Ekim 18, 2021 09:16 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Erdoğan, F-35 için ödenen paranın F-16 alımında kullanılmak istendiğini söyledi

Karar:

Akşener: Milleti değil beş müteahhidi tercih etti

Yeniasya:

Hukukta vahim tablo

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol 17 Ekim tarihli Karar gazetesinde, "CB sistemi tıkandı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" MHP kontenjanından Hakimler ve Savcılar Kurulu’na seçilen Av. Hamit Kocabey’in istifası, CB sisteminin yol açtığı ağır kurumsal sorunların bir dışavurumudur. Rivayet muhtelif… İsmail Saymaz’a göre, AK Parti bürokrasisinde beklediği hassasiyeti görmeyen Bahçeli sert bir uyarıda bulunmak istemiş, aslında çalışmalarından memnun olduğu Av. Hamit Kocabey’i bu amaçla istifa ettirmiş. Böyleyse, HSK bu dozda bir siyasi faktör haline gelmiş demektir, vahimdir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kocabey’i yakından tanıyan İYİ Partilerden benim dinlediğime göre, Kocabey “hukuk, adalet kalmadı” diye yakınıyormuş, hukukçu kimliğiyle istifa etmek istediğini Bahçeli’ye anlatmış o da onaylamış.

Böyleyse yine vahimdir, ülkede hukukun, adaletin ne durumda olduğunun bir ifadesidir. Bahçeli ile “istişare ederek” istifa ettiğini belirten Kocabey’in “hiçbir yanlışa göz yummadık” diye vurgulaması dikkat çekicidir.

Bütün denetimsiz ve dengesiz sistemler gibi CB sistemi de kurumları ezdi. AK Parti sözcüsü Ömer Çelik, daha bir yıl yeni dolduğunda sistemde “yer yer kireçlenmeler” olduğunu söylemişti. (11 Temmuz 2019)

CB Yardımcısı Fuat Oktay’ın başkanlığında Beştepe’de çalışma başlatılmıştı. Oktay’a göre, sistemde sorun yoktu, sorunlar “uygulama kaynaklı” idi, mesela “inisiyatif almak istemeyen yöneticiler… Külliye’ye soralım diyorlar”dı.

Bürokrasiyi kilitleyen bu tavır tam ta sistemin eseridir…

Merkez Bankası’nın getirildiği duruma bakın… Yirmi ayda üç başkan azledildi, dördüncüsü şimdilik devam ediyor. Başkanlar yardımcıları, PPK ve bölümlere kadar personel değişikliği yapıldı… Faiz indirimine “karşı oy” yazan üç yönetici birkaç gün önce azledildi…

İktidarın ağır siyasi yanlışları bir tarafa, “tek kişilik hükümet” sisteminde kurumların bozulması o kadar açık ki MHP Genel Başkanı Bahçeli revizyon önerdi. Erdoğan’ın kolay kolay içine sindiremeyeceği revizyon önerisinin birkaçını buraya alıyorum:

. İki başkan yardımcısı olsun ve bunları da halk seçsin…

. Merkez Bankası anayasal kuruluş halile gelsin…

. HSK yerine Yüksek Yargı Kurulu kurulsun…

. Uluslararası anlaşmaları sona erdirme yetkisi Meclis’e verilsin…

Liste uzun, ben buraya birkaç örnek aldım.

Bahçeli’nin açıkladığı metinde “kurumsallaşmış başkanlık sistemi” denilmesi de dikkat çekicidir. Devlet idaresinin ne kadar şahsileştiği görülüyor demek ki…

Böyle revizyonlarla CB sistemini “denetimli ve dengeli” hale getirmek, yani klasik başkanlıksistemine dönüştürmek mümkün olmaz.

Özellikle de HSK’dan partilerin eli çıkarılmalıdır…

...***

Mehmet Kara 17 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, " Basın dernekleri neden suskun?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Çok sayıda medya mensubunun basın kartlarının yenilenmemesi ile ilgili olarak medya/basın derneklerinin suskunluğu düşündürücü… Çünkü 1000’den fazla gazetecinin basın kartı yenilenmedi. Bu da gazetecilerin haber takibinde ciddî zorluklar yaşanmasına yol açıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

En ciddî sıkıntılardan birisi de 20 yıl basın kartı taşıyanlara komisyon kararıyla verilen Sürekli Basın Kartları’nın da yenilenmemesi. Bu kazanılmış bir hak. Hiçbir hukukî dayanağı olmaksızın basın kartlarının 2.5-3 yıldır yenilenmemesi en başta da milletin haber alma hakkının engellenmesi anlamına geliyor. Ayrıca basın mensupları için manevî zararlara da yol açıyor.  

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı yenilenmemeye gerekçe oluşturmak adına Basın Kartı Yönetmeliği’nde bir değişikliğe gitti. Bu değişikliğin Danıştay tarafından yürütmesi durduruldu. Başkanlık bu karar üzerine karara uyup basın kartlarını değiştirmek yerine başka bir yönetmelik hazırlayıp Danıştay’a sundu. 

Bunun üzerine Çağdaş Gazeteciler Derneği yeni Basın Kartı Yönetmeliği değişiklikleri için de yeniden dâvâ açtı. 24 Haziran’da açılan bu dâvâ henüz sonuçlanmış değil. Dâvâ dilekçesinde yürütmeyi durdurma ve iptal istenen dâvâda, yönetmeliğin değiştirilen maddelerinin de iptal edilen hükümlerle aynı muhtevada ve hukuka aykırı olduğu belirtildi. Dâvâ dilekçesindeki, “Yapılan yeni düzenlemelerde yargının tesbit ettiği hukukî endişelerin bir kısmı dikkate alınmamış, yargı kararına uyulmamış, bilâkis direnilerek, benzer düzenlemeler getirilmiştir. İdarenin bir ‘şekli uygulamaya’ gittiği dahi söylenemez. Danıştay kararının biçimsel olarak uygulanmasının dahi söz konusu olmadığı, aynı düzenlemelerin yeniden yürürlüğe konulması ile Anayasa’nın 2, 36, 138; İdarî Yargılama Usûlü Kanunu (İYUK) 28 maddelerine aykırı şekilde davranıldığı açıktır” denilmesi dikkat çekiciydi. 

Durum böyle iken, medyanın örgütlü olduğu onlarca dernek, federasyon olmasına rağmen içinde üyelerinin de olduğu basın kartı yenilenmeyen gazetecilerle ilgili bir çalışma içine girmemeleri de ayrı bir garabet. Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Cumhurbaşkanlığı Muhabirleri Derneği, Parlamento Muhabirleri Derneği, Spor Yazarları Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği bunlardan bir kaçı. Ayrıca Türkiye’nin her bölgesinde örgütlenen gazeteciler federasyonları var. Ama nedense tamamı bu hukuksuzluk karşısında sessizliğini koruyor. 

...***

Esfender Korkmaz 17 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Faiz-kur oyunu saatli bomba gibidir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" IMF, 2001 krizinden sonra, Türkiye'ye dalgalı kur sistemini getirdi. Dalgalı kur sistemi, gelişmiş piyasa ekonomilerinde otomatik kur istikrarını sağlar. Millî para aşırı değer kazanırsa, cari açık artar. Döviz talebi artar. Kur dengeye gelir. Millî Para aşırı değer kaybederse, tersi olur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aksak rekabetin olduğu ve teknoloji ithal etmek zorunda olan kırılgan bir ekonomide dalgalı kur politikası,  ayrıca bilinçsiz ve  lobilerin etkisi altında kalan bir ekonomi yönetimi elinde saatli bombaya döner.

Ne IMF, ne de o zaman IMF ile birlikte güçlü ekonomiye geçiş programlarını hazırlayan bürokratlar, bu bilince ve öngörüye sahip değillerdi. AKP iktidarı da bu sisteme sarıldı. Bugün her alanda çöküşü getiren en önemli sorun dalgalı kur sistemidir. Bu hususu 2005 yılında çıkan Kur Riski kitabımda yazmıştım.

Bugün geldiğimiz yerde bir durum tespiti yaparsak;

TL, dolar karşısında yüzde 40,56 oranında daha düşük değerdedir.

Genel olarak; Merkez Bankası 2003 yılı ve TÜFE bazlı reel kur endeksine göre 15 Ekim'de TL, dolar karşısında yüzde 40,56 oranında daha düşük değerdedir.

Merkez Bankası reel kur endeksi doğru bir ölçüdür. Zira 2003 baz yılında, dolar uzun süre aynı değerde kaldı. Yani baz yılı doğru bir yıldır. Ayrıca aşırı kırılgan ve aksak piyasa kendiliğinden denge kurunu ayarlayamaz.

MB gösterge faizini, enflasyonun üstünde tutmalıdır. Bu takdirde TL'ye güven oluşur, TL'den kaçış olmaz. Ayrıca Portföy yatırımları gelir. Dolar arzı artar ve kur şoku yaşamayız.

2013 yılına kadar yüksek reel faiz nedeni ile TL değerli idi. Söz gelimi MB reel kur endeksine göre TL yüzde 28 aşırı değerliydi. Bu nedenle üretim daha ucuza geldiği için üretim ithal girdiye bağımlı hale geldi.

Yüksek kur dış ticarette rekabet avantajı sağlar. İthalatın azalması ve ihracatın artmasına ve sonuçta cari açığın azalmasına neden olur. İthal girdi içeride üretilir. Bu yolla cari açık ve döviz talebi azalır.

Bu teze bakarsak makul görünüyor. Ama alt yapısı olmayan bir yaklaşımdır. Çünkü bu iktidar ne yaparsa yapsın, hukuki ve demokratik alt yapı bozulduğu ve güven kaybolduğu, ayrıca kayyum uygulaması mülkiyet güvencesini zedelediği için, doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelmiyor ve yerli sermeye de yurt dışında yatırım yapmayı tercih ediyor.

Türkiye'de üretim yüzde 40 oranında, ihracat malı üretimi de yüzde 80 oranında ithal girdiye bağımlı kalacaktır. Bu şartlarda kur artışı ithal girdi maliyetlerini artırıyor. Maliyet artışı da enflasyona yansıyor.