Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İzmirli 6 bin 828 depremzede, boş senede imza atmak zorunda kaldı
Karar:
Ahmet Davutoğlu: Erdoğan'ın haline üzülüyorum
Star:
Türkiye'yi savunma alanında bir adım öne taşıyacak... Zırh korumalı ve daha hafif
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Deniz Yıldırım 18 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Seçime doğru program ve siyaset"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Çarşamba günü bıraktığımız yerden arayışa devam edelim. Muhalefet partileri, halkın öncelikli ihtiyaçları doğrultusunda, ortak ve asgari bir programla halkın karşısına çıkmalı. Ülkeyi giderek uçuruma sürükleyen iktidarın karşısında gerçek bir alternatifin varlığına halk inandırılmalı. Öyleyse öncelikli mesele, kimin cumhurbaşkanı adayı olacağı değildir. Programda uzlaşmadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu programa, muhalefet cephesinin farklı bileşenleri kendi talepleri, bakışları doğrultusunda şekil vermeye, sınıfsal dengelerini biçimlendirmeye mutlaka çalışacaktır.
Sınıfsal, sosyal boyut neden önemlidir?
Çünkü halkın açık ara öncelikli meselesi işsizliktir, pahalılıktır, geçimle bağlantılı dertlerdir. Ve diğer yandan, halkın kaynaklarına dönük, emeğine dönük, doğasına dönük, iktidar destekli ağır bir sermaye saldırısı yaşanmaktadır.
Ne yapabilir iktidar? Elbette her zaman yaptığını. Gerçek sebepleri saklar ve saptırır; olumsuzlukları yaratanın kendileri olmadığı algısını pekiştirmeye çalışır. 20 yıla yakın zamandır ülkeyi yönetmiyorlarmış gibi. Çok partili demokrasi hayatımızın en uzun süre iktidarda kalan ve en olmadık yetkilerine kavuşan partisi değillermiş gibi. Nitekim bu propaganda yine başladı. Bir yandan, neredeyse market baskınlarıyla, polisiye tedbirlerle pahalılıkla mücadele görüntüsü veriliyor. Yani mesaj şu: “Biz ekonomiyi iyi yönetiyoruz, bizim dışımızda birileri aşırı zam yapıyor.”
Oldukça inandırıcı! Sabaha karşı bir kararnameyle Meclis’in yasama yetkisindeki konularda düzenleme yapmaya güçleri var. Yine sabaha karşı bir kararla kimine muafiyet tanıma, kimini atama, kimini görevden alma güçleri var. Ama her türlü yetkiyi tek merkezde ve neredeyse denetimsizce elde toplayan iktidarın zamlarla mücadele etmeye, bu “birileri”ni bulup fiyatları düşürmeye gücü yok. Bunu geçelim. Daha önce, yerel seçimler öncesinde de benzer bir süreç yaşadık hatırlarsanız. Pahalılık artmıştı. Geçim zaten o zamandan zorlaşmıştı (yani pandemiyle başlamadı); iktidar seçim öncesi apar topar elindeki belediyelere tanzim satış noktaları kurdurup bunu ülke geneline yayma sözü vermişti. Sonuç mu? Halk ciddiye bile almadı, başta İstanbul ve Ankara belediyeleri muhalefete geçti. Sahi, hani ülke geneline yayılacaktı o tanzim satışlar? Ne oldu? Yeni sistemde sahip olunan yetkiler mi yetmedi?
...***
Ali Bayramoğlu 18 Eylül tarihli Karar gazetesinde, " İktidar ve muhalefete ortak noktalar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Eksik demokrasi ülkesi Türkiye’de, demokratik değişim keskin bir arzu olarak dillerden hiç düşmez. Toplumda değişim fikrine karşı oluşan, refleksif ve bilinçli engeller bile bu beklentiyi ortadan kaldırmaz. Bu nedenlerle, değişim istikametinde kuvvetli siyasi söylemler, yeni siyasi melodiler, farklı beklentilerin meşru mecralarda buluşması, hemen her zaman, heyecan yaratır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Nitekim 1946’dan bu yana ülkedeki tüm güçlü siyasi dalgalanmalar, siyasetin ve siyasetçilerin toplumsal, sınıfsal zıplamalara, dış dinamiklerin etkilerine, doğru zamanda ve doğru biçimde temas etmesiyle, bir tür “yeni”yle meydana gelmiştir. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Ecevit’li CHP, Özal, Erbakan, Erdoğan uygun bir konjonktürde sınıfsal, toplumsal hareketlenmeleri, buna uygun tutum ve politikaları temsil ederler.
Bugün, bu bakımdan nasıl bir noktayız?
İktidar alanında siyaset ‘siyasi iktidarı’ korumak için yapılıyor.
İktidarın büyüme ve güç endeksli hamleleri “yeni Türkiye” söylemine, milliyetçi bir güven ve koruma refleksini seferber etme niyetine dayanıyor. Askeri harekatlar, üretilen silahlar, Mavi Vatan hamleleri iktidar bakımından böyle “siyasi bir hikaye” oluşturuyor.
Ancak bu hikaye, yukarıda altını çizdiğimiz yeni bir siyasi melodinin muadili değil.
Nitekim, yeni bir dalga üretme gücü bulunmuyor. Sınıfsal, kültürel bir hareketlenmenin işaretlerini taşımıyor. Toplumsal katmanları bir havuzda toplama yeteneği yok.
Muhalif aktörlerin ortak noktası malum, iktidar karşısında itiraz. Kimisinin itirazı DEVA örneğinde olduğu gibi modele, kimisinin itirazı (göçmen ve HDP karşıtlığı dışında somut bir siyasi önerisi bulunmayan) İYİ Parti misali kişiye ve işletme biçimine…
İtirazların siyasallaşması bir siyasi hikaye, yeni bir siyasi melodi, değişime ve geleceğe dair beklenti, coşku oluşturur mu?
Pek zor… Zira eleştirel siyaset ile kurucu siyaset arasında, kimi küçük köprüler dikkate alınmazsa, büyük bir uçurum bulunur. Mevcudun eleştirisi üzerine ya da mevcut uygulamaların daha iyisinin önerisi üzerine kurulu eleştirel siyaset, toplumsal beklentilerden beslenir, ancak, kendi başına bir toplumsal dalga, heyecan kümesi, beklenti kesişmesi üretmez.
...***
Murat Ağırel 18 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Hazine arazileri bir, bir satılıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Kayıtlara göre yaklaşık 200 bin kişinin yaşadığı Bodrum Türkiye'nin en değerli arazilerinin olduğu bir yer. Tatil ve bayramlarda nüfusu 1 milyonu geçiyor. Tabi nüfus yoğunluğu demek rant demek, inşaat demek, beton demek, AKP demek. AKP iktidarı da bu rantı görünce hiç vakit kaybetmeden Bodrum'u mahvedecek projelerin önünü ardı ardına açmaya başladı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aracılığıyla doğa harikası yerlerde bulunan el değmemiş hazine arazileri milyonlarca liraya bir bir satılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gündem o kadar yoğun ki, kimse ne olup bittiğini anlamıyor bile. Fakat bir gün kalktığımızda İstanbul'a benzer bir Bodrum ile karşılaşacağız benden söylemesi.
O zaman da "hurraa" başka bir doğa harikası ilçemize akın eden insanlar ve yeni rant projeleri doğacak.
Döngü hep aynı... İşte bu döngüyü bir yerinden yakaladım.
Anlatayım: İlk olarak bir projeden bahsetmek istiyorum.
Muğla'nın Bodrum ilçesi tatil beldelerinden Turgutreis Palamut Mevkiinde bulunan bir proje… Mavi Arya Projesi. İçerisinde villa, residance ve otel bulunan bir proje.
Sahipleri kim?
AKP Diyarbakır eski Milletvekili Mehmet İhsan Arslan'ın oğlu AKP Ankara Milletvekili Mücahit Arslan ve Mustafa Cihad Arslan…
Önce şirketin "Elif Dış Ticaret" olan ismini 1990 yılında değiştirerek "Aslan Yapı Ltd." adını aldılar. Sonra defalarca sermaye artırarak 2012 yılında A.Ş. olan ve 80 milyon TL sermayesiyle yönetim kurulu başkanlığını Mustafa Cihad Arslan yaptı.
Diğeri de Arslan ailesi ile hemşeri olan, HES, JES, GES projeleri ve yaptığı işlerle büyüyen adı Bursa Belediyesinin düzenlediği sonra iptal ettiği EDS ihalesinde adı geçen Yönetim Kurulu Başkanlığını Cahit Balyen'in yaptığı Caba İnşaat A.Ş…
Bir diğeri ise Göltürkbükü Cennet Koyu'nda otel ve rezidans yapan Vedat Aşçı'nın Yönetim Kurulu başkanı olduğu Astaş Holding.
Yüklenici firmalar yaptıkları bazı duyurularda proje kapsamında yıllardır var olan sahil yolunun iptal edip yolun olduğu arazi projeye dâhilmiş gibi bir izlenim yaratıyor. Buna rağmen çevrede bulunan site sakinleri ve belediyenin itirazı ile bu hayalini gerçekleştirememiş. Ancak edindiğim bilgilere göre bu isteğini gerçekleştirebilmek için de şartları zorluyorlar.
Cennet Koyu'nda dünyada en çok kamudan ihale alan ilk firmalardan biri olan Cengiz Holding'in sahibi Mehmet Cengiz ile 17-25 Aralık sonrası FETÖ'cü Zaman Gazetesi'nin yüzde 10'unu satın alan, TUSKON dahil KHK ile kapatılan vakıflara üye olan, Pensilvanya'ya gidip FETÖ ele başı Gülen ile görüşen Fettah Tamince özelleştirme üzerinden 600 dönüm arazi almış.
Otel, villa ve residence projeleri ve sahile dolgu yapmaya çalışıyorlar. Bu yerlerin projeleri de özelleştirme idarelerinde hazırlanıyor. Belediye sahil doldurmaya karşı da direniyor.