ABD’de başkanlık seçimleri üzerinden bir yıl geçerken
Amerika Başkanı Donald Trump’ın oldukça gergin geçen bir seçimi kazanması ve beyaz saraya girmesinin üzerinden bir yıl geçiyor.
Amerika’da 8 Kasım 2016 tarihinde düzenlenen başkanlık seçimlerinde cumhuriyetçi partinin nihai adayı Donald Trump tüm anketlerin sonuçlarının aksine Amerika’nın 45. Başkanı olarak beyaz saraya girdi. Aslında Donald Trump bu seçimlerde Amerikalı seçmenlerin oylarını kazanmayı başaramadı, fakat buna karşın elektral kolejde yer alan temsilcilerden gerekli oy sayısını kazanarak demokrat rakibi Hillary Clinton’u yenmeyi başardı.
Aslında Amerika’da 2016 yılında düzenlenen başkanlık seçimlerinde kazanan ve kaybeden adaylardan başka da kazanan ve kaybedenler oldu ve bu ülkenin imajını değiştirdi.
Amerika’da yüzyılın seçimi olarak ün yapan bu seçimlerde Amerika’nın mevcut düzeninden hoşnut olmayan kesim, siyaset arenasından dışlananlar ve hakim düzeni bozanlar zafer kazanırken, Amerika’nın elit kesimi, egemen siyasi yapısı ve mevcut düzeni koruyanlar yenilgiye uğradı. Bir başka ifade ile, 2016 başkanlık seçimleri Amerika’da halk kitlelerinin elit kesime, marjinal ve dışlanmış kesimin merkezdeki kesime ve düzensizliğin düzene karşı zaferi oldu. Peki ama neden böyle oldu?
Aslında Amerika’da 2016 yılında düzenlenen başkanlık seçimlerinin bu şekilde sonuçlanması için gereken zemin yaklaşık 10 yıl öncesinden yani 2007 – 2008 mali krizin patlak verdiği günlere dayanır. O yıllara kadar Amerika’da siyasi, sosyal ve iktisadi yaşam süreci hemen hemen normal bir şekilde yoluna devam ediyordu ve hisse senetleri piyasaları ve borsada faaliyetler normal sürecini izliyor ve Amerika halkının büyük bir bölümü refah düzeyinden memnun görünüyordu. Nitekim iş fırsatları da talepte bulunanlara sunuluyor ve hükümetin toplumun yoksul ve mağdur kesimlerine yardım programları da sürmekteydi.
Gerçi o yıllarda Amerika’da terör saldırılarının tekrarlanması ve Irak savaşının olumsuz sonuçları bazı kaygılara yol açmıştı, ama yine de bu konular iktisadi ve geçim meseleleri karşısında ikinci planda yer alıyordu. Ta ki birden Amerika’da iyice şişirilen konut balonu birden patladı ve bu ülkenin ve dünyanın ekonomisini alt üst etti. Bu gelişmeden sonra Wall Street devleri bir bir dize geldi ve konut sektöründe yatırım yapan bir çok muteber banka iflas ettiğini ilan etti.
Amerika’da konut sektöründe faaliyet yürüten mali müesseselerin bir bir iflas etmesinin ardından konutlara haciz gelmeye başladı ve üç milyon Amerikalı evsiz kaldı. Bundan sonra piyasalarda sermaye akışı durdu ve Amerika’nın ekonomi çarkı da durarak dürgünlük süreci ekonominin tüm sektörlerini sardı.
Bu krizde yüz binlerce Amerikalı vatandaş işini kaybetti ve Amerikalı milyonlarca vatandaşın emeklilik dönemi için biriktirdikleri tasarrufları yok oldu. 1929 yılından sonra en büyük iktisadi kriz olan bu kriz birden milyonlarca Amerikalı vatandaşı yoksulluk sınırının altına düşürdü. Bu arada Amerika yönetimi ekonomiyi ayakta tutabilmek için devreye girdi ve Amerikalı vergi mükelleflerinin ödediği yüz milyarlarca dolar nakit parayı piyasaya sürdü. Ancak bu siyaset borçların artması ve refah programlarına ayrılan bütçelerin azalmasına yol açtı. Yine bu paralar fesat içinde bocalayan Wall Street’e verildi. Aslında Wall Street’in mali fesadı yüzünden patlak veren bu krizde Amerikalı süper zenginler daha zenginleşti, yoksullar daha da yoksullaştı.
Gerçi Amerika yönetiminin bazı müdahaleleri ve kemerleri sıkma politikaları ile birlikte bu ülkeyi vuran iktisadi kriz iki yıl sonra yatıştı, fakat bu süre bile Wall Street’i sarsan mali krizin artçı depremleri Amerika’da sosyal ve siyasi istikrarın temellerini zorlamasına yetti. O günlerde mal varlığı ve mesleğinin kaybından dolayı öfkelenen kitleler, Amerika’nın mali oligarşi düzenine karşı isyan etti. Bu itiraz ve eşitsizliğe yönelik isyan ilk önce Amerika’nın kapitalist düzeninin kalbi olan Wall Street’te başladı. Protestocular kendilerine Wall Street’i işgal edin adını koydu ve böylece Amerika’da insani olmayan kapitalist düzene karşı savaş açtı.
Wall Street’i işgal edin hareketi kısa sürede tüm Amerika’yı sardı ve daha sonra da bu ülkenin sınırlarını aşarak Avrupa ve tüm dünyaya yayıldı. Bu harekette Amerikan toplumu %1 ve %99 olarak iki kesime ayrıldı. Yüzde birler Amerika’nın süper zengin aileleriydi ve toplum servetinin %80 kadarı bu yüzde birlik ailelerin elindeydi. %99’luk kesim ise Amerikan toplumunun servetinin sadece %20 kadarını elinde bulunduran kesimdi.
Wall Street’i işgal edin hareketi devrimci bir çıkışla Amerika’ya hakim olan adaletsiz siyasi ve iktisadi düzene son vermek istedi, fakat hazlı egemen sınıfın müdahalesi ile yön değiştirdiği ve sonunda hakim düzende bazı reform talepleri ile sınırlandırıldı.
O günlerde reform misyonu Obama yönetimine verildi. Obama ise sosyal talepleri karşılamak ve kamuoyunun öfkesini yatıştırmak için Wall Street’te bazı reform planlarını uygulamaya koydu ve ekonomik krizin mağduru olan kesimlere yardım etmeye başladı. Hükümetin iflas eşiğine gelen kartellere mali kaynak tahsis etmesi, işsizlik sigortasının bütçesinin arttırılması, yiyecek kuponlarının daha fazla sayıda dağıtılması ve Obamacare adı ile anılan ucuz sağlık sigortası kanununun uygulanması Obama yönetiminin uyguladığı bazı planlardı. Gerçi Obama’nın bu tür uygulamaları ekonomik krizden zarar görenler ve yoksul kesim tarafından olumlu karşılandı, ama aynı zamanda bir başka sorunu da beraberinde getirdi. Bu sorun, Amerikan toplumunun sosyalistleştiği olarak adlandırdıkları duruma itiraz eden radikal sağcıların isyanıydı. Bu isyan ilkin Tea Parti hareketi şeklinde ortaya çıktı ve daha sonra da 2016 başkanlık seçimlerinde Trumpizm kılığında iktidarın başına geçti.
Amerika’da sosyal hoşnutsuzlukların doruk noktasına çıktığı bir sırada 2016 yılında başkanlık seçimleri düzenlendi. Bu seçimlerin hazırlık aşamalarında Amerika’nın ünlü politikacıları öfkeli kitlenin popülist kahramanı Donald Trump karşısında bir bir yenik düşerek arenadan çekilmek zorunda kaldı. Oysa Trump da Amerika’nın mali oligarşi ve siyasi yapısının dışından bir politikacı değildi. Trump uzun yıllar Wall Street çevresinin başkanla işbirliği yapan sermaye kesiminde yer alan biriydi. Buna karşın Trump imparatorluğu Amerika’nin sanayi çevresinde başarılı bir girişimci ve medya tarafından tanınan bir şahsiyetti. Trump teşkilatı öfkeli kitlelerin taleplerini titiz bir şekilde irdeledikten sonra piyasaya Amerikalı seçmenlerin uzun süre bekledikleri yeni bir ürünü sürdü. Bu yeni ürün mevcut düzene karşı çıkan ve fesatla mücadele eden bir kahramandı ve bu kahraman Donald Trump’tan başkası değildi.
Donald Trump seçim kampanyaları sırasında öfkeli ve Washington’un geleneksel sahtekar politikacılardan umudunu kesen kitlelerin duymak istedikleri sözleri söylüyordu. Trump herkese aş iş sözü veriyor, vergileri düşüreceğini ve büyük kartellerin Amerika’nın dışına çıkmalarını engelleyeceğini ve Washington’u fesattan temizleyeceğini ve illegal göçmenleri Amerika’dan ihraç edeceğini ve Müslümanların Amerika’ya girişini engelleyeceğini ve Amerika dışında gereksiz savaşları sonlandıracağını ve IŞİD terör örgütünü yok edeceğini ve Amerika’nın saygınlığını geri kazanacağını söylüyordu. Trump’ın seçim kampanyaları sırasında temel sloganı Amerika’yı yeniden eski ihtişamına kavuşturmaktan ibaretti. Bu slogan milyonlarca işsizi, siyaset arenasından dışlananları, sosyal hoşnutsuzluk yaşayan kesimleri ve kırsal kesimlerde unutulduklarını düşünenleri Amerika’nın büyük kentlerinde saraylarda yaşayan kibirli %1’lik kesime karşı isyan ettirmeye ve elit kesimin tüm uyarılarına rağmen süperman gibi büyük sorunlara sade ve acil çözümü olan bir kahramana yani Trump’a oy vermelerine yetiyordu.
Gerçi 8 kasım 2016 seçimlerini kazanan kişi, Amerikalı seçmenlerin çoğunluğunun oy verdiği aday değildi. Ama buna karşın Amerika’nın komplike seçim düzeninde başkanlık seçimlerini kazanmak için halkın oylarının çoğunluğunu kazanmak bir zaruret sayılmıyor ve kim elektral kolejin 548 oyundan 270 oyu kazanırsa seçimleri kazanan taraf oluyor.
Buna göre da hükümet alanında hiç bir siyasi ve yönetim deneyimi olmayan Donald Trump paslanmış eyaletler olarak ün yapan eyaletlerin öfkeli seçmenlerinin oylarının yardımı ile beyaz saraya girmeyi başardı. Bu eyaletler 2007 – 2008 ekonomik krizi sırasında en çok etkilenen eyaletlerdi. Bu eyaletler bir zamanlar Amerika’nın demir ve çelik ve otomotiv sektörlerinin merkeziydi, fakat ilkin küreselleşme sürecinde darbe yediler ve ardından dijital çağa ve Amerika’nın IT sanayiinin kutbu olan Silicon vadisine teslim oldular ve en son da ekonomik krizle dağıldılar. Uzun yıllar demokratların fethedilmez kaleleri olan bu eyaletler birden bire Donald Trump liderliğinde düzene karşı isyan eden akımın saldırısı karşısında teslim oldular ve elektral kolejde kader belirleyici oylarını çağın süpermeninden yana kullandılar.
Ve sonunda Amerika’da 8 Kasım 2016 tarihinde düzenlenen başkanlık seçimlerinde cumhuriyetçi partinin nihai adayı Donald Trump tüm anketlerin sonuçlarının aksine Amerika’nın 45. Başkanı olarak beyaz saraya girdi ve demokrat parti ve cumhuriyetçi parti liderleri Donald Trump’ın değişim furyası karşısında teslim bayrağı çekerek şaşkınlık içinde bu siyasi hezimeti kabul etti.
Ancak bu siyasi yenilgi hiç bir zaman elit kesimin kitlelere karşı nihai yenilgi anlamına gelmeyeceği kesindir. Gerçekte Amerika’nın siyasi yapısı 2016 seçimlerinde Donald Trump adında acı bir ilacı yuttu ki Amerika’nın sosyal düzeni dağılmasın. Bir başka ifade ile kitlelerin geleneksel elit kesime karşı rejimi devirme rengine bürünmeye başlayan isyanı yön değiştirdi ve Donald Trump’ın iktidarın başına geçmesinin ardından ateşi yatıştı. Nitekim mevcut düzenle savaşması ve Amerika’da fesadın kökünü kurutması beklenen kişi beyaz saraya girdikten hemen sonra düzenin bir parçası oldu ve mücadele yerine sessiz kalmayı ve düzenle birlikte hareket etmeyi tercih etti.
Şimdi Amerika’da mevcut düzenden hoşnut olmayan kitlelerin kalbine umut nuru yansıtan seçimlerin üzerinden bir yıl geçiyor. Ancak bu bir yıl içinde yaşananlar, bundan önceki yıllarda Amerika’da yaşananlardan farksızdı. Şimdi yine Trump yönetimi ünlü %1 kesim olan Wall Street sakinleri ve süper zenginlerinin mekanına dönüştü. Şimdi Obamacare ucuz sağlık sigortasının yerine geçeceği vadedilen plan şimdilik rafa kaldırıldı ve yine Donald Trump’ın vadettiği iktisadi canlanmadan hiç bir iz göze çarpmıyor. Üstelik şimdi Amerika’nın geçen yılki seçimlerin etkisi ile ikiye bölünen toplumu yeni bir sorunla karşı karşıya bulunuyor. Bu yeni sorun, Amerika’nın demokratik geleneklerini sorgulayan radikal sağ akımların türemesidir. Şimdi bu sorunu çözümlemek ve mevcut düzeni değiştirmek isteyenlerin ateşini yatıştırmak Donald Trump yönetiminin en önemli siyasi misyonudur. Bir başka ifade ile Trump’ın siyasi geleceği, kendi elleriyle çıkardığı sihirli lambadaki devi tekrar geri sokmasına bağlıdır.