Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a miting yanıtı: Rakamları TÜİK'ten mi aldın?
Yeniasya:
Esnaf Bağ-Kur primlerine indirim bekliyor
Yeniçağ:
Son anket AKP seçmenindeki sessiz dalgayı ortaya çıkardı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner 4 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Liranın değeri alışverişe girerken ile çıkarken başka"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sadece dolar, Avro üzerinden de değil, Rusya, diğer güçlü ekonomilerin ülkelerinin paraları karşısında da alışverişe giriş ile çıkışta ödenen ücretler arasında farklılıkların yaşanabildiği bir gerçeklikle yüzleşilebiliyor. Dün sabah bir canlı yayına katılan, Saray’a yakın bir kamu kurumunun temsilcisi olarak görüş açıklamak üzere katılan bir isim Rusya’da alışveriş için girdiği bir mağazada Türk Lirası karşılığını gördüğü bir ürünün, çıkarken, ödeme noktasında Türk Lirası aleyhine değişmiş olarak ödenmek zorunda kalındığının altını çiziyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Dünün en çarpıcı gelişmesi kuşkusuz, TÜİK’in resmi istatistiklerinin açıklanmış olduğu sabahın ilk saatlerinde, ana muhalefet partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun TÜİK Başkanı ile görüşme isteminin reddedilmesiydi. Yine de gideceğini duyurması üzerine kapı önünde, TÜİK istatistiklerinin gerçekleri açıklamaktan nasıl da uzak kaldığı verileri üzerinde yaptığı açıklamalardı.
Doğal olarak TÜİK’in kapısı önündeki Kılıçdaroğlu’nun, TÜİK istatistiklerinin gerçekleri açıklamaktan ne kadar uzakta olduğuna ilişkin veriler üzerinde açıklamalarının, çok fazlası ile kamuoyunun, sıradan vatandaşların dikkatlerinin çekilmesi, bilinçlerine kazınmasında etkili işlevi olacağının altı, gün boyu tartışmalarda çizilmiş oldu. TÜİK’in aylık artışın yüzde 3.1 olduğu açıklamasına karşılık, vatandaşlar için hissedilen, kendi alışverişleri üzerinden de yapmakta oldukları saptamalardan da görüleceği üzere yüzde 21-25 oranları arasında dolaşıyordu.
Üreticiler için ise önceki aylardan gelen fiyat artışları ile gelen maliyet artışları çok daha ürkütücü boyutlarda, yüzde 54.62’ye çıkmışken bugünden sonrasına tüketicinin günlük geçinme, beslenme en başta her türden gereksinimlerindeki maliyet artışlarına nasıl yansıyabileceği gerçeği, ürkütücü tabloların yaşanması kaygılarını yükseltiyordu.
Arka arkaya en çok tüketilen gıda ürünlerine gelmiş artışlar pek çok belediyenin satıcılara, “Fiyat zammını uygulamayın, biz farkını size ödeyelim” önerilerini getirmişti. Yaygınlaşabileceği sorgulanırken kayıtlı ulaştırma artışları aylık yüzde 6 olmuş, eğlence, kültür, lokantalardaki artışlar önlemlerin de etkisi ile yüzde 5-6 oranlarına çıkmıştı.
Saray’ın denetiminde memur, işçi, emekli asgari ücret artışlarının ne olabileceği tartışmaları kaçınılmaz çok daha önemli gündem maddelerini oluşturuyordu.
Muhalefet cephesinin sürekli altını çizdiği gibi, Saray’ın faizleri düşürme çabaları, inadı, yabancı paraların fiyatlarının önlenemez yükselişini getirmişken yurttaşların güncel yaşamındaki fiyat patlamaları, ailelerin geçinebilmelerinin çıtasını, yaşayabilme sınırlarını da önlenemez biçimde yükseklere çıkarıyordu. DİSK’in dün sabahki bilimsel asgari ücrete ilişkin veri hesaplamasından çıkan sonuçlara göre asgari ücretin 5200 liraya çıkarılmasını zorunlu kılıyordu.
...***
Mustafa Karaalioğlu 4 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " Ekonomiyi krizden çıkarmaya bir söz yeterdi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yeni ekonomik modelin dört ayağı var malum. Yatırım, üretim, ihracat, istihdam. Yatırım olacak; yani yerli ve yabancı yatırımcılar yeni tesisler açacak, orada üretilen malları yabancılar alacak ve tabiatıyla bütün bu işler için de isçi gerekeceği için istihdam artacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına göre model dört beş aya sonuç verecek, altıncı aya da vatandaş tarafından hissedilecek. Yani enflasyon düşecek, TL yeniden değerlenecek vs. Özetle böyle."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu özetin özeti de şudur: Türkiye ekonomisi sıradışı ve sansasyonel bir deneye tabi tutuluyor. Milli paranın ağır değer kaybı, döviz borç servisinin -2 trilyon liraya kadar- yükselen ilave maliyeti ve müzmin yüksek enflasyon pahasına bir deneye girmiş bulunuyoruz. Herhangi bir ekonomi yönetiminin herhangi bir zamanda, herhangi bir konjonktüre bağlı olmaksızın yapmak zorunda olduğu yatırım, üretim, ihracat ve istihdamı yeni keşfetmiş gibi ilan etmek ve üzerine bir de bedel ödemek zaten başlı başına bir sansasyon. On dokuz sene başka ne yapıyorduk da yatırım, üretim, ihracat yapamıyorduk. Yok, yapıyor idiysek zaten olmakta olan şeye “yeni model” demek neyin nesi?
Peki…
Madem eski kavramları yeniden keşfediyoruz; o zaman neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir başka kavramı da akla getirseydik keşke. Hukuk. Yatırımın, üretimin, ucuz borçlanmanın, cazip ülke olmanın ve en nihayet güvenli bir ekonomik sisteme sahip olmanın tek yolu; olmazsa olmaz şartı ve anahtarı hukuktur. Hukuk, Türkiye’de iyiden iyiye eksilmiş, sistemden izleri silinmiş bir şeydir. Hukuk eksildikçe Türkiye’de üretim azalmış, malların fiyatı düşmüş, yerli ve yabancı yatırım kesilmiş, işsizlik ve enflasyon artmıştır. Bu yüzden Türkiye, içeride en yüksek kredi faiziyle iş yapan, dışarıda ise en yüksek CDS -kredi risk- primiyle borç alan ülke haline gelmiştir.
Cumhurbaşkanı yeni modeli anlatırken bilinen makro ekonomik kavramları peş peşe eklemek yerine, Türkiye’nin tartışmasız bir hukuk devleti olacağını ilan etseydi, siyasetin hukuk üzerindeki otoritesinin bittiğini duyursaydı ve duyurduğunu tatbikatta gösterseydi yatırım gelmeye başlar, üretim ve ihracat da tabiatı gereği artardı. Hatta ihracat için Çin’in bunalıma girmesini beklememize de gerek kalmazdı.
Avrupa Konseyi’nin ihlal prosedürüne tabi olan ve bu prosedürü önlemek için üye ülkeler nezdinde kulis yapma enerjisi bile kalmayan bir ülkenin herşeyden önce hukuka ihtiyacı vardır. Hukukla didişmeye değil, hukuku siyasetin emrine verip güvenini kaybetmeye hiç değil.
Ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini tecrübeyle öğrenen bir ülkenin hatada ısrar etmesi, çıkmaz yolu zorlaması ne büyük talihsizlik.
...***
Cevher İlhan 4 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " “İktisadi temellerden uzak” ekonomi politikaları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tam da Cumhurbaşkanı’nın AKP Genel Başkanı olarak partisini grubunda haftalık konuşması öncesinde Merkez Bankası’nın (MB) –swap anlaşmalarıyla dışarıdan bulunan emânet para ile- dışarıdan bulunan müdahalesiyle doların kısa süreli pir-iki küsur puanın ve akaryakıtın birkaç kuruş inidirim yapılması, “iktidar cephesi”nde ve “yandaş medya”da yine âlây-ı vâlâ ile propaganda edildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP iktidarında doları 1.5 liradan tırmandığı 7 lirada tutmak için Hazine’nin 128 milyar doların kimlere ve nereye verildiği hâlâ meçhul “harcanması”nın ardından doların önce 9, akabinde, 12 liraya çıkmasına bakmadan MB’nin müdahalesiyle Cumhurbaşkanı’nın konuşmasıyla 13.95 liradan 12.20’ye düşmesi “yandaş medya”da “bakın dolar düşüyor!”, “müthiş başarı!” manşetleriyle propaganda edildi.
Özetle, “Döviz piyasalarında fiyat oluşumları gözlemlenmektedir. Şirketlerimiz ve vatandaşlarımızın aşırı oynak piyasa koşullarında iktisadi temellerden tamamen uzak değerlerden işlem yaparak muhtemel kayıplara karşı uyarılması lüzumu üzerine bu açıklamaya gerek duyulmuştur” ifadesi, “gerçekçi olmayan ve iktisadi temellerden tamamen uzak, sağlıksız fiyat oluşumları” ifadesi “tek kişilik yönetim”in iflas eden tezatlı, tutarsız ve zikzaklı “ekonomi politikası”nın ikrarı oluyor.
Bir taraftan “ekonomi şahlanıyor!” denilirken, diğer taraftan “ekonomik kurtuluş savaşı”ndan dem vurulması bu dönemin bir diğer tenakuzu olarak açığa çıkıyor.
Bu durum, gerçekten bir “ekonomik kurtuluş savaşı’ varsa ‘düşman kim?” sorusunu sordururken, “iktidardakilerin yanlış ekonomi politikalarının sonucunu “dış mihraklar”a fatura etmesi algısı gerçekçi bulunmuyor.
Bu garabet, öncelikle küresel ecnebilerin demokrasileri ve meşru hükûmetleri deviren darbelerin finansmanında, emperyallerin “yerli” işbirlikçilerini fonlamada kullanılan doların TL karşısında 14 kat güçlendirilmesi bu iddiayı boşa çıkarıyor.
Ve tamamen “dış güçler”in küresel hegemonya ve çıkarları komplolarına gelindiği kıskaçta “dış güçler” çarpıtmasıyla ekonomin çöküşü ve tükenişinin vebâlinin başkalarına fatura etmeye yeltenilmesinin tam bir “hileli algı operasyonu” olduğu bir defa daha ortaya çıkıyor.