Aralık 11, 2021 12:31 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yurttaşın cebini yakan zamları yandaş medya Sabah gazetesi 'indirim' olarak verdi

Karar:

İşsizlik ekimde yüzde 11,2 oldu

Yeniasya:

"Esnaf mal alamıyor ki nasıl stok yapsın?"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol 10 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “U dönüşleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CB Erdoğan 2020’nin son baharında, Naci Ağbal ve Lütfi Elvan’ı göreve getiriyor, “faiz acı ilaçtır, kararlılıkla uygulayacağız” diyor, “ekonomide ve hukukta reform dönemi”ni müjdeliyordu. Daha önemlisi, Sayın Erdoğan, iktisat ilminin kuralına uygun konuşuyor, “faizleri en azından enflasyon seviyesinde tutulma mecburiyeti” olduğunu söylüyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu açıklama üzerine, Bloomberg’e göre, TL “hızla değer kazanıyor”du. (11 Kasım 2020)

Bu doğru politikalar dört ay sürdü, önce Naci Ağbal uzaklaştırıldı… U dönüşü ile “enflasyonun altında faiz” politikasına geçildi!..

Bu nasıl “ekonomik kurtuluş savaşı” ise, Merkez Bankası faizi yüzde 15’e indiriyor ama Hazine yüzde 21’le borçlanıyor!

TL’deki eriyiş, ister istemez vatandaşı daha bir altın ve dövize yöneltti. Naci Ağbal döneminde 7 küsur liraya inen dolar, bugünlerde 13 küsur lira.

Erdoğan çağrı yapıyor: “Yastık altındaki kasalarınızdaki altın ve dövizi TL’ye çevirin!”

Erdoğan aynı çağrıları 2016 ve 2018’de de yapmıştı. Bazı insanlar meydanlarda dolar yakarak vatanseverliklerini göstermişlerdi… Yaktıkları bazı dolarların fotokopi olduğu anlaşılmıştı! (DHA, 15 Ağustos 2018)

Bu çağrılar bir işe yaramamıştı, şimdi yarar mı? “128 milyar” doları harcadık, bitti! Şimdi vatandaş altın ve dövizini TL’ye çevirse sadra şifa olur mu? Temel sorun ekonominin yüksek katma değerli ihracatla döviz kazanamayışıdır.

İktidar bu temel sorunu hafifletecek, tarihten gelen cari açık sorunumuzu tahammül edilebilir hale getirecek bir “sanayi stratejisi” geliştirmedi, kaynak tahsisinde buna öncelik vermedi.

Bu benim eleştirim değil, iktidarın kendi itirafı... Bu iktidarın Temmuz 2019’da çıkardığı 11. Kalkınma Planı’nda, “kaynakların sanayi sektöründen ziyade, dış ticarete konu olmayan sektörlere yöneldiği”, bu yüzden “üretkenlik arz eden alanların yatırım kompozisyonu içindeki payının görece azaldığı”, bunun da ihracatın yeterince artmasını engellediği belirtiliyor, oranlar veriliyor! (Paragraf, 130, 131)

Sanayici Rahmi Koç, daha beş yıl önce “'Yatırımlar taşa toprağa gitti, rekabet gücü kazanamadık” diyerek uyarmıştı. (18 Şubat 2016)

Yine beş yıl önce TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes “endişeliyiz” diye uyarmıştı. (19 Kasım 2019)

Daron Acemoğlu dört yıl önce “bir iki yılda kriz çıkacak” diye alarm vermişti (25 Aralık 2017)

Niye böyle diye çağırıp istişare edilmedi, aksine eleştiriler tepkiyle karşılandı.

Bugün de enflasyonla mücadeleye ve para politikalarının istikrarına öncelik verilmesini isteyenleri “mandacı iktisatçılar” diye niteleyince, yine uyarılara kulak tıkanıyor…

Ekonomiyi iktisat ilminin kavramları yerine böyle siyasi ve ideolojik kavramlarla konuşmak, yönetimi iktisadi rasyonalizmden uzaklaştırıyor.

…***

Cevher İlhan 10 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Rakamlarla ekonominin iflası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Meclis’te “Saray bütçesi” tartışmaları sürerken, TL düşmesiyle döviz, enflasyon ve faiz katlanarak Türkiye tam bir ekonomik felâkete sürükleniyor. AKP’nin iktidara geldiği gün 1.4 lira olan doları 7 lirada tutmak için arka kapıdan 6-6.5 liradan satılan ve kimlere gittiği hâlâ bilinmeyen 128 milyar dolar Hazine rezervinin harcanmasına rağmen dolar 14 liraya dayanmış. TL, dünyada en çok değer kaybeden para olurken, bir Bulgar Levası bile 8.40 lirayı bulmuş. Kur farkından 2.6 trilyon zarar edilmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu yılki bir dolar 6.40 TL tahmininde ve 2024 için dolar kuru 10.30 lira “öngörüsü”nde açığa çıktığı haliyle “tek kişilik hükûmet”te “büyüme hedefleri” gibi “bütçe hedefleri” de tutturulamamış.

Bu arada “tepeden gelen tâlimat”la TÜİK aylık enflasyonu 3.51, yıllık enflasyonu 21.36 lira olarak açıklarken, bağımsız akademisyenlerin ve araştırmacı ekonomistlerin oluşturduğu ENAG’a göre aylık enflasyon 9.91, yıllık enflasyon 58.65 oranında. 2 bin 825 lira olan asgari ücret, 3 bin lirayı aşan “açlık sınırı”nın altına düşmüş. Asgari ücretle çalışanlar, çalışanların yüzde 54’üne varmış.

En son 77 kuruş zamla Ekim’de 7.76 olan benzin 10.32 liraya, 7.50 olan motorin 10.30 liraya çıkmış. 2002’de 50 lira ile 84 litre benzin alınırken bugün 10 litre bile alınamıyor. 112 lira olan tüpün Kasım’da 215 liraya çıkmasıyla yüzde 92 zamlanması, un fiyatlarının yüzde 109 artışı, yüzde 27’lerde gösterilen gıda enflasyonunun gerçekte yüzde 80’leri aşması “normalmiş” gibi propaganda ediliyor.

“Yandaş şirketler”e dolar-döviz garantili ihale verilirken ve hâlâ en üst düzeyde halka paralarını TL’ye yatırmaları çağrıları yapılırken, dolar ve euro olarak bankalardaki mevduat yüzde 63.2’yi bulmuş.

Yine 2022 bütçesinde 1 trilyon 258 milyar lira vergi toplanacağını nazara veren ekonomistler, 31 Aralık 2020-24 Kasım 2021 arasında doların 5 lira 20 kuruş artışıyla Türkiye’nin dış borcunun 2 trilyon lira arttığına dikkat çekiyorlar. AKP iktidarına kadar 3.2 trilyon lira olan Türkiye’nin toplam dış borcunun son süreçte iki katına ulaşıp 6.2 trilyon olması bu gerçeğin bâriz belgesi. 

“2021 yılında döviz cinsi iç borcu azaltacağız” vaadine rağmen Ocak ile Temmuz arası dıştan 2 milyar 900 milyon euro, içte ise vatandaşımızdan 2,5 milyar dolar borçlanıldığı kaydediliyor. 

Türkiye’nin önemli varlıklarının toplandığı, doğrudan Cumhurbaşkanı’nın başında bulunduğu Varlık Fonu’nun da 65 milyar TL borca battığı belirtiliyor. TL’nin değer kaybıyla -havaalanları hâriç- dolar garantili ihalelerin bedeli 42.5 milyar TL’den 76.8 TL’ye yükselmiş.

Özetle, bütçe hazırlanmaya başlandığında Türkiye’nin milli geliri 271 milyar dolar iken, TL’nin hızla değer kaybetmesiyle bütçenin Saray’dan komisyonlara ve Genel Kurula gönderildiği üç aylık sürede önce 186, ardından 126 milyar dolara yarıdan fazla erimiş, erimeye devam ediyor.

…***

Esfender Korkmaz 10 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Emeklinin hakkını gasp ediyoruz!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yılbaşı Hindisi için ilanlar var; ''çereziyle birlikte 800 TL Tarımdan emekli Bağkurlunun maaşı 802 lira. Normal bağkur emeklisi maaşı 912 lira. 4,5 kilo kuzu pirzolası eder.

SSK emekli maaşı 2624 lira. Asgari ücretin de altında. Açlık sınırının da altında. Asgari ücret veya minimum ücret, yasal bakımdan işçilere ödenebilecek en düşük ücret seviyesidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Asgari ücret, ''İşçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım, kültür vb. gereksinimlerini günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karşılayacak biçimde hesaplanır.'' Türkiye asgari ücret içinde kültür giderleri katılmıyor. Yalnızca yaşaması için gerekli harcamalar hesap ediliyor. Yani bu ücretin altında kalanlar yaşamını sürdüremez. Emekli maaşı ise asgari ücretin de altında.

TÜİK, üzerimizde kalıyor diye asgari ücreti hesap etmek istemedi. Eğer hesap etseydi 5000 lira tutacaktı. Bu da iktidarın işine gelmezdi. Çünkü iktidar emekliye verdiği maaşı, kendi cebinden veriyormuş gibi görüyor. Enflasyon düzeltmesini de yandaş medya ''12 milyon emekliye müjde'' diye haber yapıyor.

Gerçekte en düşük emekli maaşı, asgari ücret kadar olmalıdır.

Bundan önceki hükümet ve bu iktidar zaten, emeklide yaşa takılanların müktesep haklarını gasp etti. Kamu oyunun sahip çıkmasına rağmen, bu günde hükümet direniyor.

Emekli, memur ve işçi maaş ve ücretleri yıllık TÜFE'ye göre artırılıyor. Oysaki gıda fiyatlarının daha çok artması nedeni ile mutfak enflasyonu daha yüksektir. İşçi- memur ve sabit gelirlilerin maruz kaldıkları enflasyon daha yüksektir. Bu nedenle bu kesimin satın alma gücü düştü ve yoksullaştılar.

Bu durumda Türkiye'de TÜİK geçinme endeksi hazırlamadığı ve düzeltme bu endekse göre yapılmadığı için, işçi, memur ve emeklinin satın alma gücü sürekli düşecek ve yoksullaşma devam edecektir.

Mamafih uluslar arası çalışma örgütü (İLO) Eylül 2021 de açıklanan sosyal Güvenlik raporuna göre; Türkiye emeklisi en yoksul olan ülkeler arasındadır.