Ekim 09, 2021 14:18 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: İsrail'in Mescid-i Aksa'daki 'sessiz ibadet' kararına karşı İslam dünyasına çağrı

Star:

Cumhurbaşkanı Erdoğan müjdeyi verdi: Önümüzdeki yıl üretimine başlıyoruz

Karar:

Babacan: Mevcut anayasaya uymuyorsunuz, yeni anayasaya uyacağınızı nereden bileceğiz?

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol 8 Ekim tarihli Karar gazetesinde, “Muhalefetin ahlaki mesuliyeti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AK Parti ilk on yılında ülkeyi nasıl geliştirdiyse, son on yılında da devlet kurumlarında vahim aşınma ve ekonomide ağır hasarlı bir gerileme yaşattı… Cumhurbaşkanı Erdoğan “bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa Türkiye de öyle yönetilmelidir” diyor, kuvvetler ayrılığını “ayağa vurulmuş pranga” olarak niteliyordu. (15 Mart 2015) CB sistemi ile Erdoğan’ın istediği model gerçekleşti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kamu kurumlarındaki vahim aşınmanın bir örneği Merkez Bankası’nın bağımsızlığının kaldırılması, yirmi ayda üç başkanı azledilip “laf dinleyen” dördüncüsünün atanmasıdır.

Yargıda yarattığı hasar ise hukuk devleti indeksinde 2020 yılında 107. sıraya düşmüş olmamızdan bellidir. (WJP, 2020)

AYM Başkanı Prof. Zühtü Arslan’ın sözlerinde de hukuktaki halimizi görebiliriz: Almanya’da veya İspanya’da bir yılda AYM’ye yapılan başvurular, bizde neredeyse bir ayda meydana gelmektedir. (23 Eylül 2021)

Sorunlar bu kadar ağırlaşmış, ekmek de küçülmüşken, iktidar önemli oranda oy kaybetmiştir ama hâlâ dayanıklı bir tabana sahiptir. Bir kısım seçmen iktidarın yanlışları ne olursa olsun “dindar” diye desteğini sürdürüyor. Sayın Hayrettin Karaman’ın yazıları buna örnektir…

İktidar rantlarını kaybetmemek için destekleyenler de az değildir.

Hangi saikle olursa olsun, eleştirisiz, itirazsız sürekli destek gösteriyor ki, iktidar içinde bir muhasebe davranışı, bir reform dinamiği olmayacaktır.

Bilim ve sanayi devrimlerinin gerisinde kalan bütün toplumlarda, bunun sebeplerinden biri, eleştirel düşünce eksikliğiydi.

Bugün AK Parti içinde “iyi giderken niye yolda şaşırdık?” gibi bir sorgulama, eleştiri ve itiraz görülmüyor. Bu yüzden iktidar gösterişli reform törenlerini yapıyor ama ülkeyi düzlüğe çıkaracak yapısal reformlara bakmıyor: Kurumların liyakat ilkesine göre yapılandırılması, yargı bağımsızlığı, hukuki güvenlik, ekonomi yönetiminde piyasa kuralları….

Ülkenin kötü gidişinde iktidardan bir reform programı gözükmediğine göre, mesuliyet muhalefetin omuzlarındadır.

İYİ Parti lideri Meral Akşener’in oyları, KONDA’ya göre yüzde 20’yi buldu. Yeni bir parti, üstelik AKP gibi kuruluşunda hazır bir belediyeler ağı da yoktu… Yüzde 20’ye ulaşması büyük başarıdır.

Akşener’in şahsi enerji ve şahsi yeteneklerinin yanında, ülkede ‘yeni bir ses’e nasıl bir ihtiyaç olduğunun da göstergesidir bu.

Gerçekten, Türkiye’nin daha kavgacı, daha ideolojik değil, aksine, kapsayıcı, dolayısıyla merkezde ve rasyonel politikalara ihtiyacı var.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi eski ideolojik dogmaların dar alanından çıkararak geniş kitlelere açması da aynı toplumsal ihtiyaca yöneliktir.

Bu sosyoloji ve “güçlendirilmiş parlamenter sistem” ihtiyacı bugün 6 muhalefet partisinin birlikte çalışmasını sağlamıştır.

…***

Cevher İlhan 8 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Meclis merci, siyaset muhatap olmalı…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasetin bir diğer gündemi “çözüm süreci” tartışması. Bilindiği gibi, baştan beri siyasî iktidarın terör örgütünü “Kürtlerin temsilcisi”, Öcalan’ı “Kürtlerin lideri” ve Kandil’i/terör örgütünü “çözümün kilidi” görüp “Kürt sorunu”nunda “çözüm”ü terör örgütü üzerinden yürütmesi “sürec”i akamete uğrattı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Şimdi de yaman çelişkili çifte standartlarla ve tam bir “siyasi iki yüzlülük” ve “ilkesizlik”le altı buçuk milyon vatandaşı sindirme, parçalama ve enkazından oy devşirme hesâbına HDP üzerinden topyekûn muhalefeti âdeta siyasi linçle kriminalize etme ve karalama kampanyası yürütülüyor.  

Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine “kayyım” atanması, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılıp hapse atılmasının ardından “tâlimatlı” “kapatma tehdidi ve şantajı” dayatılıyor. Mahalli seçimlerde “millet ittifakı”na oy vermiş milyonlarca vatandaşın irâdesi dışlanıyor.  

Terör örgütünün değirmenine su taşıyan, Türkiye aleyhinde istismar ve suiistimaline kozlar veren; dahası HDP’nin ayrıştırılmasıyla toplumu kamplaştırıp kutuplaştıran kumpaslar kuruluyor.  

Oysa başta eski eş genel başkan Demirtaş olmak üzere partinin yetkililerinin, “Aslında PKK ve Öcalan ile görüşme yapan HDP değil, resmî muhatap Erdoğan ve hükümetin bizzat kendisiydi. Siyasi iktidar İmralı ve Kandil’le ‘çözüm süreçleri’ dışında defalarca görüştü, bunların hiçbirinde ne HDP’nin dahli vardır, ne de içeriğine dair bilgisi” ifşaatı vaziyeti ele veriyor. 

Vakıa şu ki, HDP’yi demokratik siyasetten tasfiyeyle muhalefeti zaafa uğratma operasyonlarıyla, provokatif politik manipülasyonlarıyla bir yığın çarpıtma ve yanıltma ortaya atıldı. 

Ancak ana muhalefet liderinin, en son “Meclis dışında çözüm denendi ve başarısız oldu. Çünkü adres yanlıştı. Çözüm yeri de Meclis, muhatap Meclis’teki siyasettir, vatandaştan oy alarak Meclis’e gelen, Meclis’te grubu, başkanvekilliği bulunan meşru bir partidir. Bu sorunu Meclis’te hep birlikte, konuşarak, görüşerek çözmeliyiz” çağrısı bütün komploları sonuçsuz bıraktı.   

Keza Demirtaş’ın “HDP elbette muhataptır, çözümün adresi tabii olarak TBMM’dir” çıkışıyla son süreçte HDP’nin “demokrasi tutum belgesi”nde “Kürt sorununun Cumhuriyetin demokratikleşmesi ile doğrudan bağlantılı olduğu, savaş politikaları, silâh ve çatışma yöntemleri yerine, Meclis’in diyalog ve müzâkere seçeneklerinin tarihsel ve güncel olduğu aşikârdır” perspektifi oyunları bozdu. 

Milletin birliği ve ülkenin bütünlüğü kapsamında “çözüm mercii”nin millet irâdesinin temsilcisi Meclis olduğu ve HDP’nin, demokratik çözümde Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin sorunlarını dikkate alan yapıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğu” açıklaması tuzakları boşa çıkardı.  

...***

Evren Devrim Zelyut 8 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Birisi başkanı uyandırsın dolar krizi geliyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Otobüsle uzun yola çıktıysanız en korkulan konu şoförün uyumasıdır. Bu nedenle ön koltuktaki yolcular ve muavin arada şoföre bakar, konuşturur, kahve getirir… Peki ekonominin en önemli kurumlarından birinin başkanı uyursa ne olur? Enflasyon ve kurda kaza olmaz mı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sayın Kavcıoğlu'nun yatırımcılarla yaptığı son toplantısındaki açıklamaları, ekonomide sorunlara doğru teşhis konulmadığını gösterdi. CHP MV Aykut Erdoğdu'nun dediği gibi, "Eğer bir doktorun tansiyon cihazı doğru çalışmıyorsa o hastayı iyileştirme şansı olabilir mi?" Ya da 16 tansiyonu olan bir hastaya senin tansiyonun 11 derseniz, gerçekte o tansiyon düşer mi?

Bakın Kavcıoğlu neler demiş:

"Çekirdek enflasyon göstergelerinin yakın dönem eğiliminde yavaşlama görüyoruz"

Çekirdek enflasyonda hesaba enerji, gıda, alkollü/alkolsüz içecekler, tütün, altın katılmıyor. Bunları vatandaş tüketmiyor mu? Hadi bunu düşünmeyelim. Ancak çekirdekte başkanın dediği gibi bir güç kaybı yok. Son 5 ayın değerlerine bakalım, geçen yılın Aralık ayına göre yüzde değişimler şöyle:

Mart %2,93 / Nisan %4,80 / Mayıs %5,86 /   Haziran %8,55 / Temmuz %9,22  / Ağustos %9,63   Eylül %11,29  

Bu rakamların neresi yavaşlamış? Siz gerçekleri eğip bükmeye başlarsanız, enflasyonu düşürecek tedaviden uzak kaldığınız her saniye krize davetiye çıkarıyorsunuz demektir.

Devam edelim, bakın başkan daha neler demiş:

"Arızi unsurlar ortadan kalktıkça enflasyonda geçici etkilerin de ortadan kalkacağını beklemekteyiz"

Geçici unsur dediği salgınla artan enerji ve emtia fiyatları. Sayın Kavcıoğlu kendisini FED Başkanı burayı da Amerika mı sanıyor? Türkiye ABD ya da AB değil, enflasyon problemi yapısındaki bozukluktan kaynaklanıyor. Tarım ve imalat sanayisi dışa bağlı.

Ayrıca geçici denilen enerji ve emtia fiyatlarının ABD ve AB'de kalıcı olacağına dair inanç artmaktadır. Bunu dolar endeksinin değerlenmesi ve Amerikan 10 yıllık tahvillerinin yukarı hareketinden anlıyoruz. Biz bunları görüyorsak koca TCMB görmüyor mu? Elbette görüyor ama siyasi iktidarın saçma sapan tezleri için gerçeklerin eğilmesine yardım edildiğini üzülerek görüyoruz.