Ortadoğu gelişmeleri
Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.
33 günlük savaşın 12. Yıldönümü anma etkinlikleri,
Yemenli çocukların Suud rejimi tarafından katliam edilmesinin yankıları,
Halife rejimine yönelik insan hakları eleştirilerinin artması,
Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin önemli gelişmeleriydi.
Geçen hafta 14 Ağustos Salı günü, siyonist rejim İsrail’in 12 Temmuz 2006’da Lübnan milleti ve Hizbullah hareketine dayattığı ve 33 gün süren savaşın sona erdiği günün 12. Yıldönümüydü.
Korsan İsrail’in dayattığı bu savaş 33 gün sonra BM güvenlik konseyinin 14 Ağustos 2006’da onayladığı 1701 sayılı kararname ile sona erdi.
2006 yılında başlayan bu savaşın görece gerekçesi ise iki siyonist askerin Lübnan Hizbullah hareketi tarafından esir alınmasıydı. Ancak bu savaşın gerçek nedenleri İsrail’in gizli hayalleri ve hedeflerinde yatıyordu.
Korsan İsrail’in Lübnan’a dayattığı savaşın esas amacı Lübnan Hizbullah hareketini yok etmek veya en azından Lübnanlı şii müslümanları bu ülkenin güneyinden göç etmeye zorlamaktı. Aslında bu komplonun temelleri daha önce 2005 yılında Lübnan’ın eski başbakanlarından Refik Hariri suikasti ve bu yönde uluslararası bir mahkemenin kurulması ve suikastten Lübnan Hizbullah hareketi ve Suriye devletinin sorumlu tutulması ile birlikte atılmıştı.
33 günlük savaşın en önemli hadiselerinden biri, Lübnan direniş güçlerinin siyonistlere ait ünlü Saer fırkateynini Beyrut sahillerinin açıklarında hedef alması ve olayın görüntüleri TV kanallarında canlı yayımlanmasıydı.
Yine Bent Cebil ve Marun Er’ras savaşlarında da siyonist askerler ağır kayıplar vererek adeta şoka uğradı.
Siyonist askerler Vadi El Huceyr savaşını İsrail ordusu için büyük cehennem şeklinde yorumladı. Bu savaşta İsrail’in ünlü Merkava tankları bir bir avlanarak imha edildi. Merkava tankları 33 günlük savaştan önce İsrail askeri sanayinin en çok onur duyduğu bir ürünüydü. İsrail propaganda sistemi, bu tankları imha etmenin asla mümkün olmadığını belirtiyordu. Ancak Merkava tankları bir bir avlanarak imha edilince, İsrail’de yayımlanan Yediot Aharonot gazetesi “korku bu tanklara sızıyor” başlıklı bir rapor yayımlayarak, şimdi artık bu tankların mürettebatı savaş meydanında korkmaya başladıklarını ve daha büyük kaygıları şimdiye kadar eşini benzerini hiç görmedikleri direniş füzeleri olduğunu, bu füzeler Merkava tanklarını İsrailli askerlerin ölüm tabutuna çevirdiğini yazdı.
33 günlük savaşı irdeleyen ve savaş hakkındaki ilk raporunu savaştan hemen üç gün sonra, yani 17 Ağustos 2018’de yayımlayan Antony Kurdzman, İsrail’in Lübnan topraklarına saldırısında hiç bir hedefi gerçekleşmediğini belirtti. Amerika’nın dönem Başkanı oğul Bush da 2010 yılında yayımladığı ve anılarını anlattığı kitabında korsan İsrail’in bu savaşta uygulamaları çok kötü olduğunu ve bu rejimin itibarını yok ettiğini itiraf etti.
Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah da geçen hafta 33 günlük savaşın sona erdiği günün 12. Yıldönümü dolaysıyla yaptığı konuşmada bu noktaya işaret ederek, bu savaşın esas amacı direnişi ister askeri açıdan olsun ister silahlarını bıraktırmakla olsun, ezmeten ibaret olduğunu, fakat bu savaşta ilk kez İsrail ordusunda savunma planları masanın üstüne geldiğini vurguladı.
33 günlük savaşın belki de en önemli sonuçlarından biri Lübnan Hizbullah hareketi adında Ortadoğu bölgesinde güç dengelerinde yeni bir aktörün ortaya çıkmasıydı. Bu yeni aktör bölgesel güç dengelerinde etkili olmaya başlayan fakat devlet olmayan bir aktördü.
2006 savaşından beş yıl sonra Lübnan Hizbullah hareketi Suriye’de teröre karşı başlatılan mücadelede de direniş hareketi yok olmadığı gibi daha da güçlendiğini gösterdi. Hizbullah lideri Nasrullah bu yüzden Suriye savaşını 33 günlük savaşın uzantısı niteleyerek şöyle dedi: Eğer Lübnan 33 günlük savaşta yenilseydi, Suriye nizamını devirmek sonraki hedef olacaktı.
Siyonist rejimi Suriye savaşında düşmanın tam ortağı niteleyen Nasrullah, siyonistlerin Suriye’nin güneyinde silahlı teröristlere her türlü lojistik ve askeri desteği sağladıklarını ifade etti.
Geçen hafta Suud rejimi ve başını çektiği ittifaka bağlı savaş uçaklarının Yemenli öğrencileri katliam etmesine yönelik tepkiler artan bir şekilde devam etti. BM’nin Yemen’de insani işlerden sorumlu yetkilisi Lise Grandi 9 Ağustos günü Suud rejimi ve müttefiklerine bağlı savaş uçaklarının bir öğrenci otobüsünü hedef almasında yaralanan öğrencileri ziyareti sırasında göz yaşlarını tutamadı.
Suud rejimi ve müttefiklerine bağlı savaş uçaklarının Saade eyaletinin Zahyan kentinde bir öğrenci otobüsüne düzenledikleri hain saldırıda en az 120 kişi hayatını kaybetti veya yaralandı. Ölenlerin büyük bir bölümü 15 yaşın altındaki çocuklardı. Bu saldırı şimdiye kadar geniş tepkilere yol açtı. BM’nin Yemen’de insani işlerden sorumlu temsilcisi bayan Lise Grandi Yemenli çocukların katliamını trajik bir cinayet niteleyerk bu cinayetin asla, asla ve asla haklı gösterilemeyeceğini belirtti. Bayan Grandi, bu çocuklar Suud rejiminin hava saldırısının kurbanı olduklarını ve bu da savaş ve hava akınlarının yarattığı insani korkunç facia olduğunu ve bütün dünya bu cinayeti kınadıklarını vurguladı.
Uzmanlar Suud rejimi ve müttefiklerinin 9 Ağustos günü işledikleri cinayet gibi cinayetlerini savaş suç olduğunu ve Arabistan bu cinayetleri Amerika’nın destekleri sayesinde hiç çekinmeden işlediğini belirtiyor.
Bu doğrultuda insan hakları gözetleme örgütü uzmanların Christian Bakerley geçen Cuma günü yaptığı açıklamada bu örgüt şimdiye kadar çoğu savaş suçu mısdakı olan Suud rejiminin Yemen’de işlediği 90 kadar illegal saldırıyı belgelendirdiklerini, bu saldırılardan 24 kadarı Amerikan yapımı bombalarla gerçekleştiğini belirtti.
Öte yandan BM sözcüsü Elsandro Felluci geçen hafta yaptığı açıklamada BM Yemen özel temsilcisi Martin Grifits’in Yemen’in istifa eden Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’ye ve Ensarullah hareketinin liderine ayrı ayrı yazdığı mektuplarda gelecek 6 Eylül’de Cenevre’de düzenlenecek müzakerelere katılmalarını istediğini belirtti.
Gerçi Yemenli tarafların müzakere etmesi öz itibarı ile olumlu bir harekettir, ancak Suud rejimi ve müttefikleri Yemen topraklarına saldırılarını sürdürdükleril müddetçe müzakerelerin sonuca ulaşmayacağı da kesindir. Yemenli tarafların arasındaki müzakereler Ağustos 2016’da askıya alınmıştı.
Geçen hafta Bahreyn’de Halife rejiminin insan hakları ihlallerine yönelik eleştiriler devam etti. Gerçi Halife rejimi şimdiye kadar olduğu gibi geçen hafta da bu eleştirileri umursamadı.
Geçen hafta BM komisyonlarından biri Halife rejiminin zindanlarında siyasi tutukluların haklarının çiğnenmesini eleştirerek Maname’de insan hakları aktivisti Nebil Recep’in serbest bırakılmasını istedi, ancak Halife rejimi bu talebi reddetti.
BM insan hakları uzmanları, Bahreynli aktivist Nebil Recep’in tutuklanması illegal olduğunu ve ifade özgürlüğünü aykırı sayıldığını belirtiyor. Ancak Halife rejimi BM uzmanlarının Nebil Recep’in tutuklanması zalimane olduğu yönündeki açıklamalarını reddederek Recep’in suçları siyasi görüşleri ile ilgisi olmadığını iddia etti.
Nebil Recep yaklaşık üç yıl önce Halife rejiminin güvenlik güçlerince elinde tutuklanarak hapse atıldı. Nebil Recep TV programlarında Bahreyn’in imajını zedelemekle suçlandı. Bu tutuklama ve bu suçlama başlı başına Halife rejiminin insan haklarının en büyük ihlalcilerinden biri olduğu yönündeki kaygıları arttırmaya başladı.
Ancak Halife rejiminin onca insan hakları ihlalleri ve baskıları Bahreyn halkını haklı taleplerini talep etmekten vaz geçirmeye yetmedi. Bahreyn halkı tüm bu baskılara rağmen ülkelerinin siyasi nizamını değiştirmekte kararlılığını sürdürüyor. Bu bağlamda Bahreyn Vefak cemiyeti geçen hafta yaptığı açıklamada, Bahreyn milleti 2011 yılından bu yana şimdiye dek en az 50 bin kez protesto eylemi düzenleyerek ülkelerinde demokratik bir nizamın hakim olmasını istediklerini belirtti. Açıklamada, bu sayıda protesto eylemi, Halife rejimi her türlü protesto eylemini yasakladığı ve güvenlik güçleri bu tür eylemlere en sert biçimde müdahale ettiği halde düzenlendiği kaydedildi.