Temmuz 02, 2018 20:26 Europe/Istanbul

Hepimiz yaşamımızda sözü ve iddiaları şatafatlı olan insanlara veya programlara veya sistemlere rastlamışızdır.

Bunlar önemli hedefleri gündeme getirir. Herkes sabah uykudan uyanarak güncel faaliyetlerine başladığında görecede faydalı ve değerli bir hizmet uğruna çaba harcar. Birçok sosyal, kültürel, siyasi ve iktisadi ve eğitim kurumu toplumun geleceği için umut verici bir ufuk çizmeye çalışır, fakat önemli olan verilen sözlerin ve şiarların uygulama alanı ile örtüşmesidir.

 

Herkes biz halkın, barışın, güvenliğin hizmetindeyiz, mağdurları ve mazlumları savunuruz, beşeri toplumun bilim ve bilgi seviyesini ve refahını geliştirmeye çalışırız, der, ancak amel karnelerine bakıldığında verdikleri sözlerin hiç biri gerçekleşmediği anlaşılır. Şehit üstad Mutahhari’in tabiri ile: hiç bir çağda içinde bulunduğumuz çağ kadar insan hakları, demokrasi ve adaletten söz edilmemiş ve hiç bir çağda da içinde bulunduğumuz çağ kadar bu ilkeler ve ülküler ihlal edilmemiştir.

 

Kur'an'ı Kerim bir çok ayetinde iki yüzlülüğü ve nifakı şiddetle eleştirmiştir. Kur'an'ı Kerim özellikle iman iddiasında bulunanlara hitaben Saf suresinde şöyle buyurur: Ey iman edenler, neden söylediklerinize amel etmezsiniz? Bu ilahi katta büyük bir günahtır ki söylediklerinize amel etmiyorsunuz.

 

Söz ve amelde iki yüzlülük hangi düzeyde olursa olsun ve özellikle yetkililer ve üst düzey yöneticiler düzeyinde olursa, nifak ve çifte standart işaretidir ve toplumda yıkıcı izler geride bırakır. Bu durumun ilk olumsuz tesiri toplumun çeşitli kesimlerinde nifak kültürü yaratması ve sonuçta sadakat ve samimiyetin yok olmasıdır. Bu durumun bir başka yıkıcı tesiri ise güven duygusunu şiddetle tahrip etmesidir.

 

İki yüzlülüğün bir başk olumsuz tesiri toplumda umudu yok etmektir. Zira insanlar hiç bir kurum verdiği sözü tutmadığını ve verilen vaatlerin hiç biri gerçekleşmediğini görünce umutsuzluk vadisine sürüklenir.

İki yüzlülük ve nifakın bir başka olumsuz tesiri, insanların arasında birbirine ve yetkililere ve ülkenin liderlerine ve verdiği sözün aksine amel eden nizamlara kötümser bakmalarına ve sui zanna yol açmasıdır. Yüce Allah söz ve amelin birbirine uymamasını büyük günah olarak tanımlıyor ve bu olumsuz sıfatı taşıyan müminleri eleştiriyor.

 

Bir rivayette İmam Ali’nin -s- şöyle buyurduğu rivayet edilir: Herkeste üç özellik varsa o münafıktır, gerçi namaz okusa, oruç tutsa ve Müslüman olduğunu zannetse bile. Böyle biri konuştuğunda, yalan söyler, söz verdiğinde aksine amel eder ve başkaları ona güvendiğinde, ihanet eder.

 

Tüm bu anlatılan ayetlerden ve rivayetlerden anlaşıldığı üzere, nifak sadece kafirlere ve müşriklere özel bir durum değildir ve hatta iman ettiğini söyleyen ve Müslüman olduğunu iddia eden ve hatta namaz kılan ve oruç tutan biri de iki yüzlü ve münafık olabilir. Gerçekte bu tür insanların veya yetkililerin ve yöneticilerin tehlikesi, İslam ve Müslümanların karşısına çıkan ve savaşan düşmanlardan daha fazladır, zira düşmanın mahiyeti ve kimliği büyük ölçüde belli ve tanınmıştır ve komplolarını ve şom politikalarını öğrenebiliriz. Ancak mümin ve Müslüman olduğunu iddia edenleri tanımak ve mahiyetlerini keşfetmek asla kolay bir konu değildir.

 

İslam tarihi boyunca Müslümanlar camiası münafıklardan telafisi neredeyse imkansız olan büyük zararlar görmüştür, nitekim hali hazırda da İslam dünyasının en büyük sorunu kendilerini Müslüman sayan, fakat nifak ruhu taşıyan münafık yöneticiler ve liderlerdir. Bunlar kendi konumlarını korumak için küresel istikbar ve uluslararası siyonizmle dostluk kurarak mazlum Müslümanlara karşı hareket etmektedir.

 

Sonuçta münafıkları tanımak için İmam Ali’nin -s- de buyurduğu üzere şu özelliklere dikkat edebiliriz. Münafıklar, yalan söyler, sözünü tutmaz ve ihanet eder. Münafıklar hangi mevkide ve konumda olursa olsun münafıktır ve onlara karşı uyanık ve basiretli olmak gerekir.

Rabbimiz tüm münafıkların şerrini İslam dünyasının üzerinden bertaraf etsin inşaallah.