Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Barınma sorununda korkunç tablo
Yeniasya:
'Meclis devredışı'
Yeniçağ:
AKP'de seçilemeyen isme belediyelerden ihale yağıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Oğuz Demir 2 Ekim tarihli Karar gazetesinde, “Hey gidi günler hey!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni yasama yılı açılışında konuştu. Konuşmada bir yer var ki bence çok önemli. Cumhurbaşkanı Erdoğan dedi ki “Artılar-eksiler analizi yaptığımızda, artılarımızın kıyas edilemeyecek kadar fazla olduğunun kabul edilmesini de hak teslimi babından bekliyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Cumhurbaşkanı Erdoğan, artıların eksilerden fazla olduğu dönemlerde en büyük hak tesliminin millet tarafından yapıldığını eminim ki biliyordur.
Hatırlasanıza!
2007 seçiminde millet başarıları takdir etti. Hakkını teslim etti!
2011’de hakeza. 2015’te iki kez seçim oldu, ikisinde de birinci parti olarak yurttaşlarımız Adalet ve Kalkınma Partisi’ni seçti. 2018’de de kendisi ülkede yüzde 50’den fazla yurttaşın teveccühünü aldı.
Cumhurbaşkanı’nın ilk kez halk tarafından seçimle işbaşına geldiği 2014 yılında da seçimi kazandı. Yani aslında bugüne kadar da genellikle hak ettiğini düşündüğü takdiri yurttaşlardan aldı.
Bugün şartlar değişti.
Doğru yapıldığında takdir eden yurttaşlar, şimdi ise doğrulardan çok yanlışların sonuçlarıyla karşı karşıya. Ve bu yanlışların hepimizin hayatında artılardan daha fazla olduğunu görüyor.
Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan da görüyor. Zaten bunun en net göstergesi de konuşmaları.
2014 yılında TBMM’nin yasama yılı açılışında yaptığı konuşma ile dün yaptığı konuşmaya baktığınızda bunu siz de anlıyorsunuz.
“230 milyar dolar olan Türkiye’nin milli geliri, bugün 3 kattan fazla artışla 820 milyar dolara ulaştı.” Aradan geçen yedi yılın sonunda dün TBMM’nin açılışında konuşurken 2020 yılı milli geliri 720 milyar dolar.
Yani yedi yıl önceye göre 100 milyar dolar daha düşük!
Yine o gün Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki “2002 yılında 27,5 milyar dolara ulaşan döviz rezervini, biz şu anda altın dahil 132,5 milyar dolara yükselttik.”
Dün ise rezervlerin 122 milyar dolara ulaştığını ifade etti. Hala neden harcandığını bilmediğimiz 128 milyar dolara ulaşmanın çabası içerisinde. Ve bugün maalesef brüt rezerv artsa da net rezerv hala ekside.
Yedi yıl önceki açılışta Cumhurbaşkanı “Burslarla, yurtlarla, nakdi yardımlarla, eğitimin önündeki engelleri kaldırdık.” diyordu. Aradan geçen yedi yıl sonunda hepimizin son bir aydır gündemi geçinemeyen öğrenciler, barınma imkanlarının yetersizliğinden şikayet eden öğrenciler.
2014 yılındaki Cumhurbaşkanı Erdoğan “2023 hedefimiz olan 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başı milli gelir ve 500 milyar dolar ihracat asla hayal değildir.” diyordu. Bu hedefler hayal olarak kaldı.
…***
Cevher İlhan 2 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Büyüme hikâye, Türkiye küçülüyor…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bilindiği gibi daha önce Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Türkiye yılın ilk üç ayını kapsayan ilk çeyreğinde yüzde 7 büyümeyle G-7 ülkeleri arasında Çin’in ardından en çok büyüyen ülke olmuş” iddiası üzerine ekonomistler, Türkiye’nin son sekiz senedir aralıksız küçüldüğünü, enflasyon, işsizlik, faiz ve döviz sürekli tırmanma ile gerçek dışı olduğunu bildirmişlerdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sadece bir yıl içinde bir milyon vatandaşın işini kaybettiği, istihdamın hızla düşerek her dört gençten en az ikisinin işsiz kaldığı, işgücünün en az yüzde 16 küçüldüğü, TL’nin yüzde 30 değer kaybettiği, yüz binlerce esnafın kepenk kapattığı icra dairelerindeki dosya sayısının 25 milyonu aştığı ve Türkiye ekonomisinin iflasın eşiğinde bulunduğu vartada TÜİK’in “büyüme rakamları”nın altı boş bir propagandadan ibaret olduğunu açıklamışlardı.
Ekonomistlerin tesbitiyle, büyüme için bu yıl gerçekleşme tahmini yüzde 9 olurken, ekonominin 2022’de yüzde 5, 2023 ve 2024 yıllarında ise yüzde 5,5 büyüyeceği öngörülmesi gerçeğin ikrarı oldu.
Zira 2008’de 12 bin 600 dolara çıkan kişi başına milli gelirin 2023 hedefimiz artık 25 bin dolar olarak ilân edilirken, “Orta Vadeli Program”da 2023 hedefi 10 bin 700 dolar olarak belirlenmesi, Türkiye’nin son on beş yılda büyümediğinin, tam tersine küçüldüğünün açıkça ifadesi oluyor.
Aslında “Türkiye’nin devlet bütçesindeki faiz ödemesi 2003-2015 arasında 50 milyar lira iken, bu yıl 180 milyar, gelecek sene 240 milyar ve 2023’te 290 milyar olması; ortalama 50 milyar lira faiz ödemesi varken bu sene 180 milyar, gelecek sene 240, sonraki sene 290 milyar faiz ödeyeceğini ilanı bunun açık göstergesi.
Özetle, Cumhurbaşkanı’nın 30 Mart 2015’te yaptığı bir açıklamada, “Hedefimiz 2023 yılında 2 trilyon dolar milli gelire ulaşmak” sözleriyle, en son 2024 için 1 trilyon dolarlık olarak açıkladığı “hedef”le peşinen 1 trilyon dolarlık küçülme “hedefleniyor”; yani altı yıl sonra yüzde 50 sapma gösteriyor. Türkiye, büyümede 2023’te 2013’ün gerisine düşüyor; o da “hedefler” tutturulsa…
Neticede, esnafın, çiftçinin küçüldüğü, yatırımdan, üretimden ve istihdamdan yoksun ortamda ekonomistlerin değerlendirmesiyle “büyüme hikâye, aksine Türkiye küçülüyor” değerlendirmesi, Cumhurbaşkanlığı’nın “Orta Vadeli Programı”nda da açıkça itiraf ediliyor.
…***
Remzi Özdemir 2 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hariri Telekom”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türk Telekom bir dönem ülkemizin en gözde kurumuydu. Ölen eski bakan rahmetli Kemal Unakıtan'ın söylediği gibi babalar gibi Hariri Ailesi'ne satıldı. Hem de bir kuruş alınmadan, kasasındaki milyarlarca para ve arsalarla. Hariri Ailesi bu satın alma işleminde Türk bankalarından kredi kullandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hemen arkasından her yıl bol keseden temettü dağıttı. Hem de öyle böyle değil.
O dönem bu konuyu ısrarla yazdım.
Hariri Telekom'un kötü niyetli olduğunu.
Bundan dolayı o dönemin yönetimi ile hep karşı karşıya kaldım. Yazılarıma mahkeme kararı ile yayın erişim engelleme verildi.
O dönem bir Türk Telekom üst düzey yetkilisi bana telefon açıp, Hariri Telekom diye yazmamam için beni tehdit etti.
Sonunda Hariri Telekom, Türk Telekom'un kasasını patlattı ve milyarlarca dolarla birlikte Türkiye'den elini kolunu sallayıp kaçıp gitti.
5 yıl sonra Hazine'ye bedelsiz, borçsuz ve çalışır vaziyette devredilmesi gereken Türk Telekom'u şimdi bankalar işletiyor. Ödenmeyen borçlara karşılık Türk Telekom bankaların elinde kaldı.
Bankalar, 2 yıldır Türk Telekom'u satmaya çalışıyor ama yüzüne bakan yok!
Alıcı olmayınca bankalar hükümetin kapısını aşındırmaya başladılar.
Çünkü, iktidar zamanında bankaların bu borcu takibe atmasına izin vermedi. Sürekli olarak ötelenmesini sağladı. Doğal olarak da bankalar bu konuda iktidarı suçladı.
İşin Türkçesi, "Bizi bu batağa siz sürüklediniz siz de kurtarın" dediler.
Bu iddia ilk olarak Mülkiyeli Ekonomi Profesörü Yalçın Karatepe tarafından dile getirildi.
Kimse sesini çıkartmadı.
Dün gördük ki, Yalçın hocanın aylar önce ortaya attığı iddia doğruymuş.
Türk Telekom'u Varlık Fonu satın alacak.
Tamam Varlık Fonu bankaları bu bataktan kurtarmak için alsın da kaça alacak?
Şirketin şu anda borsa fiyatı bakıldığında piyasa değeri 2 milyar doların bile çok altında. Hariri'nin bankalara taktığı borç, temerrüt faizi hariç 6 milyar dolara yakın.
Bu bankalardaki tarihî bir batık. Elbette bankalar bundan kurtulmak zorunda. İyi de devlet bunu kaça alacak?
Bankalar kalkıp da bu şirketi Varlık Fonu'na 1,5 milyar dolara devredecek değil. Bu fiyata vermektense ellerinde tutarlar. Nasıl olsa tekel bir şirket, internete ve tüm ürünlere yüzde 100 zammı basar ve kazanır.
Yönetimi de AKP'lilerle dolu olduğu için kimse sesini çıkartmaz ve bu parayı milletin sırtından çıkartır.
Zaten bu Türk Telekom yüzünden değil mi bu kadar kötü interneti bu kadar pahalıya kullanmamız?