Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İstanbul’da zam üstüne zam : Halk ekmek kuyruğunda
Karar:
Kılıçdaroğlu, 6 ayda yapacaklarını açıkladı
Yeniasya:
Elektrik soygununda son perde
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Osman Sert 11 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "Kılıçdaroğlu’nun kafasında ne var?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaklaşık 3 yıldır başarılı bir performans sergiliyor. Kılıçdaroğlu iki temel gerçekten hareket ediyor. Birincisi AK Parti’nin her şeye rağmen birinci parti konumu ve eğer bir iktidar değişikliği gerçekleşecekse bunu hiçbir başka partinin tek başına gerçekleştiremeyecek olması. Bugün fotoğraf AK Parti aleyhine değişmiş olsa da seçimler parlamenter sistemde gerçekleşse büyük ihtimalle başbakan yine AK Partili bir isim olacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İkinci veri ise AK Parti’den sonraki büyük oyuncu ve ana muhalefet olarak CHP’nin kendi kimliği, geçmişi ve söylemi ile bir yüzleşme yaşamadan iktidara gelmesinin mümkün olmadığı gerçeği. Nitekim Kılıçdaroğlu’nun kimi zaman kendi parti tabanının tepkisini çeken açılımlarına, ülkenin cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik krizlerinden birini yaşamasına rağmen CHP kendisi açısından en iyi ankette bile önceki seçimlerdeki oyunun sadece 2-3 puan üzerinde seyrediyor. İktidarın bir yıldaki oy kaybı ise 10 puandan fazla.
CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na dönersek son 3-4 yılı belirleyen oyun kurucu hamleleri tek seferde saymak bile kolay değil. İYİ Parti’nin seçimlere katılımını sağlamak üzere 20 milletvekili vermek, iktidarın Ayasofya müzesini tekrar aslına yani camiye çevirmek gibi normalde CHP’nin hemen tepki göstereceği adımları sükunetle geçiştirmek, başörtüsü tartışmalarında ‘yanlış yaptık’ benzeri net ifadeler kullanmak, farklı kanaatlerden kişi ve kurumlarla ısrarla görüşmeye devam etmek, Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervinin eritilmesini topluma mal etmek, Gara operasyonu karşısında tavır almak, son Irak ve Suriye tezkeresinde hayır oyu kullanmak ve daha bir çok kritik adım var.
Bunların en başında ise şüphesiz yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’nın da dahil olduğu çok sayıda büyükşehir belediyesinin kazanılmasının yolunu açan İYİ Parti ile Millet İttifakı’nı teşkil edebilmesi bulunuyor.
En son olarak da Kılıçdaroğlu ‘muhafazakâr mahalle ile helalleşme’ çağrısı ile ezber bozan bir çıkış sergiledi. Bu strateji, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in yaklaşık 2 senedir şehirleri gezerek sokağın gündemini Ankara’ya taşıyan ve iktidara dönük hissiyatı dile getiren performansıyla birleşince muhalefet iktidar karşısında gündem üstünlüğünü yakaladı.
...***
Faruk Çakır, 11 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yolsuzluğun faturası millete"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Her dönem yolsuzluk, usûlsüzlük ve kayırmacılık olmuştur; ama bunların günümüzdeki kadar ayyuka çıktığı ve sıradan hale geldiği az olmuştur. Başta büyük ihaleler olmak üzere hemen her ihalede şüpheler dile getiriliyor. Hele hele ülkemizdeki en büyük ihalelerin ‘5 büyük şirkete’ verildiğini sağır sultanlar da biliyor. Üstelik bu ihaleler kamuoyuna açık şekilde yapılan ihaleler değil. Bu durum netice olarak devletin ve milletin zarar etmesine yol açıyor. İhaleler canlı yayınlansa ve şartlarını yerine getiren herkes bu ihalelere katılmış olsa çok daha doğru olmaz mı?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bir değerlendirmeye göre, küresel düzeyde yapılan çalışmalar, dünyada enerji, yapım işleri, inşaat, madencilik, ilâç gibi sanayilerin yolsuzluğa karşı en açık sektörler olduğunu göstermiş. Haliyle ülkemizdeki ihalelerde de risk var. Nitekim, Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Oya Özarslan, Türkiye’de küçük ölçekli yolsuzluklardan, büyük ölçekli yolsuzluklara kayma olduğunu ifade etmiş.
“Peki yolsuzluğun varlığı Türkiye ekonomisi ve Hazine açısından neye mal oluyor?” Oya Özarslan, Türkiye’nin geçen seneki GSYİH’sinin 720 milyar dolar civarında olduğu düşünüldüğünde (yolsuzluğa giden paranın) bu rakamın en az 4 milyar dolara karşılık geldiğini ifade edip şöyle demiş: “4 milyar dolar; eğitime, sağlığa, barınmaya, okula, ihtiyacı olan kişilerin sosyal yardımına harcanabilecek iken yanlış ellere, gizli işlemlere, karanlık birtakım faaliyetlere gitmiş durumda.”
Diyelim ki bu rakamda abartma var ve Türkiye’de yolsuzluğa, usûlsüzlüğe ya da adam kayırmaya 2 milyar dolar gidiyor olsun. Bu rakam az görülebilir mi? Üstelik bu paralar istendikten sonra yolsuzluğa değil de millete harcanabilir. Samimî olarak gayret gösterilse yolsuzluk büyük oranda azalmaz mı? Bunun için ilk iş olarak ihaleler eşe dosta değil de, ehil olana ve şeffaflıkla verilse bundan kim kazanç- lı çıkar? Türkiye haksız yere 5 büyük müteahhidi zengin etmek mecburiyetinde midir? Niçin ihaleler belli başlı kişilere veriliyor ki?
Şunu da bu vesile ile hatırlatmakta fayda var ki, ihale kanunu son yıllarda neredeyse ayda bir değiştirilmiş durumda. Çok defa gündeme geldiği üzere son 20 yılda belki de 200 defa değiştirilmiş bir ihale kanunundan bahsediliyor. Velev ki yılda bir değiştirilmiş olsun, bu bile fazla değil mi?
...***
Remzi Özdemir 11 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yastık altındaki dolarlarınızı ve altınlarınızı satın!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bayburt'ta halka seslenerek, "Dolar dolar… Hiç endişe etmeyin! Yastık altında doları olanlar varsa gitsin bankalarımızda Türk lirasıyla bozdursun. Bu bir yerli-millî mücadeledir. Bu bir, bize karşı ekonomik savaş ilan edenlere benim milletimin cevabıdır!" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna benzer değişik tarihlerde 3 konuşma daha yaptı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Erdoğan'ın çağrısına uyan birçok kişi 100 dolarını bile bozdurdu. Ancak ilginç olan vatandaş dolarını bozdururken bankalarda birilerinin milyon dolarlık döviz mevduat hesaplarında artış vardı.
Bugün dolar 14 lira sınırında. Dolarizasyon oranı ise yüzde 60'ı geçmiş durumda.
Aslında Türkiye'de döviz krizi 2018'de değil Mayıs 2013 tarihinde başladı.
Amerika'nın parasal genişleme totosu Türkiye'ye vurmuş ve el parası ile düğün yapanlar gibi biz de har vurup harman savurmuştuk. 2013 tarihi finans tarihi için çok önemlidir. Çünkü bu tarih Amerikan Merkez Bankası FED'in parasal genişlemeyi bitireceğinin açıklandığı tarihtir.
Türkiye o tarihte eğer tedbir alsaydı dolar bugün 14 lira olmazdı.
Çünkü AKP hep bu çeşmenin akacağını düşündü.
O çeşmenin suyu hiçbir zaman eskisi gibi akmadı. 2018 yılından sonra daha da azaldı.
Geldik 2021 Aralık ayına.
Pandemi nedeniyle bütün dünyada bol paranın verdiği enflasyon kaygısı var. Amerika 31 yıldır görmediği enflasyonu yaşıyor. Bu nedenle faiz artışını gündeme getirdi.
Amerika'nın faiz artışı demek Türkiye gibi ülkelere bir sent bile gitmemesi demek.
Türkiye dışındaki ülkeler ne yaptı?
Rusya'dan tutun da dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinin merkez bankaları, panikle faiz artırdı. Ve halen de artırıyor.
Ya Türkiye ne yaptı?
Faiz indirdi!
Daha da indirecek!
Her indirdiğinde dolar daha da yükseldi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bir kez daha faiz kararı için 16 Aralık'ta toplanıyor. İddialara göre 200 ile 300 baz puan indirecek!
Öyle bir şeyi yapması halinde cidden Allah yardımcımız olsun.
Kasası ekside olan, yediği ekmeğin ununu dahi ithal eden bir ülke yüksek döviz kuru ile nasıl yaşayacak?
Bankada döviz mevduatı olanlar çok daha rahat yaşayacak.
Daha lüks yaşayacaklar. Çünkü tıpkı Almanya'dan, Fransa'dan Euro kazanıp, Türkiye'de harcamaya gelenler gibi paraları daha çok Türk lirası edecek.
Peki Türkiye'de maaşını dolarla almayan, bankada doları olmayan, sadece maaşı ile geçinen ne olacak?