Türkiye'den köşe yazarları
Karar gazetesi: Hukuk arkadan gelmez
Yeniasya:
OHAL Komisyonu anayasayı ihlâl etti
Milli gazete:
Önce ahlak ve maneviyat prensibini içselleştireceğiz!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 8 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Ekrem İmamoğlu ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Gündemi meşgul eden en önemli siyasi konular arasında Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı. Tartıştıran, ilk sırada anket şirketleri... ve ikinci sırada iktidar silahşorları. Ekrem Bey’in çevresinde de adaylığa olumlu bakılmanın ötesinde bir davranış var.. Ekrem Bey’in gönlünde de böyle bir adaylık yatmadığını doğrusu söyleyemem. Güzel bir mevki!.. Hele bugünkü Cumhurbaşkanlığı yetkileriyle olursa, müthiş bir güç.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekrem Bey, güçlendirilmiş parlamenter sistemi ister mi, hiç haberim yok, belki açıklama yapmıştır, görememiş olabilirim. Ama bugün Millet İttifakı’nın öngördüğü ve hemen hemen üzerinde anlaştıkları sistemde güçlü başbakan olmak ister..
Ekrem Bey konusu sadece anket şirketlerinin ve iktidar silahşorlarının odağında olsa, neyse. CHP içinde de parti meclisinde de biraz yankı bulduğunu duyuyorum. Ayrıca Meral Akşener biliyorsunuz, “CHP eğer aday gösterirse destekleriz” anlamında açıklama da yaptı. Ama parti içinden duyumların farklı olduğunu belirteyim.
Anket şirketlerini anlarım. Seçimlerde beğenilme ölçümlerini yapıyor müşterilerine. “Kim cumhurbaşkanı adayı olsun” cazip bir soru. Öne çıkan ve halk içinde de konuşulan insanları gündeme getiriyorlar. Bir yılı aşkın süredir bu tür anketler yapılıyor. En çok öne çıkanlardan biri de Mansur Yavaş.
İktidar silahşorları da İmamoğlu’nun CHP içinde ciddi sorun ve ayrılıklar yaratabileceği ve bunun bir şekilde seçim sürecinde Millet İttifakı aleyhine bir sonuç vereceği beklentisi içinde yazıp çiziyorlar. Bir, “İmamoğlu Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını bağımsız olarak koyacak” yazmadıkları kaldı! Yoksa bunu da yazdılar mı?!
Yavaş’ı da İmamoğlu’nu da bulup iki büyük kentin başına oturtan Kılıçdaroğlu. Aday seçimleri çok iyi ve hatasız. Çokbilmiş bazı yazarlar mesela “Kim tanır İmamoğlu’nu, büyük hata..” diye yazıp durmuşlardı. Bu yazdıklarını kendileri de unutmuştur.. İkisi de doğrusu çok iyi gidiyor; dahası gördüğüm kadar Mansur Bey bir-iki adım önde destek buluyor.
Ankara, nüfus olarak İstanbul’un beşte biri gibi. İyi bir politika ile tüm Ankaralıları kapsaması daha kolay. İstanbul’un zorluk derecesi, nüfus ve yüzölçümü olarak çok büyük. Dolayısıyla Ekrem Bey’in işi katbekat zor. Herkese ulaşması kolay değil. Çok çalışılması gerek, şimdiki durum üzerine hayallere kapılmadan.
Kılıçdaroğlu bu kez çok net olarak, belediye başkanlarının yerlerinde kalması gerektiğini söyledi ve hem de tartışmaları bitirdi gibi. İşaret ettiği de bu durumda büyükşehirlerin AKP’ye geçeceği. Evet, bu net! Büyükşehir başkanlarından kimse görevini terk etmeyecek ve milletvekili adaylığı bile beklemeyecek anlaşılan.
Büyük kentler bir daha yağmacılara teslim edilemeyecek şekilde millet kazanılmalı. Buradaki başarı, ülkemizde bir halk iktidarını da güçlendirici büyük etki yapacaktır. Her açıdan tarihsel bir dönüm noktasındayız.
...***
Mehmet Kara 8 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Meclis denetim yetkisini kullanabiliyor mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Demokrat Parti, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ile DEVA Partisi yetkililerinin ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ önerileri ile ilgili toplantılar büyük bir uyum ve ahenk içinde devam ederken, yeni sistemde kireçlenmelerin ve tıkanmaların olduğu iktidar tarafından kabul edilmesine ve bunların rehabilite edileceği yönündeki açıklamaların üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen herhangi bir çalışması görülmüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İki yıl içinde Meclis’in “etkinliğinin azaldığı” yaşanarak görüldü, görülüyor. En başta Meclis’in denetim yetkisi yok edildi. Güvenoyu, gensoru, bütçeyi veto hakkı da yok...
24 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe giren Türk tipi ve partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en önemli eksikliklerinden birisi Meclis’in etkinliğinin azalması. Cumhurbaşkanının tek başına çıkardığı kararname ya da kararların Meclis’in çıkardığı kanunlardan fazla olması, denetim yetkisinin ağır aksak ilerlemesi, güvenoyu, gensoru ve bütçeyi veto hakkının olmaması Meclis’in etkinliğinin azalmasına neden olarak görülüyor.
Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin yazılı soru önergesine verilen cevaplara göre, Temmuz 2018’de başlayan 27. Dönem Meclis çalışmalarında, 1 Ocak 2021- 15 Haziran 2021 tarihleri arasını kapsayan dönemdeki AKP’nin verdiği 104 kanun teklifi yasalaşmış. Bu tekliflerin toplam madde sayısı bin 493 olmuş. Aynı dönemde 64 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılırken bu kararnamelerdeki madde sayısının 2 bin 229 olması da bunun en önemli göstergesi oldu.
TBMM Başkanlığı’na sunulan 852 Meclis araştırma önergesinin 4’ünü AKP, 446’sını CHP, 228’ini HDP, 153’ünü İYİ Parti ve 21’ini MHP vermiş. 852 Meclis araştırma önergesinden ise sadece 30’u kabul edilmiş. Muhalefetin verdiği 322 kanun teklifinden hiçbiri gündeme alınmamış.
Parlamenter sistemde seçilmiş cumhurbaşkanı yurtdışına çıktığında yine seçilmiş olan Meclis Başkanı vekâlet ederken, şu anda Cumhurbaşkanı tarafından atanan yardımcısının vekâlet etmesi dahi tek başına yeni sistemin eksikliği. Meclis Başkanı Mustafa Şentop, “yeni sisteme göre Meclisi biraz daha yasama alanında etkin hale getirecek enstrümanların iç tüzükte olması gerektiğini” ifade etmesi yeni sistemde rehabilitelerin yapılmasının zorunluğunu ortaya çıkarmıştı.
...***
Remzi Özdemir, 8 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yüksek asgari ücret hayal mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Enflasyon aldı başını gidiyor. Resmi enflasyon yüzde 19 ama bağımsız kuruluşlar yüzde 40 olarak ölçüyor. Zaten bu farkı ölçmek ve görmek için illa resmi rakamlara bakmaya gerek yok. Markete giden herkes enflasyonu o kadar acı bir şekilde hissediyor ki! Ötesi yok!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Son günlerde piyasada dolaşan bir spekülasyon var. O da iktidarın emeklilere yapacağı zammı yüksek tutacağı ve asgari ücreti 4 bin liraya yakın yükselteceği yönünde.
İktidar emekliye ve kamu çalışanlarına istediği kadar zam verebilir. Basar parayı yüzde 30 zam yapar. Tabii ki şu an bu ülkenin böyle bir kaynağı olmadığı için parayı basmak zorunda. Para basmak ise enflasyonu daha da arttıracaktır.
Yani bugün 2 bin lira emekli maaşı alan insanların maaşı 3 bin lira olursa aradaki farkı zaten enflasyon olarak geri alacaktır.
Seçim öncesi bunu yapabilir mi?
Yapabilir! Hatta isterse en düşük emekli maaşını 3 bin lira bile yapabilir.
Sonuçta Merkez Bankası'nın matbaası orada ve kâğıt stoku da yeterince var. Gelelim asgari ücrete.
Her yıl büyük pazarlıkların yapıldığı asgari ücret ile ilgili söylentiler aldı başını gidiyor. İddialara göre asgari ücret 4 bin lira olacak. Şu an 2 bin 825 lira civarında 4 bin lira asgari ücret heyecan verici.
Peki devlet bu parayı verebilir mi? Kesinlikle verebilir! Tıpkı emekli ve kamu çalışanlarına istediği kadar verebileceği gibi yüksek asgari ücreti de verir. Hiç sorun yok!
Ama ortada başka büyük sorun var. Bu kadar yüksek asgari ücreti sermaye verebilecek mi?
Yani iş dünyası ne düşünüyor? Sonuçta asgari ücreti kullanan sadece devlet değil aynı zamanda özel sektör de.
Asgari ücretteki büyük bir artışı özel sektör kabul etmeyecektir. Büyük bir bölümü de veremeyecektir.
Türkiye enflasyon sarmalına gitti ve iktidar ülkeyi bu sarmaldan kurtaracak güce sahip değil.
Türkiye'nin kurtuluşu emekli maaşlarının ve asgari ücretin artışı değil, ülkenin refahının artmasındadır.
Dediğim gibi Türkiye çok derin ve soğuk bir kışa giriyor. Allah hepimizin yardımcısı olsun.