Kasım 30, 2021 08:20 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türkiye'de yapılan özelleştirmelere rağmen ülkenin borç yükü arttı

Karar:

Enflasyon seçimden önce düşer

Yeniasya:

13 milyon emekli açlık sınırında yaşıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Kahveci, 29 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "Doları kim yükseltti?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Eskiden olmadık şeylere bile bildiri yayınlayan MGK, şimdi ise olmayan ekonomi programına sahip çıkan bildiri yayınladı. Cümle aynen şu şekilde: “Türkiye’nin inşa ettiği sağlam altyapı üzerinde, hedeflerine uygun şekilde yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde karşılaştığı ve karşılaşabileceği sınamalar ile tehditler değerlendirilmiş, Cumhuriyet’imizin 100. yılına her alanda olduğu gibi iktisadi olarak da güçlü şekilde ulaşma kararlılığı teyit edilmiştir.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

5 yıllık kalkınma programında yok.

3 yıllık orta vadeli programda yok.

1 yıllık bütçe de yok;

ama MGK bildirisinde yazılı olamayan programa tehditler değerlendirilebiliyor. Hangi tehditler acaba?

Sayın Cumhurbaşkanı bu program için 19 yıl beklediklerini ve hazırlandıklarını açıklıyor ama program hala yazılamamış. 19 yıl beklenmiş ama sanırım kimse görmesin diye yazılmamış ve yayınlanmamış.

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçilerek programa hazırlık öncesine bakalım.

2018’de Merkez Bankası’nın dış borcu sadece 1,5 milyar dolar ama şimdi 27,1 milyar dolara yükselmiş.

Merkez Bankası’nı yeniden dış borçlanmaya iten bu programa hazırlık mı?

2018’de 140 milyar dolar olan kamu kesimi dış borcu, şimdi 180 milyar dolara çıkartılmış. Kamu dış borcunu artıran da bu programa hazırlık mı?

Ne olduğunu bilmiyoruz tabi.

Ama programa karşı çıktığı söylenen iktisatçılar mandacı ilan ediliyor.

Bir de “şer güçler” meselesi var tabii. Ülkemize saldıran ve darbeyle yıkamadıkları iktidarı dolarla yıkmaya çalışan dış güçler. Kim bunlar?

Mesela bize oluk oluk dış borç veren ülkeler değil herhalde.

Hatta yüksek ihracat yaptığımız AB ve ABD de değil sanırım. Olsa olsa ihracatımızın sınırlı ama ithalatımızın sınırsız arttığı Çin ve Rusya mı?

Bu ülkeler de olamaz.

O zaman kim bu “şer güçler”?

Şer güçler ve bunların iç işbirlikçileri doları yükseltiyormuş hikayesine biraz daha yakından bakalım.

Merkez Bankası Ekim ayı “Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi” raporunu yayınladı. Resmi rezerv varlıklarımız 128 milyar doları aşmış. Hatta sayın Cumhurbaşkanı da bununla övünüyor.

Ödemeler dengesine bakıyoruz: Eylül ayında 1.652 milyon dolar fazla var. Yani cari açık vermiyoruz. Hatta cari işlemlerimiz ağustos ayında da 814 milyon dolar fazla vermişti.

O zaman kim ve nasıl bir oyunla bu doları yükseltiyor?

...***

Mehmet Kara 29 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Ekonomik krizi görememek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomik kriz vatandaşın belini büküyor. Akaryakıta gelen zamlar iğneden ipliğe vatandaşa yansıyor. Un, şeker, çay gibi temel ürünler marketlerde sınırlı sayıda verilir oldu. Dövizdeki artış fakiri daha fakir, zengini daha zengin yaparken bu artışlarda millete zam olarak yansıyor. Her şeye zam gelirken çalışanların aldığı maaşlar döviz karşısında her gün eriyor. 2.825 lira asgarî ücret 1 Ocak’ta 383 dolar ederken, şu anda 217 dolar ediyor.  Yani asgarî ücretlinin maaşı 11 ayda 163 dolar daha azaldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

200 TL’lik banknot 2009 yılında piyasaya sürüldüğünde değeri 131 dolar iken geçen hafta 19 dolara, şimdi ise 15 dolara düştü. 

2002’de dolar 1.50 lira iken partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin yürürlüğe girdiğinde 4.50’lere, 3.5 senede ise 13’le çıktı… 

Sadece bu kadarı bile ekonominin dibin de dibine vurduğunu gösterdi. 

Önümüzdeki ay Asgarî Ücret Tespit Komisyonu toplanacak ve önümüzdeki yılın asgarî ücretini belirleyecek. Sendikalar asgarî ücretin net 5.200 lira olmasını isterken, hükümet ve işveren tekliflerini bu zamana kadar açıklamasalar da enflasyon oranında zam verilmesi isteyecekleri tahmin ediliyor. Bu da yaklaşık 3.400 lira demek, “iyileştirmeler”le birlikte en fazla 3.600 lira demek. Yoksulluk sınırı 10 bin liranın üstünde olduğuna göre asgarî ücretli yoksul kalmaya devam edecek.  

Bu yüzden hem çalışanlardan hem de işverenlerden alınan vergilerin düşürülmesi ya da çalışandan vergi alınmaması artık elzem hale geldi. 

Enflasyon rakamları Cuma günü açıklanacak. TÜİK’in açıklayacağı enflasyon hem yeni asgari ücreti hem de yılsonu emekli ve memura yapılacak zamları etkileyeceği için önemli.  

Bağımsız kuruluşların açıkladığı enflasyon rakamları ile resmî enflasyon rakamları arasında uçurum var. Milletin enflasyonu da resmî enflasyonun katbekat üzerinde… Bu durum memur, işçi, çiftçi, Bağ-Kur’luyu da kara kara düşündürüyor. Çalışanlar “gerçek enflasyon” üzerinden zam yapılmasını bekliyor, ama nafile… 

...***

Zeki Ceyhan 29 Kasım tarihli Milli gazetede, " Gerçek enflasyon!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Gerçek enflasyonu öğrenmek isteyenin vergi, harç ve cezalara uygulanacak zam oranlarına bakması yeterli olacaktır. Vergi Usul Kanunu Tebliği’ne göre yıl başında yüzde 9,1 olarak uygulanan zam oranı yeni yılda yüzde 36,2 olarak uygulanacak! Siz hem vergi, harç ve cezalara uygulanacak zam oranını yüzde 36,2 olarak ilan edeceksiniz hem de enflasyonun yüzde 19 civarında olduğunu iddia edeceksiniz!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Böyle bir zam ortada iken enflasyonun yüzde 19 civarında olduğunu savunmak ancak kargaları güldürebilir.

Vergi Usul Kanunu Tebliği ile ilan edilen zam oranları TÜİK tarafından yapılan enflasyon oranı açıklamalarının ne kadar düzmece ve hayali olduğunu ortaya koymuş olmuyor mu?

Ülkeyi yönetenler vergi, harç ve ceza gelirlerinde bir kayba uğramamak için şimdiden tedbir alıyorlar ve yüzde 36,2’lik bir zam ile vatandaşın karşısında yerlerini alıyorlar.

Enflasyon TÜİK tarafından ileri sürüldüğü gibi yüzde 20’nin altında olsaydı onlar da zammı bu oranlara çıkartırlar mıydı?

Şimdi vatandaşın beklentisi ne?

Elbette işçi, memur ve emeklilerin maaşlarına yapılacak zamda da benzer bir oranın uygulanması!

Yani onların maaşlarına zam yaparken TÜİK verileri ile değil Vergi Usul Kanunu tebliğindeki rakama uygun davranılması!

Devlet nasıl gelir kaybına uğramamak için gerçek enflasyon rakamlarına yakın zam yapıyorsa işçi, memur ve emeklilerin maaşlarında yapılacak güncellemede de bu husus dikkate alınmalıdır.

Yani zam konusunda nalıncı keseri gibi davranılmamalıdır.

Devlet gelir kaybı yaşamasın diye vergi zammı gerçek enflasyon rakamına yakın tutulurken çalışanların maaşlarına yapılacak zamda TÜİK verileri esas alınacak olursa büyük bir adaletsizlik yapılmış olmaz mı?

Evet, ülke ekonomisi zor bir dönemden geçiyor.

Ama bu zorluğun nedeni elbette muhalefet değil.

İktidarı ellerinde bulunduranların beceriksizlik ve israfları bu sonucu ortaya çıkarmış bulunuyor.

Tamam, sıkıntıyı hepimiz bölüşelim ama birbirimizin haklarına da saygılı olalım.

En azından gerçek enflasyon rakamlarını telaffuz etmekten çekinmeyelim.

Nasıl taşın altına herkes elini koyarak külfeti paylaşacak ise nimetlerden aynı şekilde istifade etmelidir.

TÜİK, artık gerçek rakamlarla açıklamalar yaparak birilerinin hatırı için sahte pembe tablolar çizmeyi bırakmalıdır.