Amerikalı asker Kuzey Kore çevresindeki Amerikan üslerinde konuşlanmıştır ve bu üsler Kuzey Kore’nin topçu birlikleri veya kısa ve orta menzilli füzelerinin menzilinde yer almaktadır.
Üçüncü noktaya gelince, gerçekte Japonya ve Güney Kore adeta camdan bir evde yer alan iki ülkedir ve hatta bir tek füze bile Tokyo merkezine veye Seul merkezine isabet ettiği anda ekonomileri ağır bir krizle karşılaşacağını çok iyi bilmektedir. Bu yüzden hatta Amerika yönetimi bile askeri çözüm ve Kuzey Kore topraklarına saldırı seçeneğine yönelecek olursa, ne Seul ve ne de Tokyo bu seçeneği onaylamak ister ve Kuzey Kore ile sorunlarını diyalog yoluyla çözümlemekten yana tavır koymayı tercih eder.
Dördüncü nokta da şu ki uzak doğuda sadece bir tek güç yer almıyor ve Kuzey Kore’nin batısında Çin ve kuzeydoğusunda da Rusya bulunuyor. Bir başka ifade ile Kuzey Kore’nin çevresinde iki nükleer güç yatıyor. Bölgenin öbür tarafında ise Japonya ve Güney Kore’yi destekleyen Amerika yer alıyor ve bu iki ülke de potansiyel iki büyük güç sayılıyor. Dolaysıyla bu büyük güçlerin ortak çıkarları söz konusu olduğundan, münakaşaların çatışma ile sonuçlanması beklenmiyor. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki Amerika’nın çiçeği burnunda yeni Başkanı Donald Trump tamamen maceracı ve hareketleri tahmin edilemeyen bir liderdir ve ufak bir siyasi veya stratejik hata ile bölgeyi bir barut fıçısı misali havaya uçurabilir
Amerika’nın masasında bulunduğu belirtilen Kuzey Kore’ye karşı üçüncü seçenek ise bu ülkeyi tam olarak işgal etmektir. Ancak Kuzey Kore halk ordusunun asker sayısı, gücü, mühimmatı ve hava savunma yetenekleri ve ayrıca Güney Kore’nin Amerika’nın her türlü askeri operasyonuna destek vermeye sıcak bakmaması yüzünden bu seçenek uzak bir ihtimal gibi duruyor. Gerçekte Kuzey Kore’ye tam olarak işgal etmek, Amerika ordusu aylarca operasyon yapması ve Güney Kore’nin da bu operasyonlara tam destek vermesi ve ayrıca Kuzey Kore’nin bilmece gibi duran nükleer gücünün etkisiz hale getirilmesi için kesin güvence verilmesine bağlıdır. Üstelik böyle bir harekatta iki taraftan yüz binlerce kaybı da göze almak gerekir.
Her halükarda Kuzey Kore krizine müdahil olan güçlerin hiç biri savaşı başlatan ilk taraf olmak istemiyor. Kuzey Kore yönetimi Kore yarımadasında her türlü savaşın sonuçta bu yönetimin devrilmesi ile sonuçlanacağının bilincindedir. Öte yandan Amerika, Güney Kore ve Japonya da Kuzey Kore’yi dize getirmenin bedeli çok çok ağır olacağını bilmektedir. Kuzey Kore halk ordusu topçu birliklerini ağır bombardımanlar için hazırlıklı tutmak için sürekli tatbikat yaparken, öbür yandan da Güney Kore topraklarına geniş çapta komando birliklerini sızdırma yönünde tatbikat yapıyor ve bunun için alçak irtifada uçan ve izlerini radar sayfalarında sürmenin neredeyse imkansız olan uçakları ve ayrıca küçük gemileri ve denizaltılarından yararlanıyor. Buna göre yaşanacak her türlü muhtemel geniş çaplı çatışma durumunda bu tür teçhizat kaosa yol açacağı ve çok sayıda kayıp verilmesine sebebiyet vereceği ve Amerika ve Güney Kore ordularının kat kat daha fazla gelişmiş olan askeri teçhizatı Kuzey Kore’nin saldırılarına karşı koymaya yetmeyeceği anlaşılıyor.
1950 yılında Amerikan ordusu ve müttefikleri Kuzey Kore topraklarında ilerlemeye başladığı Kore savaşı sırasında Çin Kuzey Kore lehine savaşa girdi ve böylece sınırlarının ötesinde Batı müttefiki üniter bir Kore devletinin oluşmasını engellemek istedi. Kuşkusuz şimdiye kadar da Çin’in destekleri Kim hanedanının Kuzey Kore’de iktidarın başında kalmasında en temel etken sayılır.
Öte yandan hatta Batı tüm bu sorunların üstesinden gelip Kuzey Kore topraklarını ABD liderliğinde işgal etmeyi başarsa bile, bu kez yıkılan bir ülkenin yeniden inşa edilmesinin sorumluluğu Amerika’nın boynuna olacaktır. Kuzey Kore şimdiye kadar eşi benzeri olmayan şartların altında 60 yılı aşkın bir süre ayakta kalmayı başarmıştır. Gerçekte Amerika için Kuzey Kore ile mücadelede her türlü askeri seçeneğin bedeli hem mali ve hem risk bakımından çok yüksektir. Bu gerçek ise Amerika yönetimini bu seçenek konusunda daha temkinli hareket etmeye zorluyor.
Amerika’nın Kuzey Kore’ye karşı dördüncü seçeneği ise şimdiki yaptırımları sürdürmektir. Gerçekte Amerika yönetimi şimdiye kadar da en kolay çözüm olarak Kuzey Kore’ye karşı yaptırım dayatma konusunu izlemiştir. Ancak Kuzey Kore’nin hali hazırda zaten hiç bir ciddi ihracat veya ithalatı yoktur ve bu yüzden bu ülkeye karşı alınacak her türlü iktisadi yaptırım kararı Piyong Yang yönetimini etkileyemeyeceği anlaşılmaktadır. Üstelik Kuzey Kore Çin ile 1300 km ortak kara sınırı ve bir o kadar da deniz sınırı vardır. Yine her iki ülkenin firmaları para aklama ve yeraltı ekonomi uzmanlarıdır. Bu arada Kuzey Kore ile Çin’in ortak sınırında yeraltı ticareti için çok sayıda tünel açıldığı da belirtiliyor. Buna göre Çin Kuzey Kore’nin tek müttefiki olarak bu ülkenin nefes alabilmesi için bir yolu açık bırakacaktır ve bu ülkenin ekonomisinin çökmesine izin vermeyeceği kesindir.
Amerika’nın Kuzey Kore’ye karşı başvurabileceği beşinci seçeneği müzakeredir. Aslında Amerika Başkanı Donald Trump bir takım blöf ve pazarlık teknikleri ile Kuzey Kore yönetimini geri adım atmaya zorlayabileceğini düşünüyordu. Ancak uluslararası ilişkilerin teorilerine göre eğer bir ülke askeri tatbikat yapıyorsa, bunun anlamı o ülkenin illa savaşmak istediği değildir ve gerçekte karşı tarafı saldırmaktan vaz geçirmek üzere korkutma çabasıdır.
Kuzey Kore münakaşası ise eşsiz ve emsalsiz bir münakaşadır. Bu münakaşada risk çok yüksek olmakla beraber gerçek çatışma ihtimali çok düşüktür. Zira bu münakaşanın tüm tarafları oyun kurallarını ve kırmızı çizgileri çok iyi biliyor ve bu çizgileri asla aşmayacakları anlaşılıyor. Taraflar arada bir kırmızı çizgilere yaklaşıyor, birbirine karşı tehditler savuruyor, ama sonunda dikkatle geriye çekiliyor.
Kuzey Kore’nin art arda yaptığı füze ve nükleer denemeleri gerçekte bir nevi gövde gösterisi yapmak ve şayet müzakereler yeniden başlayacak olursa müzakere masasına eli dolu oturmaktır. Zira Kuzey Kore yönetimi bundan önce bir kez Amerikalıların altılı müzakerelerin sırasında sözünü tutmadığına şahit olmuştur ve bu yüzden şimdi iktidar konumunda müzakere masasına oturmak istemektedir.
Tüm bu anlatılanlardan hareketle bazı uluslararası münakaşaların uzmanları, Kore yarımadasında gerginliklerin hiç bir zaman savaşla sonuçlanmayacağını savunuyor. Bu bağlamda Amerika’da akademik çevrelerden ve düşünce kurumlarından beyaz saraya Kuzey Kore ile Hindistan, Pakistan ve İsrail’e karşı davrandığı gibi davranmasını isteyen sesler her geçen gün biraz daha fazla yükseliyor.
Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin ise Kuzey Kore ile müzakere edilmesini istiyor ve yaptırımların bu ülkenin füze ve nükleer programlarını durdurmak için uygun bir çözüm yolu olmadığını savunuyor.
Rusya lideri Putin şöyle diyor: biz Kuzey Kore’ye nükleer bir güç olarak tanımıyoruz. Kuzey Kore’nin füze ve nükleer programları küstahça BM güvenlik konseyinin kararnamelerini ihlal etmiş, NPT’yi çiğnemiş ve kuzeydoğu Asya bölgesine yönelik güvenlik tehdidi oluşturmuştur.
Öte yandan Çin’in Kore yarımadasında patlak veren krize karşı tutumu hakkında üç muhtemel senaryodan söz ediliyor.
Birinci senaryo, bu krize karşı yapıcı ve bağımsız rol ifa etmek ve bu krizi yönetmektir. Aslında Çin yönetimi Güney denizinde yaşadığı sürtüşmeler ve Amerika karşısında iktisadi sıçrayışı yüzünden Washington’un karşısında daha temkinli ve hatta gerginlikleri giderme yönünde bir tutum izlemeye çalışıyor. Bu senaryoya göre Çin yönetimi Kuzey Kore’yi yöneterek Amerika’nın tek yanlı tutumunu hafifletebileceği düşünülüyor.
Çin’in tutumu için düşünülen ikinci senaryo ise Amerika ile pazarlık yapmak ve bu pazarlıkta Kuzey Kore kartını kullanmak ve Tayvan macerası gibi bu karttan uzlaşma yönünde yararlanmaktır.
Üçüncü senaryoda ise Çin’in Kuzey Kore yönetimini doğrudan desteklemesi ve küresel düzeni iki veya çok kutuplu olmaya doğru sürüklemesi ve soğuk savaş dönemi gibi bloklaşmaya yol açması bekleniyor.
Her halükarda Kore yarımadasında patlak veren ve iyice tırmanan kriz konusunda söylenebilecek şey, bu krizin Amerika’nın popülist Başkanı Donald Trump’ın karşı karşıya geldiği ilk gerçek kriz olduğudur. Trump seçim kampanyaları sırasında Kuzey Kore krizini Çin yönetimine baskı uygulayarak çözümleme sözü vermişti, ancak şimdiye kadar bu konuda başarılı olamadı.
Öte yandan Kuzey Kore lideri uçurumun kenarında tutma politikası ile Amerika ile nasıl teamül edeceğini bilen tek lider gibi duruyor ve bu yüzden dünyada Amerika’nın sultacı politikalarından acı çeken yüz milyonlarca insanın Kuzey Kore liderinin kesin tavrından hoşnut oldukları anlaşılıyor.