Trump’ın Amerika’sı ve bin bir sorun - 1
https://parstoday.ir/tr/news/world-i84413-trump’ın_amerika’sı_ve_bin_bir_sorun_1
Amerika Başkanı Donald Trump bu ülkenin başkanlık seçimlerinde tarihi zaferinin birinci yıldönümüne yaklaştığı bir sırada bazı gözlemciler, Trump’ın hatta bu yıldönümünü beyaz sarayda kutlayabileceğinden emin olmadıklarından söz ediyor.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Eylül 19, 2017 04:05 Europe/Istanbul
  • Trump’ın Amerika’sı ve bin bir sorun - 1

Amerika Başkanı Donald Trump bu ülkenin başkanlık seçimlerinde tarihi zaferinin birinci yıldönümüne yaklaştığı bir sırada bazı gözlemciler, Trump’ın hatta bu yıldönümünü beyaz sarayda kutlayabileceğinden emin olmadıklarından söz ediyor.

Gerçekte Trump konusunda her gün açılan yeni bir güvenlik dosyası, Newyorklu milyarderin işini iyice zorlaştırdığı anlaşılıyor. Bir gün Rusya maceraları, bir gün ise CIA ile ilgili patlak veren bir dosya ve bir başka günde ise radikal ırkçı beyazların siyahilere karşı protesto eylemleri, Trump’ın başını iyice zor duruma sokan örneklerdir.

 

Bu arada siyaset çevrelerinin sürekli sorduğu soru ise, Trump’ın siyasi geleceği ile ilgilidir. Gerçi Trump’ın siyasi geleceği önemli bir konudur, fakat aynı zamanda Amerika’nın popülist başkanının dış politikasını irdelemekten de gafil olmamak gerekir.

Bu çerçevede konuyu İranlı Amerika meseleleri uzmanı Dr. Hüseyin Deheşyar’a sorduk. 

 

 

Uluslararası ilişkiler üzerindeki teorik tartışmalarda yapı ile yapıyı yönetenin karşılıklı etkileşimi çok işlenen bir konudur. Bizim bugünkü sohbetimizde  Trump ta baştan yapı üzerinde köklü değişim yapmak için arenaya ayak bastı, gerçi pratikte pek başarılı olamadı, ana yine de en azından yapının müspet randımanını azaltmayı başardı.  Şimdi esas soru şu ki Amerika gibi yapı üzerinde tesir yapmakta kısıtlı manevra alanı bulunan siyasi bir nizamda acaba Trump bir istisna olabilir mi?

 

Dr. Deheşyar bu soruya cevaben şöyle diyor: Aslında genel olarak ve inkılaplar gibi biri çıkıp tüm düzeni ve nizamı bozan istisna durumların dışında asıl yapılar kendilerini onları yönetenlere dayatmaktadır. Gerçi her yönetici kendine özel özellikleri ile sisteme giriş yapar, ama zamanla yapı ile uyumlu hale gelmek ve böylece bekasını korumak zorunda kalır. Örneğin biz tarihde Lenin ve Mao ve Castro gibi eşsiz deneyimlerle karşılaşıyoruz. Gerçi bunlarl devrim yaptı, yapıyı değiştirdi, ancak uzun vadede sistem kendini onlarla dayattı. Mao Tse, ABD lideri Nicson’la tokalaştı, Gorbaçev ABD lideri Rigan ile anlaştı, Castro da John Kerry’nin Havana’ya gelmesini ve ABD bayrağını Küba topraklarında göndere çekmesini kabul etti. Amerika’nın şimdiki hali de aynı şeydir. Amerika’da biri işin başına gelmiş ve Amerika’nın tüm yapılarına aykırı olarak  davranmakta ve kendisini köklü bir değişimin öncüsü olarak göstermeye çalışmaktadır. Konunun daha iyi anlaşılması için bu bağlamda bir örnek vermek istiyorum. Trump yemin töreninde Carter, Bush, Obama ve diğer bir çok eski yeni yetkili ile bir arada oturduğu bir sırada şöyle dedi: biz bugün, Washington fesada batmış vaziyette olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Washington DC bir bataklıktır ve ben bu bataklığı temizlemek istiyorum.  Şimdi bizim tartışma konumunuz dışında olan her nedense  başkanlık seçimlerini kazanmıştır. Ancak siz ne zaman iktidarın başına geçecek olursanız olun, artık başka aktörler ve kurumlarla teamülde bulunmak zorundasınız. Ve işte bu noktada yapı kendini yönetene dayatır.  Amerika’da tüm güvenlik kurumları işin ta başından Trump hakkında bazı ifşaatta bulunarak Trump’ı ciddi sorunlarla karşı karşıya getirmeye çalıştı. Yani medya gibi kurumlar veya ona karşı olan bazı malum gruplar bun yaptı. Fakat Trump’ın bazı özellikleri vardır ki bugüne kadar ona yardımcı olmuştur. Birincisi, Trump hiç bir siyasi üssün peşinde değildir ve kendisi de genç biri değildir ve asla siyasi biri olmamıştır. Bu yüzden siyasi bir teşkilat kurma peşinde değildir ki kendisinden sonra siyasi bir düzeni geride bıraksın. İkincisi Trump mali açıdan sermaye toplamaya ve biriktirmeye ihtiyacı yoktur, çünkü milyarlarca dolar özel sermayesi vardır. Sonuçta tüm bunlar bu süreçte başarılı olmasına yardımcı olmuştur, ferçi daimi başarısı için hiç bir güvence yoktur.

 

Biz de tam olarak bu konunun üzerinde durmak istiyoruz. Şimdi Trump’a yönelik saldırılar arttığı bir sırada  ve her gün hakkında yeni bir dosya oluşturulduğuna göre acaba Trump’ın bu dönemi başarı ile sonlandırabileceği düşünülüyor mu, dersiniz?

 

Dr. Deheşyar bu sorunun cevabında şöyle diyor: Bakın, kurumsallaşan tüm yapılar, tüm önemli kurumlar, tüm güvenlik kurumları ve tüm medya kurumları Trump’ı çökertmenin peşindedir. Trump gaf yapmamak için çok dikkatli olmalıdır, gerçi bu da Trump için zor gözüken bir konudur.  Eğer bu kurumlar Trump’ın eski dosyalarında en ufak pürüz veya muğlak bir nokta bulacak olursa, Trump’ın başını ağrıtabilir, üstelik hatta bazı yeni davranışları ve sözleri de kendisi için yeni bir dosyanın açılması veya sıkıntı yaratması söz konusu olabilir. Ancak eğer bunlar da bir işe yaramazsa, Amerikan halkı kasım 2020’de acaba ekonomik durumu iyileşti mi, iyileşmedi mi, ona bakacaktır. Çünkü artık Trump’ın anormal davranışları sıradan davranış haline gelmiştir. Belki Trump’ın ilk günlerde başkalarına karşı hakaretleri ve kullandığı sözcükler tuhaf gelebilirdi, ama şimdi artık Trump’ın bu tür davranışları başkaları tarafından normal karşılanıyor. Dolaysyıla o gün seçim kriteri Trump’ın falanca twitinde falanca senatöre hakaret ettiği olmayacaktır. Çünkü artık iş bu tür sözleri aşmıştır ve Amerikan halkı için ancak ekonomi öncelikli olur. Üstelik bu masal, Visconsin, Ohaio ve pensilvania gibi eyaletlerde daha önemli olacaktır ve eğer Trump 2020 yılında da zafer kazanmak istiyorsa, bu eyaletlerde başarılı bir performans sergilemiş olması şarttır.

 

Peki ama, eğer konuyu daha yakından irdeleyecek olursak, bugün Trump’ın işini erken bitirme yönündeki çabalar çok ciddidir. Örneğin Rusya meselesinde gayet net ve açıktır ki Trump’ın takımı seçimlerden önce Rusya ile irtibat kurmuştur ve Trump’ın bu konudan haberdar olmaması ve takımı başına buyruk bunu yapmış olması daha çok Hollywood filmlerine benzer ve pek az insan buna inanır. Üstelik mesele sadece Rusya ile sınırlı da değildir ve sizin de işaret ettiğiniz gibi Trump hakkındaki dosyaların sonu yoktur ve en yenisi de Amerika’da beyazların ırkçılığı ve Trump’ın bu konuya gösterdiği tepkinin biçimidir.  Tüm bunlar yapının Trump’a yönelik baskıları günden güne daha da artmasına sebep olmaktadır. Acaba bu çabalar ne denli başarılı olabilir diye düşünüyorsunuz:

 

 

Dr. Deheşyar sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

Siyaset, güç kazanmaktır ve dünyanın her yerinde aktörler rakiplerini silme peşindedir. Şimdi Kuzey Kore gibi bir ülkede bu silme silah zoru ile yapılır ve Amerika gibi bir yerde bu silme kanunla olur.

Bayan Clinton’un takımı ve ideolojileri demokrat partiye yakın olan kurumlar başkanlık yarışını Trump’a kaybedeceklerini asla hayal bile edemiyordu. Şimdi ise yarışı rakip karşısında kaybettikleri için onu vurmaya çalışıyorlar. Ancak bu vurma kanun çerçevesinde olmalı. Bu manada Trump’ın dosyasında bir pürüz bulmaya çalışıyorlar, nasıl ki Bill Clinton konusunda bu yapıldı ve Monica Levinsky’yi bay Clinton’a darbe vurmak için ileri sürdüler, fakat sonuçta senatoyu Clinton’u azletmesi için ikna edemediler. Şimdi bugün yine Trump’ı azletmek isteyenler, bir şekilde Trump’ın kifayetsizliği ile ilgili ileri sürdükleri iddiaların doğru olduğunu ispat etmeleri gerekir. Ancak bunu yasal bir şekilde ispat etmek medyada belirtildiği kadar kolay değildir ve  bunun için sağlam bir resmi belge bulmaları gerekir. Sonuçta belki bu çabalar Trump’ın etkinliğinin azalması ile sonuçlanabilir, ancak onu azletmek kolay bir iş değildir ve bu bağlamda güçlü ve dayanılabilir bir belge bulmak lazım. Biraz önce işaret ettiğiniz Rusya meselesinde de şunu unutmamak gerekir ki Amerikan medyasının Trump’a yaptıkları, Amerika ile Rusya ilişkilerine en çok zararı veriyor. Yani eğer bu baskılar olmasaydı, Trump çok rahat bir şekilde Suriye macerasını Rusya ile işbirliği yaparak sonlandırabilirdi, fakat Amerikan medyası öylesine Putin’e saldırıyor ve onu büyük bir şeytan gibi gösteriyor ki Amerika ile Rusya arasında her türlü işbirliğini imkansız hale getiriyorlar. Amerika’da Mc Karti döneminden beri kök salan Rusya karşıtlığı bu ülkede hala çok güçlüdür. Şu bayan Clinton’un ilk hedeflerinden biri, Rusya ile ilişkileri düzeltmekti. Obama Medvedev’le sohbetinde sesi kaydedilmekte olduğunun farkında olmadan Rusya’nın dönem başkanına şöyle diyor: siz biraz sıkı tutumunuzdan vaz geçin ki ben iç arenada söyleyecek bir şeyim olsun, sizinle daha sonra uzlaşırım. Bu ses resmen yayımlandı, ancak ABD medyası üzerine pek gitmedi. Neden mi? zira amaç Obama’yı vurmak değildi. Ancak bugün amaç, Trump’ı vurmaktır.

 

 

Rusya konusundan Trump’ın dış politikasına geçelim. Amerika’nın özellikle NATO ve AB başta olmak üzere klasik müttefikleri Trump iktidarın başına geçtiği günden beri Amerika ile az gerginlik yaşamadı ve belki de en önemli gerginlik, Paris anlaşmasının feshedilmesiydi. Sizce bu ilişkiler ve genelde ABD’nin müttefiklerine karşı dış politikası hangi teorik modeli izliyor?

 

 

Dr. Deheşyar bu sorunun cevabında şöyle diyor:

Trump’ın dış politikası genel bir tabloda muhafazakar bir dış politikadır. Şöyle ki, Trump’a göre Amerika esastır ve başkaları teferrüat sayılır. Dolaysıyla Rigan döneminde de  söylendiği gibi Trump’a göre Amerika BM’ye para vermemeli, çünkü ABD’nin hedeflerini gütmemektedir. Bugün Trump bir nevi bu düşünceyi izliyor. Dolayısyıla bu tartışma söz konusudur ve muhafazakarlar da her zaman böyle davranmıştır. Gerçi muhafazakarlar bu konulara inanırdı, fakat bunu siyasi ve parti imajlarını koruyacak biçimde dile getiriyor ve bezeyerek gündeme getiriyordu. Fakat Trump ulusalcı muhafazakarların düşüncelerinin iç yüzünü en ufak çerçeve veya kılıf kullanmaksızın ileri sürüyor. Trump’ın bu dış politikasının temeli Amerika ne yapıyorsa doğrudur ve Amerika önce kendini düşünmeli ve daha sonra müttefiklerini düşünmeli, düşüncesine dayanıyor. Bu muhafazakarların her zaman yaptığı şeydir. Dolaysıyla Trump açıkça şöyle diyor: bayan  Merkel, bay Macron, sizler bütçenizin %2 kadarını NATO silahlarına ayırmanız gerekir, ama bunu yapmıyorsunuz ve Amerika’ya yüklüyorsunuz. Oysa hepimiz NATO’nun Amerika’nın ihtiyacı için kurulduğunu ve işin ta başından Avrupalıların bu kuruma para ödemeleri gerekmediğini biliyoruz. Ancak Trump açıkça bunun tersini söylüyor ve bu da doğal olarak gerginliklere yol açıyor. Fakat mesele şu ki Amerika’nın askeri ve iktisadi gücü bu ülkede ulusalcı bir adamın böyle konuşmasına izin veriyor. Eğer Amerika askeri veya iktisadi açıdan şimdiki konumunda olmasaydı, asla bu tür sözler gündeme getirilemezdi. Çünkü Trump birinci derecede diplomatik bakıştan yoksundur. Çünkü Trump işadamıdır ve bir işadamının bakışını konuşuyor ve herkes beni dinlemesi gerekir, diyor. Yani aydın ayağına da yatmıyor ve o kadar, diyor. Daha genel bir bakışta unutmamak gerekir ki her politikacının üç sermayesi olması gerekir. Bunlar aydınlık, siyasi ve kişisel sermayelerdir. Açıktır ki Trump aydınlık ve siyasi sermayesinden temelden yoksundur. Trump için sadece kişisel sermaye söz konusudur ki bunun da yarısına sahiptir ve tabi bir çokları hatta bu kadarını bile kabul etmemektedir. Dolaysıyla Trump için Macron veya Merkel’in rahatsız olması veya olmaması asla önemli değildir. Gerçi Almanya ve Fransa büyük güçlerdir, fakat unutmamak gerekir ki bunlar marjinalleşmiştir. İngiltere’nin iyi ekonomisi vardır, fakat küresel arenada rol ifa edebilecek iradesi yoktur. Bu yüzden Trump açıkça düşüncesini dile getirmektedir. Ancak bu stratejinin bazı bedelleri de vardır ve bunun bedeli örneğin bir gün Trump Almanya veya Fransa’ya ihtiyacı olursa bu ülkeler ona eşlik etmemesinden ibaret olabilir. Yani tam da Trump’ın iç arenada ödediği bedel gibidir. Trump seçim kampanyaları sırasında Mc Cain’e iyice saldırdı ve şöyle dedi: “sen sadece bir savaşa katıldın, oysa herkes savaşa katılabilir.” Gerçi Trump’ın bu sözleri ABD siyaset çevrelerinde geniş tepkilere neden oldu, fakat Mc Cain Trump’a cevap vermedi, ama bir kaç ay sonra Obamacare yasasının lağvedilmesi sırasında telafi etti. Mc Cain ABD’nin iç meselelerinde şimdiye kadar asla bağımsız hareket etmedi ve partisi ne diyorsa onu yaptı, fakat Obamacare yasası konusunda bu yasa kendisi için hiç bir önemi olmadığı halde olumsuz oy kullandı ve böylece Trump’ın seçim kampanyaları sırasında verdiği bir sözünü boşa çıkardı, çünkü Obamacare yasası kesinlikle Mc Cain’in bir tek olumsuz oyu ile feshedilmedi.