Ekim 25, 2021 12:41 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Sağlık için ayrılan bütçenin en büyük payı şehir hastanelerine gitti

Karar:

Büyükelçi krizi doları ateşledi! Bir yeni rekor daha

Yeniasya:

Şartlar devam ettikçe müsilaj tehlikesi var

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Uğur Emek 24 Ekim tarihli Karar gazetesinde, “Mega projelerin bütçe ödenekleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Basından öğrendiniz. 2022 yılında şehir hastanelerine yapılacak ödemeler için 21,6 milyar TL, otoyollar/köprüler için 20,3 milyar TL ve Avrasya Tüneli için de 540 milyon TL ödenek ayrıldı. Bu sayılar kendi başlarına pek bir anlam ifade etmiyor. O nedenle bazı karşılaştırmalar yapacağım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) bütçesindeki garanti ödemelerinin, kendi bütçesi içerisindeki payı % 45. İzleyen yıllarda bu oran % 47’ye çıkıyor. KGM’nin harcadığı 2 liranın neredeyse 1 lirası gelir garantilerine gidiyor. Yani karayolları bütçesi giderek esnekliğini kaybediyor ve daha donuk hale geliyor.

KGM bütçesinin yarısı mega projelere gidiyorsa, diğer yol yatırımları ne olacak? Mevcut yolların bakımı nasıl yapılacak?

KGM ya yeni yol yapmayacak ya da gelir garantili YİD projelerine daha çok yaslanacak. Böylece gelecek nesillere daha fazla yük aktarılacak.

Kurumların, bütçe tekliflerini Orta Vadeli Program’da (OVP) belirlenen makroekonomik çerçeveye göre hazırlaması gerekmektedir.

OVP’den önümüzdeki yıllara ilişkin kur tahminlerini okuyabiliyoruz.

Kurumların, dövize dayalı gelir garantilerinin Türk lirası karşılığını bu kurlara göre hesapladığını kabul ediyoruz.

Şehir hastanelerinde yapılan kira ve hizmet bedeli ödemeleri doğrudan yükümlülüktür. Anlaşılan, Sağlık Bakanlığı önümüzdeki yıllarda kullanım ve hizmet bedeli ödemelerinin daha da artmasını beklemektedir. 2021 yılında yaklaşık 2 milyar dolar olan ödeneğin 2024 yılında 2,5 milyar dolar olması öngörülmektedir.

Bu tabloda bana ilginç gelen otoyol ve köprü ödeneklerindeki beklentilerdir.

Bu projelerdeki gelir garantileri koşullu yükümlülüktür.

Yani sözleşmelerde verilen geçiş garantileri kadar otoyollardan ve köprülerden geçerseniz, bütçeye bir yük gelmiyor.

Geçmediğinizde; verilen garanti ve gerçekleşen trafik arasındaki farkı vergi mükellefleri ödüyor.

Değerli okur, artık KGM de sizlerin bu pahalı yolları kullanmayacağınıza inanmış görünüyor.

Bu nedenle de 2021 yılında 1,7 milyar dolar olan garanti ödeneğinin, 2024 yılında 2,6 milyar dolar olmasını öngörmüş.

KGM sizlerin bu yolları ve köprüleri daha çok kullanacağınıza inanmış olsaydı; bu ödeneklerin giderek azalması gerekirdi.

Bu taahhüt çerçevesinde KÖİ sözleşmesi süresinden önce feshedilirse; yurt dışından sağlanan finansman ve bu finansmanın teminine yönelik türev ürünlerden kaynaklanan yükümlülükler HMB tarafından üstlenilmektedir.

TBMM’ye de gönderilen Kamu Borç Yönetimi Raporundan görüleceği üzere Hazine ve Maliye Bakanlığı (HMB) 7 otoyol projesinde 17,2 milyar dolar tutarında borç üstlenim taahhüdünde bulundu.

2022 yılı Bütçe Kanunu Teklifinde, HMB’nin 4,5 milyar dolar daha borç üstlenim taahhüdünde bulunmasına imkân sağlandı.

HMB, genel ve özel bütçeli kuruluşların KÖİ sözleşmelerinde borç üstlenim taahhüdünde bulunuyor.

DHMİ gibi genel bütçenin dışındaki KİT’ler ve yerel yönetimler kendileri borç üstlenim taahhüdünde bulunmaktadır. Şehir hastanelerinde Sağlık Bakanlığı kendisi borç üstlenimini taahhüt etmektedir.

Maalesef çoğu konuda olduğu gibi bu yükümlülükler hakkında da kamuoyuna bilgi verilmiyor.

…***

Mehmet Kara 24 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “İktidar, milletin arasında dolaşmaktan korkuyor mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Önce şaka sandık, ancak haber doğruymuş. Haberi okuyunca pek çok kişi gibi biz de hayretler içerisinde kaldık. Başta muhalefet partilerinin genel başkanları olmak üzere milletvekilleri uzunca bir süredir halkın arasında, neredeyse adım adım dolaşarak milletin dertlerini dinliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Milletten gelen dertleri tek tek not alıp Ankara’da grup toplantıları, basın toplantıları ve açıklamaları ile gündeme getirip iktidarın dikkatini çekmeye çalışıyorlar. İktidar partileri bunları not alıyor mu bilemiyorum, ama genel başkan bazen miting yapıp, görüşlerini açıklayıp gidiyor. Küçük ortak ise mesajlarını sosyal medya üzerinden ya da haftalık grup toplantısında açıklıyor. 

Başta işsizlik, geçim sıkıntısı, adalet ve hukuk olmak üzere milletin sayısız derdi var. Millet sokakta gördüğü siyasetçiye feveran ediyor. İktidara mensup vekiller halkın arasına çıktıklarında bu dertler kendilerine de iletiliyor. 

Akaryakıt, doğal gaz, elektrik gibi temel ihtiyaçlar başta olmak üzere piyasadaki her şeye zam gelmesi vatandaşı hayatından bezdirdi. Özellikle asgarî ücretle çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere vatandaşın çoğunluğu geçim konusunda büyük sıkıntı içinde. Ortada bir süredir artık iktidar tarafından da dillendirilmeye başlanan büyük bir ekonomik kriz var. Döviz ve altının rekor düzeyde artması hayatın bütün alanlarını etkilerken, bir taraftan da devletin iç ve dış borcu her geçen gün artıyor. Sonuç olarak bu durum vatandaşa her alanda zam olarak yansıyor. 

Ekonomide durum böyle iken, iktidar partisi AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir’in son açıklaması da aslında birçok şeyin gün yüzüne çıkmasına sebep oldu. Milletin sıkıntılarının farkında olduklarını belirtirken Kandemir şu ilginç cümleyi kurdu: “Vatandaşlarımız arasında dolaşan tebdil-i kıyafet ekiplerimiz üzerinden ciddî bir çalışma yürütüyor, raporluyor ve Genel Başkanımıza arz ediyoruz…” 

Kriz bütün ülkeyi kasıp kavururken, hâlâ neyin analizi yapılıyor? Krizi görmek için sokağa çıkıp milletle 10-15 dakika konuşmak yeterli.  

…***

Veysel Ulusoy 24 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tarımda da doğruları söylemek gerekiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Biraz önce aldığım fiyat bilgisine göre... diye başlayan cümleler, kronik enflasyonun habercisi niteliğindedir genel olarak... Tabii enflasyon deyince herkesin aklına raflarda değişen fiyatlar geliyor, değil mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Doğal olarak öyle oluyor ama son günlerde tarım girdilerindeki fiyat artışı ya da doğru tabirle hiper enflasyon konuşulması ve analiz edilmesi gereken en önemli sorun olarak karşımızda duruyor. Öyle ki şu günlerde tarlalara düşecek buğday, arpa ve diğer ürün tohumlarının programını toplumca yapmazsak, gelecek seneye neler yaşayabileceğimizi tanımlamak olanaksız hale gelir.

Bir defa küresel girdi fiyatlarındaki tüm artışlar, Sayın Bakan’ın söylemlerinin belirttiğinin aksine, olduğu gibi ve aynı gün girdi fiyatlarına yansıtılmıştır. Bununla da kalınmamış, küresel fiyatların da üzerinde bir fiyatlama piyasada kendisini göstermiştir. 

Örnek mi?

Kullanılan tohumu şimdilik bir kenara bırakıyorum. Mazotu ve işçi giderlerini bile saymadan, Sayın Bakan’ın vurguladığı fiyat karşılaştırmasının girdi maliyetinin en önemlisi olan gübre fiyatlarını inceleyerek doğru olmadığını basit bir istatistikle gösterelim.

Öncelikle 23 Eylül 2021 tarihine gidelim. Gidelim derken daha bir ay öncesine sadece...

Üre gübresinin fiyatı 515 dolar/ton artı taşıma gideri. Tam bir gün sonra dolar fiyatına yapılan zamla bu 660 dolar/ton artı taşımaya çıkıyor. Durun, daha iyi günler bunlar demeye kalmadan 14 Ekim sabahı 885 dolara çıkıyor. Daha bitmedi... İki gün içinde bir ayda dördüncü zam geliyor ve fiyat 935’e çıkıyor. 

Bunu şimdilik bir kenara not edin lütfen.

Gelelim ikinci gübre çeşidi olan can gübre (AN) fiyatlarına. Ayrıntıya girmeden son hasattan günümüze (15 aylık) zammı yazıyorum: Yüzde 485.

“İyi de ne yapalım, küresel fiyatlar o kadar arttı ki bunun çok az kısmını fiyatlara yansıtıp çiftçimizi koruyoruz, alın terini boşa akıtmıyoruz” yaklaşımına gelelim ve dünya gübre fiyatlarına bakalım.  

Daha o kadar çarpıklık ve yanlış bilgi(lendirme) var ki... Şimdilik onları bir tarafa bırakalım ve artık ortalama 300 dekar toprağın işleme ve ürün yetiştirme maliyetinin başa baş (sıfır gelir) olduğunu vurgulayalım. Diğer bir ifadeyle, artık 300 dekar ve aşağısında tarla işleyen çiftçilerin maliyetlerini bile karşılama olanağı bulamayacağı günleri yaşayacağız.