Ekim 23, 2021 12:27 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Düşük faiz inadı TL’ye pahalıya mal oldu

Cumhuriyet:

Dört teklif veren CHP’den MHP’ye ‘asgari ücrette sıfır vergi’ çağrısı

Yeniasya:

Milletin sofrasından ekmek çalınıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Sertaç Eş, 22 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP seçime hazır gibi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sabah ekranında üç, akşam ekranında beş kişi. Ekran bölünmüş, izleyici tüm katılımcıları görebiliyor. Taktik gereği, iktidara “soldan iliştirilen” konuşmacı bir ara, “Kemal Bey… Şimdi ne alakası vardı ‘siyasi cinayetlerin’?.. Markette her gün fiyatlar yükseliyor. Çözüm önerisi söyle. Halkla yanlış iletişim kuruyor. Bence başarısız” diyor. Yani muhalif görünüyor ama ana muhalefetin liderine muhalefet ediyor. Sonra viraja hızlı girdiğini, “Heyecanlandım biraz” diyerek kabul ediyor ve ekliyor: Tayyip Erdoğan çözsün bu sorunları…”diyen  yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hah, taktik bu… “İktidar kötü ama CHP en kötüsü, ondan bir şey olmaz” mesajını her kanaldan olabildiğince çok tekrarlamak…

Sanki hiç siyasi cinayet işlenmemiş bir ülke Türkiye. Sanki iki seçim arası, çokça tartışılan ve bitmek bilmeyen iddiaların gündeme getirildiği Ankara Gar, Suruç katliamları yaşanmamış bu ülkede. Sanki Kılıçdaroğlu, devletin koruyamadığı, yüzüne yumruk atılmış bir ana muhalefet lideri değil.

Akşam ekranı daha renkli. “Tayyip Bey’in haklı olduğunu sonradan anlayan” da var, başından beri haklı bulan da… Her renkten iktidar meftunu var ekranda, yalnızca iktidarı eleştiren kimse yok. Üşenmedik, programı sonuna kadar izledik. “Tamam ekonomi kötü ama…” sözlerinin dışında iktidarı üzecek bir sözcük yok. “Ama”dan sonra tüm sözcükler Kılıçdaroğlu diye başladı. Bazı konuşmacılar kendilerini kaybetmiş şekilde, bazen soluk almadan Kılıçdaroğlu’na yüklendiler. Bir ara biz bile Türkiye’yi Kılıçdaroğlu’nun yönettiğini zannettik…

İktidarda erimenin başladığı gerçek. Geçenlerde Şırnak’tan örnekler vermiştik. Benzer erime örnekleri Doğu Karadeniz’den de gelmeye başladı. Bu ortamda CHP, elinden geldiğince çözüm önerilerini halka giderek anlatmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun, “Sosyal kimlikler üzerinden siyaset” diye özetlediği yöntem tam CHP’ye göre. Partinin tabanıyla, geçmişiyle ters düşmüyor, yurttaşların her türlü aidiyetine saygılı.

Ekonominin yaşamı zorlaştırması, seçmeni arayışa yöneltmiş durumda. Kılıçdaroğlu, bu ortamda seçmenle, sorun yaşayanlarla buluşmaya önem veriyor. Bir siyasi sonucu olması kaçınılmaz.

CHP’deki hareketlilik tek boyutlu değil. Örgütlerden sorumlu Oğuz Kaan Salıcı ve ekibi, sandık görevlileri için şimdiden çalışmaya başlamış. Hem partinin kadroları bu kapsamda değerlendiriliyor hem de ittifakın diğer partileriyle eşgüdüm sağlanmış. Hedef, İmamoğlu’nun büyük farkla seçildiği ikinci İstanbul seçimindeki kenetlenme ve başarının yinelenmesi.

Bir şey daha… Kılıçdaroğlu, yalnızca iktidar hazırlığı yapmıyor. Yöneticilere talimat vermiş, bir ekip de iktidar sonrası için çalışıyor. Buradan bir saptamayı paylaşalım: İlk bir ay kutlama ziyaretleri, ikinci ay hazırlık, üçüncü ay uygulamaya başlamalıyız. Zaman kaybı zarar verir.

Son olarak şunu söyleyebiliriz: Kimin cumhurbaşkanı olacağı konusunda, Akşener ile Kılıçdaroğlu arasında hiçbir sorun bulunmuyor. İki lider bu konuyu beklenenden daha kolay çözerse kimse şaşırmasın. Liderlerin önceki gün basının karşısındaki uyumu bu çerçevede değerlendirilmeli.

…***

Taha Akyol, 22 Ekim tarihli Karar gazetesinde, “Bu yol yol değil!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan yine yatırımcılara çağrı yaptı, ülkemizde “mevzuatın”, vergi muafiyetlerinin ve coğrafi konumun yatırımlar için “oldukça cazip” imkanlar yarattığını söyledi. Doğru… Ama Erdoğan’ın değinmediği fevkalade önemli başka hususlar var: Merkez Bankamız bağımsız mı? Sistemde denetim ve denge var mı? Kurumlar ne durumda?..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AB’nin raporlarına göre bu hususlarda hiç iyi durumda değiliz.

TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı sanayici Tuncay Özilhan, iki gün önceki konuşmasında şöyle diyor:

“(Büyüme için) en önemli adımlar piyasa ekonomisinin, kurum ve kurallarını güçlendirmek ve başta Merkez Bankası olmak üzere düzenleyici kurumların bağımsızlığını tartışma dışı bırakacak biçimde tesis etmektir…”

Bunun anlamı, kuralların ve kurumların siyasi oy hesaplarına boyun eğmeyecek kadar güçlü olmasıdır. CB sistemi ise kurumların bağımsızlığını kaldırdı; bütün kurumlar iktidar partisi lideri olan Cumhurbaşkanı’nın emrinde…

İşte dünkü zoraki faiz indirimi konusunda Bloomberg’in haber başlığı:

“Erdoğan’ın merkez bankası yine lira pahasına faiz indirimi yaptı.”

Ekonomideki hazin durumumuz ortada…

Elbette TÜSİAD’ın her dediği doğru değildir. Siyasi görüşlerine karşı da olabilirsiniz ama iktisadi görüşlerini ciddiye almak gerekir. Yedi yıl önce TUSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen, yargısı tartışılan bir ülkeye yabancı sermaye gelmeyeceği uyarısında bulunmuştu. Başbakan Erdoğan ise “kendi ülkesini kötülemek ihanettir” diye ağır bir suçlamayla tepki göstermişti. (28 Ocak 2014)

Erdoğan bu eleştiriyi “ihanet” suçlamasıyla susturmak yerine ciddiye alsaydı, hukuku üstün, kurumları etkin tutsaydı Türk parası pul olmazdı bugün.

Devamlı gelişmekte olan tarih ve iktisat bilimleri “kurumlar”ın belirleyici önemini gösteriyor. TÜSİAD’ın iki gün önce açıklanan “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” raporunda da ekonominin geleceğine şu üç açıdan bakılıyor: İnsani gelişme, bilim ve teknoloji, kurallar ve kurumlar…

Uzmanların bulgularına göre, Türkiye bugünkü politikalarla devam ederse, yirmi yıl sonra kişi başına gelirimiz sadece 14.000 dolara çıkmış olacak, vahim… Ama insani gelişme, bilim ve teknoloji, kurallar ve kurumlar esas alınırsa yirmi yıl sonra kişi başına milli gelirimiz 30.000 bir dolara çıkacak! (s.19)

Doğru mu? Doğru… Çünkü Güney Kore böyle 35 bin dolar seviyesine çıktı…

Yine doğru çünkü iktidarın 2011’de açıkladığı “2023 Hedefleri”nin yarısına bile ulaşamayacak olmamızın sebebi, insani gelişme, bilim ve teknoloji, kurumları ve kurallar yerine “idare-i şahsiye” kurmasıdır.

Tabii diğer bir faktör, “yedi düvel” hamasetiyle herkesle kavga ederek yalnızlaşmaktır.

Rasyonel diplomasi ile ittifak ve ilişkilerimizi güçlendirerek dünyaya ‘istikrarlı Türkiye’yi göstermek zorundayız.

…***

Cevher İlhan 22 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “İktidar yolsuzlukları soruşturtmuyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İlk AKP hükûmetinin kurulduğu 16 Kasım 2002’de bizzat AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından kamuoyuna deklâre edilen “âcil eylem plânı”nda yargının bağımsızlığı, düşünceyi ifâde özgürlüğü ve siyasetin demokratikleşmesi ile birlikte “yolsuzluklarla mücadele” vaadi verilmişti. Peşinden iktidar partisinin bütün seçim bildirgelerinde, hükûmet programlarında, en son anayasa değişikliği referandumunda “3 y formülü” ile “yolsuzluklarla mücadele” taahhüdü yenilendi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Ne var ki on dokuz yıllık AKP iktidarının sonunda Türkiye, demokraside iç savaş kargaşasında dikta ile yönetilen otokratik Afrika ülkelerinin sıralandığı “hibrit-melez demokrasi” grubuna gerilerken, “dünya basın özgürlüğü endeksi”nde 180 ülke arasında Sırbistan ve Tanzanya’nın gerisinde 153. sırada Belarus, Kongo ve Brunei kategorisinde; Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün “yolsuzluk endeksi”ne göre ise 86. sıraya düşmüş. AB ülkeleri arasında en düşük puanlı Romanya’nın da gerisinde, 36 üyeli OECD’de sondan ikinci, küresel sıralamada Trinidad-Tobago, Doğu Timor ve Burkina Faso’nun kulvarında kalmış. 

Ve attığı bir tweetten dolayı “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten 160 bin vatandaşa soruşturmanın açıldığı yasaklarda, çöken ekonomide kat kat artan zam sağanağı ve vergi salmasında TL’nin dolar karşısında yüzde 200 değer kaybıyla Türkiye, dünyada en yüksek enflasyonun ve işsizliğin olduğu ikinci ülke olarak yoksullukla atbaşı giden yolsuzluklarda da pik yapmış!

Bundandır ki iktidardakiler, “kanunsuz mafyatik ilişkiler”in soruşturulmasına değil, yolsuzlukların soruşturulmasını isteyenlere garip bir biçimde “suç duyurusu”nda bulunuyor.

Daha da vahimi, en son deşifre olan “iktidar yandaşı” bazı vakıf ve derneklere kamudan milyarlarca liralık kaynak aktarımlarıyla ilgili Meclis araştırması önergesinin AKP-MHP oylarıyla kabul edilmemesinde açığa çıktığı gibi, ayyuka çıkan yığınla yolsuzluğun, rüşvetin, zimmetin, soygunun, ihaleye fesat karıştırmanın, hırsızlığın, çökmenin, irtikabın, kayırmanın, gasbın, yağmanın, millet irâdesinin temsilcisi TBMM tarafından araştırılıp soruşturulması siyasi iktidarca reddediliyor.