İyi Yaşamak Sanatı-4
Bugünkü bölümde danışmak ve öğüt alma konusu üzerinde duracağız.
Çaba gösterme, azim, Allah’a tevekkül etme, intizamlı olma, plan yapma, zekadan yararlanma ve ayrıca ruhsal ve fiziksel sağlığa sahip olma, bir insanın gelişmesinde ve başarılı olmasında büyük önem arz etmektedir. Ancak danışma ve diğerlerinin birikimleri ve tecrübelerinden yararlanmanın hayattaki önemi de göz ardı edilmemesi gereken bir meseledir.
Daha iyi bir yaşam sürecini başlatmak için çaba gösterip yaşam tarzı ve kendinizi değiştirmeniz kaçınılmazdır. Geçen bölümlerde düşünce sahibi, akıllı insanlar, ibret alanlar, öğüt dinleyenler ve danışmaya meyilli olanların işlerinde daha fazla başarılı olup hatalarının daha az olduğuna değindik. Bu tip insanlar yaşamlarını daha da iyileştirmek için başkalarının fikirleri ve birikimlerinden de yararlanırlar.
Başkalarına danışmak konusunda bir çok önemli noktaya değinmek mümkün. Danışmanın insan için birçok bereketi ve etkisi vardır.
Hz. Ali as bu başkalarına danışmak konusu ile ilgili şöyle buyurmuşlardır:”Akıllılar ve düşüce sahiplerine danışan biri, akılların nuru ile aydınlanır. “
Çaba gösterme, azim, Allah’a tevekkül etme, intizamlı olma, plan yapma, zekadan yararlanma ve ayrıca ruhsal ve fiziksel sağlığa sahip olma, bir insanın gelişmesinde ve başarılı olmasında büyük önem arz etmektedir.
Danışmak, “iki veya birkaç kişinin çözüm yolu bulmak veya bir konu ile ilgili karar almak için görüş teatisinde bulunması “ demektir. Danışmak “ aramak ve görüşleri ve bakışları almak” demektir.
Rivayetlerde ise diğerlerine danışmanın, ilahi tevfik ve başarıyı insana nasip edeceği bildirilmiştir. Bu husus, insanın daha da başarılı ve akıllı bir şekilde davranmasına neden olur. Allah Resulü saa ise bu konuda şöyle buyurmaktadır:” Bir girişimde bulunmak isteyen kimse, dindar birine danışması halinde Allahu Teala onun en iyi ve en başarılı olmasına yardımcı olur. “
Danışmak ve istişarede bulunmak, insanın farklı görüşler ve düşünceler sayesinde, kendi ve başkalarının yetenekleri ve kapasitelerini keşf etmesine ve bu sayede sorunlarının üstesinden gelmesine yol açar.
İstişare ilkesi, Allah’ın insanlara hibe ettiği büyük bir nimettir. Bu ilke insanlar arasındaki vahdetin artmasına neden olur. Kuran-ı Kerimde bulunan üç ayet, istişare, şura ve danışmaya vurgu yapmaktadır. Allahu Teala Şura suresinin 38’inci ayeti şerifesinde şöyle buyurmaktadır:” Ve onlar, Rab’lerine icabet ederler ve namazı kılarlar. Ve onlar, işlerini aralarında toplanıp istişare ederler. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.”
Bu ayetten yola çıkarak müminlerin yapmak istediği her işte başkalarına danıştığı kimseler olduğunu söylemek mümkün. Müminler en iyi seçeneğe ulaşmak için dikkatli davranıp bu konuda akıl sahiplerine danışma yoluna baş vururlar.
Kuran-ı Kerim, şura ve istişareyi, insanların davranışının temeli olarak nitelendirir. Böylece başına buyrukluk yolunun önü de kesilerek Müslümanlar arasında görüş birliği ve anlaşma temelleri daha da güçlü köklere sahip olur.
Büyük İslam Peygamberimiz Hz. Muhammed saa bu konu ile ilgili Hz. Ali as’a şöyle buyurmuşlardır:”Ey Ali! Hiçbir hami, işlerinde başkalarına danışmaktan daha güvenli değildir.”
Hayat akan bir nehir gibi sürekli harekettedir. Fırsatlar ise doludizgin gitmektedir. Hayatınızda sadece kendi düşünceniz ve bilgilerinize dayanıp başkalarına ihtiyaç duymadığınızı hissediyorsanız aslında çok tehlikeli bir şekilde uçurum kenarında duruyorsunuz demektir . Bu mesele özellikle de gençlerde geniş çaplı bir şekilde gözlemlenmektedir. Gençlik dönemindeki kibir, gençleri yanlış yollara yöneltip yaşamlarında büyük hatalar yapmalarına yol açarak bir insanın bütün hayatını olumsuz yönde etkiler. Perdeyi aralayıp güneş ışığından dolaysız bir şekilde faydalanmak varken, neden az ışıklı bir lamba ile yetinelim? Başkalarının görüşlerini almak ve onlara danışmak, her işte tüm boyutların ele alınması demektir. Danışmak demek, düşüncelerin işbirliği ve sinerjisi demektir.
Bu mesele, terbiye yeri, muhabbet ve rahmetin beşiği olan aile ortamında daha da güzel bir ortam meydana getirir. Anne ve baba, konuşmak ve diyalogdan yana olmaları, ortak hayatlarında danışmaya da önemli bir yer ayırdıkları anlamına gelir. Böylece ebeveynler hayatlarında iyi kararlar alıp aileleri için de iyi koşullar hazırlamaya muvaffak olacaktır.
Danışma ve söz dinleme alışkanlığı,aile fertlerinin anlaşmasına ve işbirliğine yol açacak nedenlerdendir. Bu mesele, ailedeki bağları daha da güçlendirmesinin yanı sıra samimi bir ortama zemin oluşturarak aile fertlerini hayatın sorunları ve zorlukları karşısında bir kalkan yapar.
İnsanoğlunun hayatı boyunca da en sağlam ve en iyi aile ortamları, anne, baba ve çocukların işbirliği ve hemfikirliği ile yürümesi ile sağlanmıştır. Böyle bir hayatın örneğini ise İmam Ali as ve Hz. Zehra sa’nın hayatıdır.
Emirelmüminin Ali as ortak hayatının başlangıcında Hz. Muhammed saa’nın “ Eşini nasıl buldun?” sorusuna cevaben Hz. Zehra’yı sa, verdiği yardımı ile Allah’ın itattini yerine getirmek için en iyi eş olarak nitelemiştir.Ayrıca Emirelmümin Ali as Hz. Zehra sa ile ortak hayatında ona karşı derin bir sevgi besleyerek kendisine danışmadan hiçbir işe girişmezdi. İmam Ali as mübarek eşinin fikirlerinden yararlanıp ona muhakkak danışırdı. Hatta kimi zamanlar Hz. Ali as diğerlerinin yanında sözünü ispat etmek için eşi Hz. Zehra sa’nın sözlerine delil ve tanık olarak baş vururdu
İstişarede bulunmak, aile bireylerine ve özellikle de çocuklara kişilik hakkı vermek demektir. Aile ortamında anne ve baba çocuklarının görüşlerini alıp bu görüşlere saygı duyarlarsa, çocukları da kişilik sahibi olduklarını hissederler. Ebeveynlerin bu davranışı çocuklarının hayatı boyuca faaliyetlerindeki zindeliğini ve enerjisini korumasına neden olur. Böylece çocukların aile ortamındaki katılımı da artar. Çocukların görüşlerine saygı duymak ailenin psikolojik dengesinin ve fikir ve ruh sağlının sağlanmasına da yardımcı olur.
İmam Ali as istişare ile ilgili değerli sözlerinde, dikkate alınması gereken ilgi çekici bir noktaya değinerek şöyle buyurmuşlardır:” Bir işte danışmaya ihtiyacın varsa ilk olarak gençlere danış, Çünkü onlar daha zeki ve tahmin yürütmekte daha hızlıdırlar. Daha sonra yaşlılara ve büyüklere danış. Böylece onlar işin akıbetini tahmin etmekte sana yardımcı olup senin en iyi seçeneği seçmene kılavuzluk ederler. Çünkü onların tecrübesi daha fazladır.”
İmam Ali as başka değerli bir sözünde danışmak için baş vurulmaya layık olmayan üç grup insanı bizlere tanıtmaya çalışır. Hz. Ali as bu konuda şöyle buyurmuşlardır:”Cimri birine danışmaktan sakın. Çünkü o seni iyi iş yapmaktan ve fakirleşeceğinden sakındırır. Korkak insana da danışma çünkü her işte senin moralini bozacaktır. Tamahkar ile de danışma. O, seni zalimce işlere yöneltecektir. Gerçekten de cimrilik, cesaretsizlik ve tamah, kökü Allah Teala’ya güvenmemekte olan kötü insani özelliklerdir.”
Tarihi rivayetler ve yazılara göre, bir gün Cebrail as Süleyman as’ın yanına giderek ona ab-ı hayat verip şöyle söyledi:” Yüce yaratıcı, bu kadehi içtiğin takdirde kıyamete kadar yaşayacağını belirledi. Seçim senin. “ Süleyman as bu konuyu cin, ins ve hayvanlara danıştı. Onların hepsi peygambere “ iç de ölümsüz bir hayat yaşa” dediler.
Süleymen başka danışacak hayvan türü kalıp kalmadığını düşündü. Birden kirpiye bu konuyu danışmadığını hatırladı. Kirpiyi Süleyman as’ın nezdine getirdiler. Hz. Süleymen ona şöyle sordu:”Bana ab-ı hayat dolu bir kadeh verip bana seçim hakkı tanımışlar. Herkes içmemi istiyor. Sen ne düşünüyorsun?”
Kirpi şöyle dedi:” Bu kadehi tek başına mı yoksa çocuklar ve arkadaşlarınla mı içeceksin?”
Süleyman şöyle dedi:” Sadece ben içeceğim.”
Kirpi “ o zaman doğrusu bu teklifi reddedip içmemen olacak “ dedi.
Süleyman” neden “ diye sorunca kirpi şöyle bir cevap verdi:”Çünkü hayatın uzayınca eşin, çocukların ve bütün dostlar ve akrabalar hayatlarını kaybedecek ve böylece sana büyük bir keder ve gam musallat olacaktır. Dostlar ve yarenler olmayınca hayatın ne işe yarar ki?”
Süleyman as kirpinin bu değerlendirmesini beğendi ve böylece ab-ı hayat dolu kadehi reddetmeye karar verdi.
Evet değerli dinleyiciler, insanoğlu keder ve üzüntü olmayan, kalıcı ve iyi bir hayatın arayışında olması lazım. Böyle bir hayat ise kalıcı ilahi cennette bulunabilir. Buna ise iman ve salih amel sayesinde kavuşmak mümkündür. Bu büyük mükafat, dünyada daha iyi yaşamak sanatını öğrenmiş olanlar içindir. Bu insanlar, hem dünyada hem de ahirette en güzel ve en iyi şekilde yaşarlar.