Eylül 08, 2021 14:28 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Doğalgazdaki artışlar nedeniyle elektrikte yüzde 20 zam gündemde

Milli gazete:

Akşener tek başına iktidar olmanın formülünü açıkladı!

Yeniasya:

Okulların açılması doğru, ama tedbirler eksik

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Erdal Sağlam 7 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " OVP enflasyonla mücadelede başarısızlığın itirafı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Önümüzdeki üç yılı kapsayan orta vadeli program (OVP) açıklandı. Program hedeflerini, “Hükümetin enflasyonla mücadelede başarısızlığının itirafı” bir metin olarak görmek de mümkün. Yerine getirilemese bile hedef olarak uzun yıllardır konulan yüzde 5’lik enflasyon rakamının, 2024 yılı için bile mümkün olamayacağını kabul ettiler. Buna rağmen, OVP’ye konulan yüksek enflasyon rakamları bile en iyimser hedeflerden biri olarak görülüyor."diyen yazar, yazısının devamına şu ifadelere yer veriyor:

...***

OVP hedeflerine kaba olarak bakıldığında enflasyon ve büyümenin yüksek seyrettiği, iç ve dış talebin canlı seyrini koruyacağı varsayımının baz alındığını, buna bağlı olarak cari açık ve kurlardaki değer kaybının ise düşük tahmin edildiğini söyleyebiliriz.

İktisatçıların analizlerine baktığımızda makro dengelerin tutarlılığı açısından önemli bir sorun bulunmadığı ama beklentilerin ve buna bağlı yapılan tahminlerin iyimser olduğu yönünde yorumlarına rastladım. Bunun, programın inanılırlığını olumsuz etkilediği de doğal olarak belirtiliyor. Hükümetin daha önce yaptığı orta vadeli program hedeflerinden ne kadar uzak kaldığı, yani hedefleri gerçekleştiremediği göz önüne alındığında, bu inanılırlık sorunu daha da büyüyor.

Enflasyon açısından bakıldığında, yüzde 5’lik enflasyon tahmininin gerçekleşme ihtimalinin beş yıl sonrası için bile mümkün görülmediğini söyleyelim. OVP, 2024 yılında bile ancak yüzde 7.6’lık bir enflasyon hedefine yer verdi. Merkez Bankası’nın yeni revize ettiği yılsonu hedefini tekrar revize eden OVP; bu yılsonunda yüzde 16.2’lik bir enflasyona inileceğini, 2022 sonunda 10’un hemen altında yüzde 9.8’e düşüleceğini öngörüyor. Enflasyon tahminlerini bu haliyle bile çok iyimser bulan analistler, yılsonunda en iyi ihtimalde bile enflasyonun yüzde 18’in üzerinde kalacağını belirtirlerken enflasyondaki durumun ne kadar içler acısı olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Bu arada OVP’de bu yılki büyüme rakamının yüzde 9 olarak tahmin edildiği görülüyor. Bunun üzerine gelecek yıl ise yüzde 5, ondan sonraki iki yılda da yüzde 5.5’lik büyümeler hedefleniyor. Bu rakamlar bize yılın son çeyreğinde de büyümeye önemli bir fren gelmeyeceğini gösterirken bu durumda enflasyon hedefine ulaşılmasının ne kadar zorlaşacağı da kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Başka bir sorun, Türkiye’nin bu yılki yüzde 9, hatta bazı yorumculara göre yüzde 10’a ulaşacak büyüme oranının üzerine 2022 yılında yüzde 5 daha nasıl büyüyeceği konusu. Hem de bunu OVP’de öngörülen biçimde, cari açığını artırmadan, dolayısıyla düşük kur artışı tahminleriyle birlikte yapıp yapamayacağı. 

Hedefler üzerinden bankacıların yaptığı hesaplara göre OVP’de ortalama dolar kuru için 2021 öngörüsü 8.3 TL, 2022 için 9.3 TL, 2023 için 9.8 TL ve 2024 için 10.3 TL oldu. Bu hedeflere göre dolar kurunun iki haneye, yani 10 TL’nin üzerine çıkması, ancak 2023 sonlarında gerçekleşecek.

...***

Mehmet Ali Verçin 7 Eylül tarihli Karar gazetesinde, " Türkiye ekonomisi ne zaman tökezler?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bir firma ne zaman batar? Ekonomide olan biteni anlamak için herkesin, başkalarından daha fazla yoğunlaştığı göstergeler vardır. Türkiye’de iktisatçı olmayanların çoğu döviz kuruna bakar; ardından, faiz oranlarına ve krediye ulaşma şartlarının zorluğuna. Ücretliler için bu olgu alınan zam oranı ve maaşın zamanında yatıp yatmaması olabilir. Küçük bir esnafın mesela bir bakkalın battığı nasıl anlaşılır?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İtibarını kaybedip hızlı satılan malları tedarik edemediği, gelirlerinin giderlerine yetmediği ve bazı taahhütlerini yerine getiremediği gün, o bakkalın batma süreci başlar ve birileri alacaklarını tahsil etmek için icraya başvurduğunda, artık, fiilen, iflas süreçleri başlar.

Peki, bir ülke ne zaman batar?

Bir ülkenin batışı elbette bir firmanın batışına benzemez. Zaten 2008 yılında 638 milyar $’la batan Lehman Brother ölçeğinde bir firmanın veya bir ülkenin batmasına izin verilmedi.

“Bir ülkenin ekonomik düzeni ne zaman sürdürülemez bir hal alır” sorusu, galiba, daha isabetlidir.

Peki, Türkiye’nin hangi riskleri, ekonomiyi, sürdürülemez bir noktaya taşır.

Türkiye’nin en büyük riski, kesintisiz ve hacimli dış ticaret açıklarıdır.

Bu dış ticaret açıkları borç yönetimini çok zorlaştırıyor, ilaveten, doğrudan ya da dolaylı etkileşimlerle enflasyonu ve işsizliği de arttırıyor; yatırımları köstekliyor.

Dış ticaret açıklarının azaltılmasıyla ilgili çözüm önerilerinin makul olanları, etkisiz, gerisi de tutarsızdır veya zararlıdır.

“Öğrenilmiş çaresizlik” niteliğindeki bu hakikate dileyen “makûs talih” de diyebilir.

Hak yemeyelim, TCMB’nin ihracatçılara verilmesi kaydıyla Eximbank’a verdiği kredileri 19 milyar $’dan 30 milyar $’a çıkarması, çok yerinde ve değerli bir karardır.

Biraz dolambaçlı olsa da Orta Vadeli Programa (OVP) geldik. Dün açıklanan bu programa göre 2020 2024 yılları arasında Türkiye, %80’i ithal ürünler için olmak üzere, tam, 255 milyar $ dış ticaret açığı verecekmiş.

OVP’nin iki yüzü var; biri hükümetin vaatleri, diğeri de ilgili bütün kamu kurum ve kuruluşlarına açık talimat.

Türkiye, akranları arasında, dünyada, dış borçları en yüksek olan ülke olmasına rağmen OVP’de içkin kamu talimatı, dış borçları artacaktır.

Daha fazla dış borç temin edilemeyeceği veya alacaklıların, alacaklarını döndürmeye razı olmayabileceği günler, yani Türkiye ekonomisinin “tökezleyebileceği” günler hiç kimseye sürpriz olmaz, artık.

...***

Faruk Çakır, 7 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, " Eğitimden tasarruf olmaz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Virüs salgını sebebiyle okullardan uzak kalan öğrenciler, yeni eğitim yılının başlaması sebebiyle okulları şenlendirdi. Ders zili çaldı, ama esasında bu zil ‘dert’leri haber veriyor. Üzücü, ama herkesin bildiği üzere milyonlarca öğrencinin okula gittiği ülkemiz, eğitimde arzu edilen seviyede değil. Bazıları bu tesbite itiraz edebilir, ama Türkiye’yi idare edenler bile “Eğitimde ve kültürde arzu ettiğimiz seviyelere gelemedik” itirafında bulunuyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sanal âlemdeki bazı yorumlara bakılırsa Türkiye’deki eğitim iyi ve pek çok ülkeyi geride bırakmış durumda. 

Eğitimin sadece para işi olmadığını görmek istemeyen bu anlayışla bir yere varmak mümkün olur mu? Tabiî ki eğitim için para gereklidir. Ama para ve maddî imkân tek başına işe yaramaz. Eğitim işi bir yıllık değil, belki bin yıllık planlamalarla, hedeflerle ve gayretlerle ancak arzu edilen seviyeye gelir. Ve çok daha önemli olan, ‘iyi öğretmen’leri yetiştirebilmektir. İhtiyacı karşılayacak sayıda ve tabiî ki iyi kalitede öğretmen yoksa eğitim sisteminin iyi işlemesinden ve mezun olan öğrencilerin başarısından bahsetmek mümkün olur mu?

İhtiyacı karşılayacak kadar ‘iyi öğretmen’ler bir yana, bugün itibarıyla ‘yeterli sayıda öğretmenin olmadığı’ bir gerçekle karşı karşıyayız. Sendikalara her fırsatta öğretmen açığından bahsediyor. Diyelim ki on bin öğretmen açığı var. Bu açıkla, bu öğretmensizlikle kaliteli eğitim yapılabilir mi? Eğitimciler bu sayının çok daha fazla olduğunu zaten ifade ediyorlar. Farz ediniz ki on bin değil de beş bin öğretmen açığı var. Bu bile bir nakise olmaz mı?

Hatırlamak lâzım ki, Türkiye’yi idare edenler yanlış olarak “İtibardan tasarruf edilmez” demişti. Esasında tasarruf edilmemesi gereken şey, eğitim olmalı. İyi, kaliteli bir eğitim için bütün imkânlar seferber edilmeli. Çünkü eğitime yapılan yatırım ‘insan’a yapılmış demektir. Her kademede iyi, eğitimli, yetişmiş insana ihtiyaç vardır.