İmam Hasan Asgeri -s- şehadet yıldönümü
https://parstoday.ir/tr/news/world-i90365-İmam_hasan_asgeri_s_şehadet_yıldönümü
Kameri 8 Rebiülevvel 232, İmam Hasan Asgeri’nin şehadet yıldönümüdür. Bu günde Alevi bostanının çiçeklerinden biri daha soldu ve saadetli ömrünün güneşi battı.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Kasım 27, 2017 18:38 Europe/Istanbul
  • İmam Hasan Asgeri -s- şehadet yıldönümü

Kameri 8 Rebiülevvel 232, İmam Hasan Asgeri’nin şehadet yıldönümüdür. Bu günde Alevi bostanının çiçeklerinden biri daha soldu ve saadetli ömrünün güneşi battı.

Yerde ve göklerde tüm mahluklar onu kaybetmenin acısı ile hüzünlendi ve Ahmedi bahçenin çiçekleri bir başka Tuğba dalının hazanı yüzünden mateme büründü.

Biz de o masum imamın seçkin evladı Hz. Mehdi -s- ile birlikte o hidayet elçisi ve kurtuluş gemisinin yasını tutuyoruz.

 

 

Kameri 8 Rebiülevvel 232 Cuma günü Müslümanların onurlu tarihinde unutulmaz bir gündür. İmam Hadi’nin -s- ömrünün baharı üzerinden henüz 20 yıl geçmeden Medine kenti Nebevi semalarında parlayan yıldızlardan bir yenisinin doğuşuna şahit oluyordu. İmamet gülistanında yeni bir çiçeğin açması ile birlikte velayet bahçesi nurla aydınlandı ve bir kez daha Alevi gülizarını büyük bir coşku ve şevk sardı ve İmam Hadi’nin -s- küçük ve sefalı evi pak ve mutahhar evladının nuru ile aydınlandı.

 

 

İmam Hasan Asgeri’nin -s- kameri 232 yılında veladeti ile birlikte Medine kentini ve İmam Hadi’nin -s- sefalı evini ayrı bir coşku ve sevinç sardı. Haşimoğulları bu mübarek valedetten sevinerek şükür secdesi yaptı. Ama maalesef bu sevinç ve mutluluk bir süre sonra Alevi hanedanı için hüzün ve kedere dönüştü. İmam Hadi’nin -s- Medine kentinde ilmi ve manevi nüfuzundan panikleyen fasık Abbasi halifesi ve çevresindekiler görece iktidarlarını korumak için İmam Hadi’yi -s- Irak’ta gurbet diyarına sürgün etti. İmam Hadi -s- sevgili evladı Hz. Hasan Asgeri -s- ile birlikte kameri 233 yılında Medine’den ayrıldı ve Abbasi hilafetinin merkezi Samerra kentine geldi. İmam Hasan Asgeri -s- sevgili babası İmam Hadi -s- ile birlikte Samerra kentinde bir mahalleye yerleşti ve mübarek ömrünün sonuna kadar orada ikamet etti.

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- Samerra kentinde yaşadığı yıllarda, bir kaç kez fasık Abbasi iktidarının hapishanesinde yatmanın dışında kentte görecede sıradan bir vatandaş gibi yaşadı, fakat o hazretin tüm hareketleri ve davranışları dönemin hükümeti tarafından gözetleniyordu. Gerçekte bir süredir şekillenen şii Müslümanların düzenli yapılanması Abbasi halifelerin kaygı ve dehşetine yol açmıştı ve bu da o hazreti ve izleyenlerini gözetlemelerine sebebiyet veriyordu. Nitekim bu yüzden imamdan sürekli kentte varlığını hükümete bildirmesini istediler. İmamın hizmetkarlarından birinin naklettiğine göre o hazret her Pazartesi ve Perşembe günü hilafet merkezine gelerek kentte varlığını bildirmesi gerekiyordu. Gerçekte Samerra kenti İmam için açık hapishaneye dönüşmüş ve o hazret için büyük bir sıkıntı haline gelmişti.

 

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- sevgili babasının yanında gelişme evresini yaşadı ve o hazretin maarif ve fazilet denizinden yararlandı. O hazret sevgili babasının şehadetinden bir süre önce Nercis adında Hz. İsa’nın vasiyi Hz. Şam’un’un torunlarından Romalı şayeste bir kızla izdivaç etti. Nercis müslümanlarla Romalıların arasında yaşanan bir savaşta müslümanlar tarafından esir alındı ve İmam Hadi -s- tarafından satın alınarak İmam Hasan Asgeri -s- ile evlendirildi. Nercis İslam dinini seçerek İmam Hasan Asgeri -s- ile evlenme onuruna nail oldu. Nercis ve İmam Hasan Asgeri’nin -s- evlenmesi ile birlikte İmam Zaman’ı -s- bekleyen müminlerin gönlü aydınlandı. Gerçi İmam Hasan Asgeri’nin -s- kesin izdivaç tarihi bilinmiyor, ama kesinlikle İmam Hadi’nin -s- yaşadığı günlerde gerçekleştiği ifade ediliyor.

 

 

Gerçi İmam Hasan Asgeri -s- Samerra kentinde çok zorlu günleri yaşıyordu, fakat masum ve mihriban bir babanın varlığı o hazrete büyük bir huzur veriyordu. Kameri 254’ün Recep ayının başlarında İmam Hasan Asgeri’nin huzurlu ve mutlu günleri sona erdi ve İmam, sevgili babasını kaybederek yasa büründü ve ömrünün sonuna kadar bu yası sürdürdü.

Hilafetini tehlike altında gören ِِِAbbasi Halife İmam Hadi’nin -s- zehirleyerek şehit edilmesini emretti. O hazretin şehadetinden sonra İmam Hasan Asgeri’nin -s- Samerra kentinde yalnızlığı daha da şiddetlendi. Bu dönem, İmam Hasan Asgeri’nin -s- kısa ömründe en zorlu ve en katlanmaz dönemdi. İmam Hadi’nin -s- şehadetinden sonra İmam Hasan Asgeri’nin -s- altı yıllık velayet ve imamet dönemi başladı ve ilahi maarifin asil ve yeşil çizgisi nur saçmaya devam etti.

 

 

Risalet hanedanının maddi meselelere bakışı, alemlerin Rabbinin rızasını ve hoşnutluğunu kazanabilecek ve halkın sorunlarından bir sorun çözebilecek biçimdeydi. İmam Hasan Asgeri -s- tüm benliği ile has sahabeyi ve muhtaç şii Müslümanları mali açıdan destekliyordu. Bu destek, Şii Müslümanların mali baskı altında Abbasi hükümetine cezbolmalarına mani oluyordu.

Ebu Haşim Caferi şöyle diyor: Mali açıdan sıkıntı içindeydim, durumumu bir mektup yazarak İmam Hasan Asgeri’ye -s- anlatmak istedim, ancak utandım ve bundan vazgeçtim. Bibr gün eve geldiğimde, bir baktım ki İmam -s- bana 100 dinar yollamış ve bir mektupta şöyle yazmış: ne zaman ihtiyacın olursa utanma, çekinme, bizden iste ki Allah’ın istediği ile amacına ulaşırsın.

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- gerçi çok gençti, fakat büyük ilmî, ahlaki ve ailevi konumu ve özellikle şii Müslümanların önderliği ve halkın o hazrete yönelik sınırsız güveni ve saygısı yüzünden büyük üne kavuşmuştu. Bu yüzden Abbasi hükümdarları bazı durumların dışında görecede İmam Hasan Asgeri’ye saygı ile davranıyordu. İmamın hademesi şöyle diyor: İmam Hasan Asgeri -s- hilafet merkezine gittiğinde halk arasında acayip bir sevinç ve coşku oluyordu. O hazretin geçtiği caddeler merkeplerine binen kalabalıkla dolup taşıyordu. İmam -s- müşerref olduğunda, kalabalığın gürültüsü birden yatışıyordu ve o hazret kalabalığın arasından geçerek meclise giriyordu.

 

 

 

Öte yandan İmam Hasan Asgeri’nin -s- Samerra kentinde varlığı, İslam dünyasının dört bir yanından alimlerin ve bilginlerin o hazretten feyiz almak için bu kente gelmelerine ve imamın ilimlerinden yararlanmalarına sebep oluyordu. Gerçi İmam Hasan Asgeri’nin -s- ömrü kısaydı, fakat bu kısa sürede Kur'an'ı Kerim tefsiri ve İslamî ahkam ve fıkhi meseleler gibi önemli eserleri kendisinden geriye bıraktı. O hazretin bazı telifleri vardı ki en önemlilerinden biri, Tefsir-ul Asgeri adlı eserdi. Bu eser Kur'an'ı Kerim’i çok sade ve açık bir şekilde Şii Müslümanlar için tefsir ediyordu. Bu kitap İmam Hasan Asgeri’nin Kur'an'ı Kerim tefsiri alanında önemli ilmi yadigarlarından biridir.

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- kısa ömrü boyunca altı Abbasi Halife ile çağdaştı. Bu halifelerin her biri ötekilerden daha fasık ve daha zalimdi. Bu halifelerden üçü İmam Hadi -s- hayattayken hilafet koltuğuna oturdu. Bunlar Harun Erreşidin oğlu Abbasi Mütevekkil, Muntazar Abbasi ve Mustain Abbasi’ydi.

İmam Hasan Asgeri’nin -s- altı yıllık imamet döneminde ise üç Halife bu yıllarda hilafet koltuğuna oturdu ve bu halifler o hazrete yönelik büyük zulümlerde bulundu. Bu zalimler kameri 252 ila 255 yıllarında hilafet eden Mutaz, 255 ila 256 yıllarında hilafet eden Mehtedi ve İmam Hasan Asgeri’yi -s- şehit eden Abbasi Mutemed’di.

İlk başlarda Alevilerin taraftarı ve Emevilerden Alevi hanedanının intikamını almak üzere kıyam eden Abbasi halifeler daha sonra Emevi halifeler ve hatta onlardan daha beter zulmetmeye başladı.

 

Abbasi halifeler iktidarın başına geçtiklerinde şii imamlara karşı hiç bir baskı ve kısıtlama uygulamaktan çekinmedi ve bu büyük insanların çevresinde oldukça zehirli bir atmosfer oluşturdu. Bu baskıları İmam Hasan Asgeri -s- döneminde doruk noktasına ulaştı.

Bu baskıların ve kısıtlamaların sebepleri hakkında iki önemli sebebe değinmek mümkün. İlkin, İmam Hasan Asgeri -s- döneminde Şii mezhebi Irak’ta muazzam bir güce dönüşmüştü ve tüm insanlar Şii Müslümanların dönemin halifelerine itiraz ettiğini ve Abbasi iktidarını meşru ve yasal bilmediğini biliyordu. İkincisi, Abbasi hanedanı ve izleyenleri, vadedilen Hz. Mehdi’nin -s- despot iktidarları yok eden güç olduğunu ve İmam Hasan Asgeri -s- soyundan geldiğini biliyordu. Bu yüzden Abbasi iktidarı sürekli o hazretin yaşamını gözetliyor ve böylece imamın doğacak oğlunu ele geçirerek yok etmek istiyordu.

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- Abbasi iktidarının kendisine dayattığı onca kısıtlama ve baskı yüzünden toplumda ilmini yaygınlaştıramadı, fakat her biri İslam maarifinin yaygınlaşması ve düşmanların yarattığı kuşkuların giderilmesinde büyük etkisi olan seçkin talebeleri yetiştirdi.

Merhum Şeyh Tusi İmam Hasan Asgeri’nin -s- talebe sayısını yüzü aşkın olarak belirtiyor ve aralarında oldukça aydın ve seçkin şahsiyetler dikkat çekiyor. İmam Hasan Asgeri -s- bunca seçkin talebeyi yetiştirmenin yanında Müslümanlar ve İslam ümmetinin karşılaştığı sorunları da imamet ilmi sayesinde çözümlüyordu.

 

 

Masum imamlar yüce Allah ile irtibat sayesinde gaybi ilimlerden yararlanıyor ve nerede İslam’ın hakkaniyeti veya İslam ümmetinin yüce maslahatı tehlikeye girecek olursa bu durumdan bir malzeme gibi yararlanıyordu. İmam Hasan Asgeri -s- de bu kaideden müstesna değildi. O dönemin baskı dolu atmosferi ve uygunsuz şartları ve bazı şii Müslümanların İmam Hadi -s- ve İmam Hasan Asgeri -s- hakkında kuşkuya kapılmaları, İmam Hasan Asgeri’nin -s- hicab perdelerini aralamaya ve zahir alemin öbür tarafından haber vermeye yöneltiyordu. Bu durum muhalifleri cezbetmek ve Şii Müslümanların imanını takviye etmekte çok etkiliydi.

Merhum Allame Meclisi ünlü eseri Baharul Envar’da o hazretin gaybi raporları ve kerametleri hakkında 81 vakadan söz ediyor. Ebu Haşim Caferi de ne zaman İmam Hasan Asgeri’nin -s- huzuruna çıktıysa o hazretin imametine işaret eden yeni bir burhan ve işaretle karşılaştığını ifade ediyor.

 

 

Her toplumun imamı ve önderinin kaybolması alışılmış doğal bir hadise olmadığından ve bu durumdan kaynaklanan sorunlara katlanmak halk açısından zor olduğundan, İslam Peygamberi -s- ve önceki masum imamlar -s- yavaş yavaş insanları bu konu ile tanıştırmış ve düşüncelerini bu durumu benimsemek üzere hazırlıklı hale getirmiştir. Bu çaba İmam Hasan Asgeri -s- döneminde daha açık ve net bir şekilde göze çarpıyor. Zira o hazret bir yandan Hz. Mehdi’yi -s- sadece has Şii Müslümanlara ve kendisine çok yakın olanlara gösteriyor ve öbür yandan da şii Müslümanların İmam Hasan Asgeri -s- ile temasları günden güne daha azalıyordu, öyle ki hatta Samerra kentinde Şii Müslümanların meselelerine mektupla veya özel temsilcilerinin aracılığı ile cevap veriyordu. Aslında İmam Hasan Asgeri -s- böylece Şii Müslümanlara İmam Zaman’ın -s- hayatta olduğu halde halkın gözünden saklanabileceğini anlatmaya çalışıyordu.

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- döneminde Şii Müslümanlar Kufe, Bağdat, Nişabur, Kum, Ave, Medain, Horasan, Rey ve diğer bir çok kentte ve bölgede yayılmış ve oralara yerleşmişti. Bu yüzden ve Şii Müslümanların bulundukları merkezlerin çok geniş bir alana dağıldığından bu merkezlerin arasında bağlantıyı korumak için düzenli bir irtibat sistemi gerekiyordu, böylece İmam şii Müslümanların arasındaki bağları koruyabilecek ve onları dini ve siyasi açıdan yönetebilecekti.

İmam Hasan Asgeri -s- bunun için seçkin Şii Müslümanların arasından bazı temsilcileri seçerek onları çeşitli bölgelere atadı ve bu yoldan tüm bölgelerde yaşanan izleyenlerini yönetmeyi başardı. Bundan başka İmam Hasan Asgeri -s- İslam coğrafyasının dört bir yanına kuryeler ve mektuplar göndererek izleyenleri ile irtibat halindeydi ve onların sorunlarını çözümlüyordu.

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- Abbasi hilafetinin tüm kısıtlamaları ve denetimlerine karşın bir dizi siyasi gizli faaliyeti de yönetiyordu ve bu faaliyetleri büyük bir titizlikle uyguladığı yöntemlerle Abbasi hilafetine bağlı casusların gözünden saklıyordu.

İmam Hasan Asgeri’nin en yakın ve en samimi arkadaşlarından biri olan Osman bin Said, yağ satan bir dükkanı işletiyor ve İmama ulaştırılması gereken malları ve paraları yağ tulumları ve varilleri içine yerleştirerek imama ulaştırıyordu.

İmam Hasan Asgeri -s- tamamen gizli bir şekilde mektuplarını ve yazılarını ağacın arasına yerleştirerek temsilcisine gönderiyordu. İmam -s- kimsenin dikkatini çekmesin diye bu görevi gittiği hamamda kendisine yardımcı olan kişiye vermişti.

 

Abbasi Halife Mütevekkil İmam Hadi -s- ve İmam Hasan Asgeri’yi -s- daha fazla gözetim altında tutmak için yakalanmalarını emretti ve bu büyük imamı zindanla pek farkı olmayan askeri bir kente getirtti. Bu arada Abbasi Halife İmam Hadi -s- ve İmam Hasan Asgeri’ye -s- karşı daha sert davranıyor ve hakimiyetine yönelik bir nevi tehdit sayılacak her türlü harekette hemen İmamı ve yakın adamlarını hapse atıyordu.

Gerçi İmam Hasan Asgeri’nin hapis süresi kesin olarak bilinmiyor, ancak rivayetlerden anlaşıldığı üzere o hazret kendisi ile çağdaş olan her üç halifenin döneminde hapse atıldığı anlaşılıyor. İmam Hasan Asgeri, Abbasi Halife Mutez döneminde kardeşi Cafer’le birlikte hapse atıldı. O hazret yine Muhtedi döneminde de hapse atıldı ki o sıralarda Mutedi öldürüldü. İmam Hasan Asgeri -s- kameri 259 yılında da Abbasi Halife Mutemed döneminde de hapse atıldı.

 

 

İmam Hasan Asgeri -s- şehit edildiği gecede çok sayıda mektup yazdı ve onları kuryesine vererek mektupları Medine kentine ulaştırmasını istedi.

İmam -s- mübarek ömrünün son anlarında su istedi ve namaz kılmak istediğini buyurdu. İmam Hasan Asgeri’nin hademesi imamın seccadesini hazırladı. İmam abdest aldı ve sabah namazını yatağında kıldı. Daha sonra İmam hademesine oğlu İmam Zaman’ı -s- getirmesini istedi. O sırada İmam Zaman’ın -s- annesi Nercis hatun o hazretle birlikte odaya girdi. İmam Hasan Asgeri -s- oğlu İmam Zaman’ı görünce ağladı ve şöyle buyurdu: ey ehli beytin seyyidi, bana biraz su ver, zira ben Rabbime doğru yolcuyum. İmam Zaman -s- sevgili babasını suya doyurdu ve ardından o hazret hayata gözlerimi yumdu.

İmam Hasan Asgeri -s- kameri 8 Rebiülevvel 260’ta sabah namazını kıldıktan sonra 28 yaşında şehit düştü.

 

 

Abbasi Halife Mutemed, sürekli İmam Hasan Asgeri’nin -s- toplum üzerindeki manevi nüfuzu ve halk arasındaki konumundan kaygı duyuyordu. Mutemed halkın imama -s- yönelik ilgisi her geçen gün biraz daha arttığını ve zindan ve baskı ve gözetim ters sonuç doğurduğunu görünce sonunda atalarının namertçe yöntemini izleyerek o hazreti gizlice zehirledi. Mutemed İmam Hasan Asgerinin şehadetini normal bir durum ve doğal bir ölüm şeklinde göstermek için çok çaba harcadı. Mutemed Abbasi sarayından Mütevekkil’in oğlu Ebu İsa’ya İmam Hasan Asgeri’nin -s- cenaze törenine katılmasını emretti. Mutemed Ebu İsa’dan cenaze töreni sırasında kefeni İmam Hasan Asgeri’nin mübarek yüzünden açmasını ve Alevi hanedanı üyelerini ve Haşimoğullarını ve ayrıca vezirleri, yazarları, yargıçları, eşrafı ve herkesi yakınına çağırmasını ve yüksek sesle “ey insanlar, gelin ve iyice bakın, bu Hasan bin Ali İmam Rıza’nın oğlunun oğludur ve doğal bir şekilde vefat etmiştir ve hiç kimse ona zarar vermemiştir” diye haykırmasını istedi.

 

 

İmam Hasan Asgeri’nin -s- şehadetinin ardından o hazretin kardeşi Cafer Kezzab’ın sinsi çabaları yeni boyutlara olaştı. Cafer Kezzab İslam ümmetinin imametini iddia ediyordu ve bu amacına ulaşmak için elinden geleni ardına koymadı. Cafer Kezzab hatta bu makama ulaşmak için rüşvet bile verdi. Cafer Kezzab hatta şii müslümanları kandırmak ve gönüllerini kazanmak için İmam Hasan Asgeri’nin -s- cenaze törenine katıldı ve o hazretin cenaze namazını kıldırmak istedi. Ancak tam o sırada siyah saçlı bir çocuk ortaya çıktı ve Cafer’in elbisesinden tutarak onu bir kenara çekti ve şöyle dedi: Amca, çekil, babamın cenazesine ben namaz kılmalıyım. Bu sözlerin üzerine Cafer bozularak bir kenara çekildi ve İmam Zaman -s- babasının cenaze namazını kıldırdı. Cenaze namazının ardından İmam Hasan Asgeri -s- babası İmam Hadi’nin -s- mezarının yanında toprağa verildi.

 

 

İmam Hasan Asgeri’nin -s- şehadetinden sonra Halife Mutemed, o hazretin evine girilmesine ve eşyalarının teftiş edildikten sonra mühürlenmesine emretti. Öte yandan Mutemed o hazretten bir evlat geride kaldığını duyunca onu bulmaya çalıştı ve bazı ebelere o hazretin eşlerini ve cariyelerini muayene etmelerini ve aralarında hamile olan varsa kendisine bildirmelerini emretti.

İmam Zaman’ı -s- bulmaktan umudunu kesen Halife Mutemed, İmam Hasan Asgeri’den -s- hiç bir evlat geride kalmadığını telkin etmek ve şii Müslümanların o hazretten sonraki imamdan umudunu kesmek için mirasının annesi ve kardeşi Cafer Kezzab arasında bölünmesini emretti.

 

 

Ebu Haşim Caferi, İmam Hasan Asgeri’den -s- kendisine şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Benim Samerra’da mezarım her iki tarafın ehli için her türlü afet ve ilahi azaptan korunma vesilesidir.

Allame Meclisi her iki tarafın ehlini şii ve sünni Müslümanlar olarak mana ediyor ve o hazretin varlık bereketi herkesi kapsadığını vurguluyor.

İmam Hasan Asgeri’nin -s- ziyaretnamesinin bir bölümünde ise şöyle okumaktayız:

Selam olsun sana ey mevlam, ey Eba Muhammed Hasan bin Ali, insanları hidayete erdiren ve hakka doğru hidayet bulan. Selam olsun sana ey Emirülmüminin evladı ve ey Fatıma’nın oğlu. Selam olsun sana ey hüzünlü kalpleri aydınlatan. Selam olsun sana ey Resulullah’ın ilim hazinesinin mirasçısı. Selam olsun sana ey sabır gemisi. Selam olsun sana ey beklenen imamın sevgili babası. Senin namazı ve dinin diğer erkanlarını ayakta tuttuğuna ve zekat verdiğine ve emri maruf ve nehyi münker yaptığına şahadet getiriyorum. Allah’tan sizin aracılığınızla dualarımı icabet etmesini ve beni hak yarı ve yardımcısı ve izleyenlerinden ve seni sevenlerden yapmasını niyaz ediyorum.