Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Ekonomideki iyimser söylemler karşılıksız, pazarcı maliyetlerden, halk fiyatlardan şikâyetçi
Karar:
Gençler bozuk para gibi harcanıyor
Yeniasya:
Bu faiz oranı dünyada yok
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz 17 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Siyaseti kişiselleştirmenin halka maliyeti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Son günlerde medya Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı'nda çatlak olur mu? sorusuna yoğunlaştı. Bunun nedeni Türkiye'de öteden beri siyasetin kişilere indirgenmiş olmasıdır. AKP bu alanda zirve yaptı, Erdoğan partisi haline geldi. Aslında Memleket partisi genel Başkanı İnce'nin cumhurbaşkanlığı için çok aday isteğinin temelinde bu anlayış yatıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ne var ki; AKP ve genel Başkanı Erdoğan ile, siyaseti kişiselleştirmenin ülkeyi nerelere getirebildiğini gördük ve anladık ki siyaseti tek kişiye, tek lidere bağlamanın maliyetini hem ülke çekiyor hem de bizzat partisi çekiyor. AKP içinde huzursuzluk, çıkar odaklı kamplaşma ve partiden kopup yeni partileşmeler ve en önemlisi AKP'nin oy kaybı da bu durumu açıklıyor.
Mamafih anketler de aynı doğrultuda çıkıyor… Vikipedi 2023 seçimleri için tüm anketlerin ortalamasını alarak siyasi eğilimleri gösteriyor. Tüm anketlerin ortalaması olduğu için de yanlı anketler, aşırı sapmalar izale edilmiş oluyor.
Son anketlerde Cumhur İttifakı'nın toplam oy oranı yüzde 37,3 oluyor. Millet İttifakı oy oranını hesaplamaya gerek yok; Çünkü Türkiye de artık siyasette tek eksenli oldu. İdeolojik çatışmalar, sağ-sol çatışmalar ikinci planda kaldı… Artık belirleyici tek politika bu toplum; kamplaşmanın, gelir dağılımında bozulmanın, işsizliğin, yoksullaşmanın, otokrasinin getirdiği maliyetleri daha çekecek mi? Yoksa bu sorunlardan kurtulacak mı? Ekseninde oluştu.
Çıkışın tek yolu bu günkü başkanlık sistemini kaldırmaktır. Bunun için anayasanın değişmesi zaman alır ve fakat uygulamada siyasi iktidarın ve seçilmişlerin niyetine bağlıdır. Bir günde de ülke bu karanlıktan kurtulabilir. Bunun içindir ki, diğer muhalif partiler ittifak yapmadan da aynı demokratik çizgide birleşmelidir.
Karamollaoğlu'nun söylediği İktidar yanlışlardan dönerse destek veririm söylemi de zımni olarak bu iktidarın yanlışlardan dönemeyeceğini ifade eden bir yaklaşımdır. Zaten ortada AKP yok, Erdoğan var… Erdoğan da yanlışlardan dönerse ortada parti kalmaz.
Son yıllarda artık halk siyaseti tek adama indirgeme anlayışının ve bu anlayışla gelen Başkanlık sisteminin kendisi için bir çıkmaz olduğunu anladı. Bunun içindir ki, anketlerde Erdoğan'a olan güven de azaldı. Söz gelimi; metropol son anketinde;
Erdoğan'a görev onayı verenler yüzde 38,1 ve vermeyenler yüzde 51,5 oranındadır.
…***
Jale Özgentürk 17 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Fahiş fiyat’ oyalaması”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yine “Etiketlerdeki fahiş fiyatların önüne geçeceğiz” açıklaması yaptı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun ağustos verilerine göre gıda fiyatları bir önceki yıla göre yüzde 29 arttı. Böylece yıllık gıda enflasyonunda 2019 Nisan ayından bu yana en yüksek artış yaşandı. Üstelik bu TÜİK’in baskılandığı iddia edilen rakamları. Gerçek gıda enflasyonunun yüzde 30’ların üzerinde olduğu ortada.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Erdoğan’ın son konuşmalarında sürekli yer verdiği fahiş fiyat etiketleriyle mücadele vurgusu, enflasyonun toplumda yarattığı rahatsızlığın hükümete nihayet ulaştığını gösteriyor. Ama çözümün yine göstermelik adımlarla olacağı anlaşılıyor.
İki gün önce Ticaret Bakanlığı, dokuz kentte 10 toptancı halinde denetimlere başladı bile...
Bu denetimlerle bir şey olmayacağını herkes biliyor. Türkiye’nin asıl büyük sorunu tarımda iflas eden politikalar.
Türkiye gıda ve yem sanayiinde net ithalatçı bir ülke haline gelmiş durumda. Türkiye’nin temel ürünlerde kendine yeterlilik oranları buğdayda yüzde 80, arpada yüzde 89, çeltikte yüzde 70, mısırda yüzde 88, kuru fasulyede yüzde 82, kırmızı mercimekte yüzde 77...
Arpa, buğday Rusya’dan, mercimek Kanada’dan, sarmısak Çin’den, çeltik ABD’den geliyor.
Ali Ekber Yıldırım, Türkiye’nin az sayıda tarım uzmanı yazarlarından biri. Yıllardır Türkiye’nin yanlış tarım politikalarına dikkat çekiyor. Sektörün kılcal damarlarına giriyor, üretici, tüketici, sanayici, her kesimin yaşadıklarını biliyor. “Üretme Tüket” başlıklı bir de kitap yazdı ama ne çare!
Yıldırım, fahiş fiyatla mücadelenin tabii ki bu yöntemlerle olmayacağını çok net söylüyor ve son 10 yılda fiyat artışlarını önlemek için alınan içi boş önlemleri şöyle anımsatıyor:
- Fiyatları en az yüzde 25 düşürecek diye 2010 yılında Hal Yasası çıkarıldı. Marketlere üreticiden doğrudan ürün alma yetkisi verildi. Gıda piyasası zincir marketlere teslim edildi. Bugün göstermelik denetimlerle fiyatları düşürmeleri isteniyor.
- Fiyatı artan her ürünün gümrük vergisi sıfırlanarak ithal edildi. Türkiye ithalat cenneti oldu ama fiyatlar düşmedi. Üretim düştükçe daha çok ithalat yapıldı. Ülke ithalat sarmalına girdi.
- İhracatın önünün kesilerek gıda fiyatlarının düşürülmesi bile denendi ama olmadı.
- Önceki Tarım Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, “Porsiyonları küçültelim” dedi. Şimdiki Bakan Bekir Pakdemirli et fiyatının düşmesi için; “Et yemeyin, ot yiyin” dedi. O da işe yaramadı. Otun fiyatı arttı.
Türkiye tarımda büyük bir potansiyele sahip. Birçok üründe lider olabilecek kapasitede. Ama 1980’de Dünya Bankası politikalarıyla kırılan üretim zinciri bir türlü değişmiyor.
Yüksek girdi fiyatları düşmeden, tarımda fahiş fiyat sorununa çözüm bulmak mümkün görünmüyor. Çiftçiye gereken değeri verecek, yumurtayı köydeki zincir marketten değil kendisi üretecek çiftçilere ihtiyacımız var.
...***
Murat Çabas, 17 Eylül tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Küresel sömürü düzeni”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünyanın asırlardır nasıl bir yalana teslim olduğunu görmemiz açısından dünya genelinde yaşanan "borçlanma" tablosuna bakmak yeterlidir. Bir sömürü düzeni olan "kapitalizm" ve onun siyasal ayağı olan "küreselleşme" ile devletler, şirketler ve bireyler tamamen modern bir köle haline getirildi. İşin garip tarafı, köle olduklarını bile bilmeden… Kölesin ama farkında değilsin, neden mi, çünkü sana köle damgası vurulmuyor, ayaklarında esaret zincirleri, boynunda boyunduruklar yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bilakis görünmeyen "borç" damgası, zinciri ve boyunduruğu var.
Durum böyle olunca bağımsız bir devlet olarak gözüküyorsunuz ama size borç verenlerin emir ve talimatlarını yerine getirmek mecburiyetinde kalıyorsunuz.
İstediği yatırımı yapan, görünüşte güçlü şirketler gibi görünüyorsunuz ama gerçekte tüm gayretiniz, emeğiniz ve kazancınızı, kendi iradenizle gidip size borç verenlere takdim ediyorsunuz.
Ortalıkta özgür olarak dolaşan bireyler olarak görünüyorsunuz ama size borç verenlerin sözcülüğünü yapmak zorunda kalıyorsunuz, ne düşüneceğiniz ve söyleyeceğiniz, nasıl davranacağınız, hatta neye inanacağınız konusunda onların size dikte ettiklerini ortaya koyuyorsunuz.
Borç birikimi en çok Euro Bölgesi'nde artarken, bölgenin iki büyük ekonomisi Almanya ve Fransa'nın Covid-19 krizinde normal zamanlardan fazla borçlanmasının etkisiyle bölgede toplam borç ikinci çeyrekte 1.3 trilyon artarak 56 trilyon dolara yükseldi.
Bu rakamları kısaca değerlendirsek:
Dünyada toplam emek ve üretimi ifade eden devletlerin toplam GSYH'sı 85 trilyon dolar civarında. Yani dünyada toplam üretim 85 trilyon dolar, toplam borç ise 296 trilyon dolar.
Diğer bir ifadeyle dünyadaki toplam borcun, dünyada üretim olarak karşılığı yok ve bu borçların ödenebilmesi ve bitirilmesi de mevcut sistem içinde asla mümkün değil.
İşte size "sürdürülebilir" modern kölelik sistemi…
Dünyada en borç ülke de belirtildiği gibi 28.7 trilyon dolarlık borçla ABD…
Yanlış anlaşılmasın, dolar borcu olan ülkeler ABD'ye borçlu değiller, çünkü ABD hepsinden daha borçlu. ABD'den de alacaklı olanlar var!
Bu parayı basıp dünyaya satan küresel birkaç aile var ve tüm dünyayı borca bağlamış durumdalar. Borçlanma taviz vermek, talimatları yerine getirmek ve köle olmak demektir.