Kasım 01, 2021 11:02 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Maliyet artışına rağmen gelecek yıl da elektrik, doğalgazla üretilecek

Karar:

Doğal gazda sanayi abonelerine yüzde 48 zam

Yeniasya:

Ekonomide kısır döngü

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

..***

Hüseyin Yıldız 31 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Merkez Bankası’nın güven sorunu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Perşembe günü, Merkez Bankası Başkanı, yılın son “enflasyon raporu”nu açıkladı. Bankanın, asıl hedefi olan “fiyat istikrarı” hedefinin ertelendiğini, büyümeye destek olacak bir politika uygulamasının tercih edildiğini, bunun için cari dengenin sağlanmasının önemli olduğunu, bu gerçekleşirse eğer kurların ve dolayısıyla fiyatların da istikrar kazanacağını belirtti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Merkez Bankası, uzun bir süreden sonra eylül ayı toplantısında faiz indirimi kararı aldığında ekonomistler yorum yapmakta zorlanmışlardı. Çünkü bu kararın kurları, dolayısıyla enflasyonu artıracağı ortada iken, fiyat istikrarını hedeflediği varsayılan Merkez Bankası açısından, bir rasyonalite içermiyordu. Beraberinde Merkez Bankası’nın güvenilirliği, bu tür (iktisat) bilimdışı zorlama kararlar nedeniyle tartışılır hale geldi.  

İlginç bir şekilde Merkez Bankası, “enflasyon raporu” toplantısında yapılan açıklamalar ile bir kez daha güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oldu. Açıklamaların genelinin yanı sıra, spesifik olarak, daha geçen ay yüzde 14.1 olarak ilan ettiği yıl sonu enflasyon hedefini, bir ay sonra yüzde 18.4 olarak (4.3 puan artırarak) revize etti. Gel de bankanın tahminlerine güvenmeye devam et. Para politikaları uygulamalarında merkez bankalarının piyasalara güven vermesi çok önemli bir faktördür. Bu güveni sağlamak artık çok zorlaşmıştır. 

Başkan diyor ki: “...ihracat artıyor ve daha da artacak. Bunu sağlayan değersiz TL’dir. Bu nedenle, dövizin değer kazanmasından (bu aşamada) rahatsız değiliz. Yıllardır gördük ki cari açık ile büyümek sürdürülebilir değil. Bu nedenle biz cari dengeyi sağlayacağız, bunu da ihracatı artırarak sağladığımız için döviz ihtiyacını karşılama gücümüz olacak ve orta-uzun vadede kur dengeye gelecek. Bu süreç içinde artan dış talep yatırımları artıracak, artan yatırımları desteklemek için faizler düşük tutulacak (ki bu aynı zamanda iç talebi de destekleyecek) sonuç olarak, üretim üzerinden fiyatlar da dengeye gelecek...” Toplantıda söylenmeyen ancak yorumlayabileceğimiz bir diğer husus da kamu maliyesinin enflasyonla mücadele için daha etkin kullanılacağı ve yapılacak sübvansiyonlar ile vatandaşın fiyat artışlarının etkisinden bir müddet korunabileceği öngörüsüdür. 

Bir kez daha teorik iktisat bilimiyle analiz yapmanın mümkün olmadığı (siyasi) zorlamalarla yol alınmaya çalışılıyor. Para politikası uygulanırken enflasyon hedefi öteleniyor, kurların hedef olmayacağı açıklanıyor, maliye politikasının bu süreçte daha etkin biçimde katkı sağlayacağı düşünülüyor. Yapılan tercihlerle parasal genişleme sağlanırken, yıllardır çok övünülen mali dengeden de vazgeçileceği ve bütçenin daha fazla kullanılacağı (açık vereceği) anlaşılıyor. Bu mali genişlemenin de enflasyonist sonuçları olacaktır. Bütçe açıklarının sermaye piyasasından karşılanması ihtiyacı, yine faizler üzerinde baskı oluştururken, fiyatlar genel seviyesini de yükseltecek ve enflasyon kalıcı hale gelecektir.

...***

Taha Akyol, 31 Ekim tarihli Karar gazetesinde, " Türkiye 20 yılda nereden nereye?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye, malum, kara para ile yeterli mücadeleyi yapmadığı için FATF tarafından “gri liste”ye alındı. Ülkemizin onuru adına esef verici olduğu gibi ekonomimize de ciddi zarar verecek. IMF’ye göre, gri listeye alınan ülkeye yabancı sermaye girişi, milli gelirinin yüzde 7.6’sı civarında azalıyor. Demek ki Türkiye’ye faturası 64.6 milyar dolar olacak!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Evet, ülkemize zaten gürül gürül yabancı sermaye gelmiyor. Ama ülkemizin risk priminin artacak olması faiz borçlarımızı yükselteceği gibi, yatırım yapılabilir ülke görüntüsünü daha da sarsacak.

Oysa uyarılar olmuştu, yolsuzlukla mücadele kanunlarını çıkarmıyorsunuz, gri liste gelebilir diye…

Türkiye 2011 yılında Mehmet Şimşek’in gayretleriyle yapılan düzenlemeler sayesinde gri listeden çıkmıştı, on yıl sonra tekrar gri listeye düştük!

Mehmet Şimşek de “laf dinlemediği” için uzaklaştırılmıştı ama birlikte çalıştığı bürokratlardan, uzmanlardan fikir almak gerekmez miydi? Elbette gerekirdi ama 3 Sayılı CB Kararnamesi’yle Cumhurbaşkanı kendisine neredeyse sınırsız azil ve atama yetkisi verdi… Kurumlar daha bir “bizden” hale getirildi….

Yeni durumu, CB Yardımcısı Fuat Oktay’ın sözleri güzel anlatıyor: “İnisiyatif almak istemeyen yöneticiler… Külliye’ye soralım diyorlar.” (11 Mart 2021)

Artık bürokratlar ‘şunlar yanlış’ diye uyarmaktan çekiniyor ama dışarıda bu uyarıları yapan çok isim ve kurum var…

Dünya ölçeğinde en başarılı Merkez Bankası başkanlarından biri olan Durmuş Yılmaz bugünkü Merkez Bankası’nı anlatıyor:

“Merkez Bankası’nın bilançosu son derece şeffaftı, tabiri caizse bu bilançoya bakan MB’nın ince bağırsaklarını bile görebilirdi. Bu şeffaflık zarar gördü, kayboldu. Ne oldu; mesela dövize doğrudan müdahalelerle ilgili bilgiler paylaşılmadı. Birçok konu karanlıkta kalıyor. 128 milyar doların nasıl satıldığıyla ilgili herhangi bir kayıt yok…” (Sözcü, 30 Ekim)

Ekonomi ne durumda? Kişi başına gelirimiz, 12 bin dolardan 8 bin dolara düştü.

Eleştiriler, uyarılar zamanında dinlenilip ona göre ekonomi yönetilseydi, bugün Romanya’nın gerisine düşmüş değil, refahı daha yüksek, itibarı daha güçlü bir ülke alacaktık...

Hür düşüncenin, eleştirinin değerini görüyorsunuz; ekmeğimizi bile etkiliyor.

...***

Mehmet Kara 31 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, " Kesinlikle oy vermeyeceğim!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin yapılmasına normalde 20 aylık bir süre var, ama ülkede bir seçim havası esiyor. Seçim dönemlerinde miting meydanlarında yaşanan üslûpsuz, ayrıştırıcı, kirli siyaset dili, hakaretler, ağza alınmayacak galiz ifadeler, “terörist, hain” suçlamaları Meclis grup toplantılarında dillendiriliyor. Bu durum haliyle millete de yansıyor. Sokakta gördüğü siyasetçiye hakaret edilmesinde, “çocuğuma dokunma” şeklindeki tepkilerde sorgulanması gereken esas baştakilerin kullandığı bu kirli siyaset dili."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Parti genel başkanlarına, yardımcılarına, onlarca gazeteciye yapılan saldırıların failleri ya bulunamıyor ya da serbest kalıyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu durumdan ders alınmamış, tam tersine daha çok tahrik yapılıyor. Vicdanları yaralayan bu olaylarda sessiz kalınması düşündürücü. Maalesef siyaset dilindeki kirlenmenin en büyük zararı ise bütün bir toplumu zehirlemesi oluyor. 

Böyle gerilimli ve ayrıştırıcı bir ortamdan geçerken araştırma şirketleri milletin nabzını tutuyor. Bu araştırma şirketlerinden birisi de MAK danışmanlık… Şirketin, 11-21 Ekim tarihleri arasında 30’u büyükşehir olmak üzere 71 şehirde 5 bin 750 kişi ile yaptığı araştırma çarpıcı sonuçları ortaya çıkarttı.  

Ankete göre, Türkiye’nin en öncelikli sorunu açık ara hayat pahalılığı ve işsizlik olurken, seçmenin çok büyük bir bölümü geçen seçimde oy verdiği partiye tekrar oy vermeyeceğini açıklamış. 

Anketten birkaç sonuç aktaralım: 

Ankete katılanların yüzde 54’ü ülkedeki en önemli sorun için “hayat pahalılığı ve işsizlik” cevabını verdi. Yüzde 16 en önemli sorun “eğitim” derken, yüzde 14 “göçmenler”, yüzde 10 ise “adaletsizlik” cevabını vermiş.  

Burada Bülent Arınç’ın hayat pahalılığı ile ilgili “Dindar insanlarımızın bile tamamen tersine döneceğini bir gün göreceksiniz. Değer yargıları değişebilir” dediğini de hatırlatmak gerekiyor. 

“Size göre ülkemizde bir erken seçim gerekli mi?” şeklindeki soruya katılımcıların yüzde 42’si “Evet gerekli” derken, yüzde 43’ü “hayır gerekli değil” cevabını vermiş. Yüzde 15 ise “kararsız’” ve “cevap yok” demiş. 

“Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı adayı olursa oy verir misiniz?” sorusuna ankete katılanların yüzde 37’si “Kesinlikle oy veririm” derken, yüzde 9 ise “Verebilirim, ama bu karşısındaki adaylara bağlı” dedi. Yüzde 42 “kesinlikle oy vermem” derken, yüzde 12 ise kararsız kalmış.