Aralık 01, 2021 07:31 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Arınç 'Erdoğan konuşmuyor' demişti: Ömer Çelik Cumhur İttifakı'nın adayını açıkladı

Karar:

Erdoğan 6-7 Aralık'ta Katar'a gidecek

Yeniasya:

Asgari ücret görüşmeleri bu yıl erken sonuçlanabilir

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar 30 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "İnsanları ne zamana kadar aldatabilirsiniz?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Önce hemen belirtelim ki, bir kişiye inanmanın güvenmenin temel mekanizması, “Bilişsel Tutarlılık” denilen bir mekanizmadır: Eğer bir kişiyi, çok seviyorsak, sayıyorsak, ona çok güveniyorsak, onun söylediği yalanları da görmeyiz, görsek de algılamayız, algılasak da bu davranışını haklı kılan gerekçeler uydururuz..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ne zamana kadar?

Ona karşı duyduğumuz sevgi, saygı ve bu sevgi ve saygının yol açtığı güven duygusu yok olana kadar.

Sevgi ve saygının, güvenin çeşitli kaynakları vardır:

Birinci kaynak kişinin kendisidir.

Kendisine sevgisi saygısı olmayan, kendine güvenmeyen insan, kimseyi de sevmez, saymaz ve kimseye de güvenmez.

Bu nedenle en güvenilmez insanlar, kendilerine sevgisi saygısı olmayan, kendilerine güvenmeyen insanlardır.

Dönekler, dalkavuklar bunlar arasından çıkar.

İkinci kaynak karşımızdaki kişidir.

1) Karşımızdaki insanın bizimle ilişkisi çok önemlidir:

Anne, baba, kardeş, amir, memur, patron, işçi, komşu, akraba gibi ögeler bu sevgi ve saygıyı dolayısıyla, güveni etkiler.

2) Karşımızdaki kişinin geçmişi de çok önemlidir:

Daha önceki eylem ve söylemlerinin tutarlı ya da tutarsız olması ve dürüstlüğü ya da yalancılığı gibi öğeler, karşımızdakine duyulan sevgiyi, saygıyı ve güveni etkiler.

3) Bizimle ilişkisinden bağımsız olarak bulunduğu yerden, makam, mevki gibi pozisyonundan gelen ögeler de önemlidir:

Görevleri, yetkileri, sorumlulukları, hesap verebilirliği, o pozisyonda yaptıkları ve yapmadıkları, başkalarına karşı tutum ve davranışları gibi ögeler ona bakışımızı ve duygularımızı etkiler.

4) Karşımızdakinin imajı da çok önemlidir:

Toplumdaki ve çevresindeki imajı, başka insanların ona bakışları, sevilmesi, sayılması ve güven duyulması gibi öğeler önemlidir.

Üçüncü kaynak, karşımızdaki kişi ile bizim aramızdaki çıkar ilişkileridir.

1) Aramızda çıkar çatışması olan kişilere karşı duygularımız ve davranışımız genellikle olumsuz olur.

2) Öte yandan, karşımızdakinden çıkar beklentimiz varsa, o da bizim duygularımızı ve güvenimizi etkiler.

3) Karşımızdakinin bizden bir çıkar beklentisi varsa, bizden çıkar beklentisi olanlara karşı güven duymak daha zordur.

Peki, bir lider insanları ne zamana kadar aldatabilir, yani lidere duyulan güven ne zaman biter?

İşte asıl soru buradadır:

Seçmenlerin, taraftarların, takipçilerin, destekçilerin güvenlerinin bittiği, artık aldatılamayacakları nokta nedir?

O nokta, insanların güvenlerinin birden çok kez sarsıldığı, yani sürekli olarak kandırıldıkları, aldatıldıkları ve zarara uğratıldıkları noktadır.

Liderine güvenerek sürekli zarar gören, sürekli ziyan eden hiçbir insan ona artık inanmaz güvenemez...

Bu nedenle, siyasal açıdan halkını uzun dönemde sürekli aldatan, sonunda yoksulluğa mahkûm eden hiçbir siyasal lider, inandırıcılığını ve kendisine duyulan güveni sürdüremez.

...***

İbrahim Kiras 30 Kasım tarihli Karar gazetesinde, " CHP’nin helalleşme sancıları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Kılıçdaroğlu’nun ilk olarak KARAR-TV’de yaptığı “Muhafazakarlarla helalleşmeliyiz” çıkışı üzerine başlayan tartışma görülen o ki muhafazakâr kesimden ziyade sol-seküler kesimde yankı buldu. Her ne kadar CHP liderinin bu yolda ısrarla devam ettirdiği açıklamaları Cumhuriyet, Sözcü gibi gazetelerde yer bulmamış olsa da konu hakkındaki tartışmayı sürdürenler, daha doğrusu bu açılım girişimine itiraz edenler, ekseriyetle sol kesimin aydınları."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Mevcut siyasi iktidarın sözcüleri ve yine iktidarı destekleyen kalemler de şiddetle eleştiriyor bu çıkışı tabii ama CHP tabanı adına söz söyleme iddiasındaki belirli bir zümrenin tepkisi -veya direnişi- daha manidar olsa gerek. Çünkü iktidar kanadı dindar/muhafazakâr seçmen tabanının ayartılma çabası olarak görüyor söz konusu girişimi. Bunu etkisizleştirmek istemeleri de anlaşılır bir durum. Ne var ki diğer kesimin itirazı ana muhalefet partisi yönetiminin uzunca bir süredir devam ettirdiği -ve özellikle yerel seçimde önemli bir başarı sağlamış olan- siyasi stratejisi bakımından anlaşılır bir tutum değil.

Nasıl açıklamalıyız bu durumu? Adı geçen zümre CHP’nin başarılı olmasını engellemek niyetiyle hareket etmeyeceğine göre, bunun “akla uygun” iki sebebi olabilir: İlki, parti tabanının böylesi bir yaklaşıma sıcak bakmayacağı varsayımıyla “karşı tarafla barışma” çabasını siyaseten yanlış buluyor olmaları. İkinci ihtimal, eskiden kalma ideolojik reflekslerin yanısıra, ülkedeki kutuplaşma ortamının etkisiyle “düşman” olarak gördükleri karşı tarafla barışma fikrine duygusal motivasyonla itiraz etmeleri.

Bu muhtemel sebeplerin yanısıra sözkonusu grupların Kılıçdaroğlu yönetiminin siyasi çizgisini benimsememiş olmaları da bir başka izah olarak düşünülebilir… İzlenen politikaların “partiyi sağa kaydıracağını” düşünmeleri belki. Bir anlamda CHP’ye merkez parti kimliği verebilecek bir yola girilmesini doğru bulmamaları, partinin her halükârda eski kimliğini muhafaza etmesini arzu etmeleri.

Zaten geçmişte birtakım yanlışlar yapılmış olduğunu da kabul etmemeleri. CHP’nin yakın zamana kadar toplumun geniş kesimlerini kucaklayacak bir politik yaklaşımdan uzak durmasını kusur saymamaları. Askeri ve sivil bürokrasi üzerinden sağlanan “ideolojik iktidarın” yeterli görülüp demokratik mekanizmalar yoluyla “siyasi iktidarı” elde etmenin küçümsendiği jakoben anlayıştan kopamamış olmaları.

Yani geniş toplum kesimlerini kucaklayacak bir siyaset yerine, dindar/muhafazakâr kesimlerin ileride bir gün hatalarını anlayıp “doğru adrese” gelmelerini sağlayacak bir siyasete inanmaları.

...***

Faruk Çakır, 30 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Vergi ve ceza zammı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Resmî Gazete’de yayımlanan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’ne göre yeniden değerleme oranı yüzde 36,2 olarak belirlenmiş. “Bize ne?” diyenler olabilir. Şu bakımdan herkesi ilgilendirir: 2022’de Motorlu Taşıtlar Vergisi, trafik cezaları, ehliyet ve pasaport harçları, yurt dışından getirilen telefonlara uygulanan harçlar yüzde 36,2 nispetinde artacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Arabam yok. Ehliyet almaya niyetim yok. Pasaport da almayacağım. Telefonun da ‘yerli’si olur” diyerek “Bu zamlar beni teğet geçer” diyenler acaba haklı olabilir mi?

Haklı olamazlar, çünkü bu zamlar bir göstergedir ve dolaylı olarak başka zamları da tetikler. Devlet, kendi verdiği hizmetler ve kestiği cezalar için bir önceki yıla göre yüzde 36’dan fazla zam yapıyorsa o yerde enflasyonun yüzde 20 olduğuna kim inanır? Nasıl ki, “Benzine ne kadar zam gelirse gelsin. Ben hep 50 TL’lik alıyorum” diyenler uzun dönemde zarar ettiklerini anlıyor; bu zamlar da aynı şekilde hal ve gidişin iyi olmadığını gösterir.

Tabiî ki bu rakamların düşürülmesi ihtimal dahilindedir. Tahmin edilmiyor, ama velev ki düşürülsün; fiyat artışlarının resmî rakamlardan çok daha yüksek olduğu ortada. Meselâ, 2022’de yurt dışından cep telefonu getirip kayıt altına almak isteyenler bu işlem için “iki bin 772 lira” ödemesi icap edecek. “Yurt dışından telefon getirecek kadar parası olan ödesin, bana ne?” mi denilsin?

Uzmanlar, “Yeniden değerleme oranı”nı şöyle tarif ediyor: “Türkiye’de vergi sisteminde önemli bir yeri olan ‘yeniden değerleme oranı’, bazı vergi artışları, maktu harçlar, damga vergisi, trafik para cezaları, pasaport ve diğer değerli kâğıt bedelleri ile emlâk vergisi gibi pek çok vergisel unsurun belirlenmesinde temel oran olarak kullanılıyor. Ayrıca, kamu ve özel kesimdeki bazı sözleşmelerde uygulanacak bedel, kira, ödeme ile ilgili artış oranı olarak da yeniden değerleme oranı referans olarak alınıyor.”

Bir başka tarife göre yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre yurt içi üretici fiyatları endeksinde (Yİ-ÜFE) meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır.