Ortadoğu gelişmeleri
Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.
Filistinlilerin İsrail’in savaş suçlarının araştırılmasını talep etmeleri,
Suriye’de İdlib mutabakatının ardından yaşanan gelişmeler,
Irak’ta yeni parlamentoda başkanlık divanı kurulması,
Geçen hafta orta Asya ve Kuzey Kafkasya bölgelerinin bazı önemli gelişmeleriydi.
Bültenimizi Filistin’de, Filistinli grupların korsan rejim İsrail’in savaş suçlarının ele alınması üzerine vurgu yapmalarıyla açıyoruz.
Geçen hafta Filistin Dışişleri Bakanlığı Geri dönüş yürüyüşü sırasında mazlum Filistinli çocukların ve gençlerin şehit edilmesi devam ettiğini belirterek, Filistinli çocukların ve gençlerin şehadet anlarını yansıtan görüntüler, siyonist askerlerin uygulamaları savaş suçu olduğunu ortaya koyduğunu açıkladı. Açıklamada, uluslararası camia bu tür cinayetleri kınamakta gecikmemesi ve İsrail’in cinayetleri ile mücadele için kesin tavır koyması gerektiği kaydedildi. Filistin İslamî direniş hareketi Hamas isa korsan İsrail ordusunun üst düzey komutanlarının uluslararası ceza mahkemesinde savaş suçundan yargılanmalarını istedi.
Filistin’de Geri dönüş yürüyüşleri 30 Mart 2018’de başladı. Yürüyüşün amacı Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönüş hakkına vurgu yapmak ve Gazze şeridine dayatılan haksız kuşatmayı kaltırmaktır. Bu eylem Gazze şeridinin işgal altındaki Filistin sınırlarında ve binlerce Filistinli vatandaşın katılımı ile başladı ve halen de devam ediyor.
Şimdiye kadar Geri dönüş yürüyüşleri sırasında 180 Filistinli siyonist askerlerin açtığı doğrudan ateşi sonucu şehit düştü. Şehitlerin arasında 28 çocuk ve ergen de bulunuyor. Bu yürüyüşlerin sırasında ayrıca 19 bin Filistinli yaralandı. Bazı yaralıların durumu vahim olduğu belirtiliyor.
Filistin’de korsan İsrail elebaşılarının yargılanma talebi ile ilgili yeni dalga, geçen 16 Eylül Pazar günü Lübnan’da 1982 yılında yaşanan Sabra ve Şatila kamplarında Filistinli mültecilerin katliam edilişinin 36. yıldönümü olduğu bir sırada yükselmeye başladı. 16 Eylül 1982 tarihinde siyonist rejim ordusu Lübnan’ın başkenti Beyrut’u işgal ettiği sıralarda yirminci yüzyılın en acımasız ve en kanlı katliamını Filistinli mültecilerin Sabra ve Şatila kamplarında işledi. Kasap Şaron lakaplı korsan İsrail’in eski başbakanlarından Arial Şaron’un komutasında işlenen bu cinayette Sabra ve Şatila kamplarında üç bini aşkın Filistinli acımasızca şehit edildi.
Ancak uluslararası camianın bu cinayeti işleyen siyonist rejim ve Lübnan’daki işbirlikçilerinin yargılanıp cezalandırılmasına yönelik taleplerine rağmen şimdiye kadar dünyada insan haklarını savunduklarını iddia eden uluslararası kurum ve kuruluşlar ve Batılı devletler bu yönde hiç bir adım atmadı. Bu yüzden uluslararası camia da hiç bir zaman bu rejimin işlediği cinayetleri yüzünden yargının karşısına çıkarılmasına şahit olamadı, nitekim bu sebepten dolayı eli kanlı rejimin elebaşıları gönül rahatlığı içinde mazlum Filistin milletine yönelik cinayetlerini sürdürüyor. Bu durum ise Filistin milleti ve kamuoyunun itirazlarına yol açıyor. Uluslararası kamuoyu korsan İsrail’in bir an önce yargılanmasını ve hakettiği cezayı bulmasını istiyor.
Kuşkusuz Sabra ve Şatila cinayeti siyonist rejim İsrail’in mazlum Filistin milletine yönelik ne ilk cinayetiydi, ne de sonuncusu olacaktır. Nitekim bu cinayetten önce Deyr Yasin cinayeti ve daha sonrasında da Cenin, Gazze ve diğer bir çok cinayet işlendi. Bu cinayetlerin her biri savaş suçu mısdakıdır. Savaş suç uluslararası konvansiyonlarda ve uluslararası mahkemelerin belgelerinde açıkça tanımlanan bir suçtur. Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinde savaş suçu mısdakı açıkça belirtilmiştir. Buna göre sivillere yönelik kasıtlı katliam, büyük acı dayatmak, ağır fiziksel zarar vermek, kasıtlı saldırmak, yerleşim merkezlerini ve askeri hedef sayılmayan hedefleri bombardıman etmek ve zehirli gazları içeren silahları kullanmak, savaş suçunun bazı mısdaklarıdır.
Geçen haftalarda Suriye yönetiminin bu ülkeyi tekfirci teröristlerden temizlemeye yönelik kesin tavrı, Şam yönetiminin Suriye topraklarından bir tek karışını bile teröristlere bırakmayacağını ve İdlib’i kurtarmanın da aynı stratejik hedefin çerçevesinde yer aldığını ve dünyada hiç bir güç Suriye devletini ve ordusunu bu bölgeyi teröristlerden temizleme azminden ve kararlılığından vaz geçiremeyeceğini gösterdi.
Bu şartlarda ve Suriye ordusunun askeri sahalarda elde ettiği zaferlerin ardından Suriye yönetiminin müttefikleri de hareket geçti ve Şam yönetiminin hedefleri diplomatik yollardan gerçekleşmesi ve böylece muhtemel İdlib operasyonunda sivillere gelecek zararların önlenmesi ve Batılı devletlerin bu yöndeki propagandaları etkisiz hale getirilmesi için düğmeye bastı.
Bu doğrultuda geçen hafta Sochi kentinde İdlib mutabakatı sağlandı. Aslında Sochi’de sağlanan İdlib mutabakatı, Tahran’da düzenlenen İran, Rusya ve Türkiye liderlerinin üçlü zirvesinde sergilenen diplomatik çabaların sonucuydu. Rusya lideri Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Pazartesi günü Sochi’de bir araya gelerek İdlib’de sivillerin korunması için askeri operasyon düzenlenmemesi, eyalette siviller için bir bölge kurulması ve böylece bu bölgeyi sivillere zarar vermeden teröristlerden temizlenmesi için bir mutabakata vardılar.
Gerçekte İdlib’de teröristlerin varlığına son verilmesi, Suriye yönetiminin bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak için istediği tek şeydir ve bu hedefe sivillere en az zarar vererek gerçekleştirmek Astana sürecini başlatan üç garantör ülkenin önemli isteğidir ve bu yolu izlemek de diplomasinin sorunların çözümünde etkili olduğunu gösterecektir.
Bu çerçevede İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi de Rusya ve Türkiye liderlerinin Sochi’de vardıkları İdlib mutabakatı hakkında yaptığı açıklamada bu mutabakatı olumlu karşıladıklarını, bu mutabakat Suriye’de teröristlerin kalıntılarını yok etme yolunda önemli bir adım sayıldığını belirtti.
Bültenimizin son bölümünde Irak’a kısaca bir göz atıyoruz. Geçen haftanın başında Muhammed Halbusi, Irak’ın yeni parlamentosunun Başkanı seçildi.
Fetih listesinin desteklediği ve Anbar eyaletinin eski valisi Halbusi, oylamaya katılan 298 milletvekilinden 169 milletvekilinin olumlu oyunu alarak dördüncü dönem parlamento Başkanı seçildi. Halbusi parlamento Başkanı seçildikten sonra yaptığı ilk açıklamasında milletin lehine ve terörle mücadele doğrultusunda yeni yasaları çıkarma sözü verdi.
Irak’ta geçen Mayıs ayında düzenlenen parlamento seçimlerinden sonra bu ülke siyaset arenasına hakim olan ve aylar süren belirsizliğin ardından sonunda yeni parlamentonun başkanının seçilmesi, Irak’ta IŞİD sonrası dönemde siyasi düzene çeki düzen verme yönünde önemli bir adım atılmış oldu. Irak’ta atılan bu adım, bu ülkenin siyasi boşluktan uzaklaşmaya başladığının işaretiydi.
Bu arada Irak’ta yaşanan önemli bir gelişme de, bu ülkenin taklit merciinin tüm siyasi parti ve gruplara gönderdiği mektupta eskiden Irak’ta siyasi bir mevkide bulunan şahsiyetlerden hiç biri başbakanlık koltuğuna oturma salahiyeti olmadığını belirtmesi oldu. Böylece bu açıklama, siyasi partilerin ve grupların yoluna ışık tuttu ve ülkenin siyasi ortamında yaşanan çıkmazın kör düğümü çözümlendi.
Irak’ta şiaların yüksek taklit mercii temsilcisi, Kerbela Cuma namazı hutbelerinde taklit merciinin tavsiyelerine yeniden vurg yaparak, bazı siyasi şahsiyetlerin taklit merciinin nasihatlerine bağlı kalmadıkları konusunda uyarıda bulundu.
Irak’ta şiaların yüksek taklit merciine yakın kaynakların belirttiğine göre, Ayetullah Sistani, çeşitli tarafların kendisi ile doğrudan veya dolaylı bir şekilde kurdukları temaslarda, geçmiş yıllarda iktidarın başında bulunan siyasi şahsiyetlerin hiç birinin Başbakan olmasını onaylamadığını ve burada o şahsiyetin bağımsız veya bir partiye mensup olması hiç bir şeyi değiştirmediğini belirtmiştir.
Gerçekte Ayetullah Sistani’nin bu muhalefetinin sebebi, Irak halkının bu şahsiyetlere ülkenin durumunu iyileştirmeleri ve fesatla mücadele edebilmeleri yönünde güvenmemeleridir. Bu yüzden Ayetullah Sistani Kerbela’da 27 Temmuz hutbesinde zikredildiği üzere şayeste, dürüst, cesur, kesin tavırlı bir şahsiyetin Başbakan seçilmesini istiyor. Nitekim Irak’ta yeni siyasi atmosfer daha genç kuşağa fırsat tanıdı ve Irak’ın siyaset arenasında gelişmelerine imkan sağladı.
Irak’ta yeni parlamento Başkanı Halbusi bundan önce de anbar eyaletinde başarılı bir vali ve siyaset arenasında ılımlı bir politikacı olarak biliniyordu. Şimdi ise Irak’ta parlamento seçimlerinden sonra iç ve dış çevrelerin beklediği üzere parlamentoya genç bir imajın seçilmesi ile birlikte 37 yaşındaki genç Başkan İran İslam Cumhuriyeti’ne gönderdiği olumlu mesajları ile çalışmalarına başladı.
Irak etüt merkezi Halbusi’nin parlamento Başkanı seçilmesinden sonra Irak’ta etnikçilik aşaması sona erdiğini ve bu ülke gerçekçilik aşamasına geçtiğini ve bu gerçekçiliğin en bariz mısdaki iki rakip kanat olan Fetih listesi ile sünni Araplar ve diğer şii akımların yakınlaşması olduğunu belirtiyor. Söz konusu merkez ayrıca Halbusi’nin parlamento Başkanı seçilmesini İran İslam Cumhuriyeti için bir zafer ve Amerika için hezimet şeklinde değerlendiriyor ve Amerika cephesi Irak’ta zafer kazanması asla mümkün olduğunu belirtiyor. Irak etüt merkezi bunun sebebini Amerika cephesini oluşturan beyaz saray, Riyad, Tel aviv şer üçgeninin garez-kar ve sinsi hareketleri ve Irak’ta yeni hükümetin kurulmasını Suriye ve Lübnan ve siyonist rejim meseleleri ile iliştirmeye ve Irak’da direnişi yok etme ve Amerika’nın askeri varlığını takviye etmeye çalışmalarına bağlıyor.