Semavi nidalar - 11
Ramazan ayın tehzip ve kendini yetiştirme ve tezkiye ve takva ayındır.
Eğer Ramazan ayı maazallah böyle özellikleri olmamış olsaydı, İmam Ali’nin –s– tabiri ile oruç tutmak insana açlık ve susuzluk çekmekten başka bir faydası olmayacaktır. O zaman gelin oruç tutmak ve ibadetlerini yerine getirmekle beraber ruhumuzu ve kalbimizi de kötülüklerden arındıralım ve ilahi yüce manevi mertebelere ulaşmaya çalışalım.
Geçen bölümde kulluk ilkesi hakkında bazı noktalara değindik. Geçen bölümde değindiğimiz noktalardan biri kulluğun felsefesiyle ilgiliydi, şöyle ki Allah teala bizi yaratan mabut ve haliktir. O zaman hem Allah teala bizi en mükemmel biçimde yaratan yegane Rab ve hem bizim gelişmemiz için gerekli her türlü imkanı hazırlayan Allah olduğu için O’na kulluk etmeliyiz.
Bu arada Allah tealaya kulluk etmenin başka türlü kulluklardan farklı olduğunu belirmeliyiz. Tarih boyunca bilinen güçlere kulluk etmenin sonucu kölelik ve esaret ve yeteneklerin bastırılması ve insani ve doğal sermayeleri yağmalanmasından başka bir şey olmamıştır. Oysa Allah’a kulluk etmek gerçek anlamda insanlara özgürlük kazandırır, huzur verir, keramete götürür.
Hayatı boyunca her anı ve her zerresine kadar tüm benliği ile tevhide inanarak geçen İmam Ali –s– İslam Peygamberi’nin Bi'set felsefesi hakkında şöyle buyururdu: yüce Allah Peygamberi risaleti için seçti ki kullarını zorbaların kulluğundan ve onlara tapmaktan kurtarsın ve Allah’a ibadet ve kulluğa sevketsin ve şirk hakimiyetlerin söz ve anlaşmalarından kurtarıp ilahi anlaşmalara karşı yükümlü hale getirsin ve para ve güç ve hilekarlara itaat etmekten kurtarıp Allah’a itaat vadesine getirsin ve zorbaların velayetinden ve onlarla arkadaşlık etmekten kurtarıp ilahi velayetin altına alsın.
Bu stratejik politika, tüm peygamberlerin omuzlarına yüklenen büyük risaletti ve Kur'an'ı Kerim de bunu açıkça beyan ederek şöyle buyuruyor:
Kuşkusuz tüm ümmetlerin arasında birine peygamberlik risaletini verdik ki onlara Allah’a tapmalarını ve Allah’ın kulu olmalarını emretsin ve isyankar hakimiyetlerden uzak dursunlar.
Tarih boyunca bazı insanlar enbiyanın davetine karşılık vermiş ve hakka tapmayı kabul etmekle tağut ve şirk hakimiyetlerle savaşmış ve onlara boyun eğme zilletini kabul etmemiştir. Ama maalesef bazıları da yüzeysel bakışları ile geçici çıkarlarını düşünmüş ve peygamberlerin davetine sırt çevirmek ve ilahi ve insani yüce değerleri feda etmekle şeytani güçlerin önünde diz çökmüş ve zillet dolu bir yaşamı benimsemiştir. Kur'an'ı Kerim bu konuda da şöyle buyurmakta:
Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!
Evet, İslam dünyasının tek izzet ve azamet ve vahdet ve ihtişam sırrı Allah tealaya kulluk etme yolunda adım atmaktır. O Allah ki hakkın batıla karşı zafer kazanacağını vadetmiştir. Bizler ancak Allah tealaya kulluk ettiğimiz takdirde varlık alemini yaratan yüce Allah’ın kulluk atmosferine girebilir ve tüm nimetlerinden yararlanabiliriz.
Biz Müslümanlar her gün namazlarımızda İyyakanabudu deriz, yani ancak sana tapıyoruz ve ancak sana kulluk ediyoruz. Bu söz bizim her gün sözümüz ve şiarımızdır. Peki ama, acaba amel makamında durumumuz nasıldır? Kuşkusuz şeytani vesveselerin, servet, güç ve şehvetin tuzağından kurtulmak oldukça zor bir iştir ve ilahi destek ve yardımlardan faydalanmadan Allah’a has kulluk etmenin doğru yoluna adım atmak imkansızdır. Bu yüzdendir ki her gün namazlarımızda Ve İyyakanastain deriz, yani ancak senden medet ve yardım umuyoruz.