Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Ekonomi pes etti ................
Yeniasya:
Vergi zamları esnafın yükünü arttıracak
Milli gazete:
Erdoğan'a yakın isimden olay sözler: OHAL ilan edilebilir
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi Özdemir, 13 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Merkez Bankası'nda fırtına öncesi sessizliği"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Son 1 yıldır neredeyse her Para Politikası Kurulu toplantısı öncesi aynı cümleyi kullandık: Tarihî bir toplantı! Her toplantının sonucu ekonomide sert dalgalanmalara neden oldu. Geldik bir toplantıya daha! Yılın son PPK toplantısı 16 Aralık Perşembe günü faiz ile ilgili kararını verecek. Bu tüm tarihî toplantılardan daha çok tarihî. Çünkü bu aynı zamanda Türk lirasının da kader toplantısı olacak. Türk lirasının kaderi aynı zamanda 80 milyon Türk insanının da kaderidir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Çünkü Türk lirasındaki değer kaybı bu ülkenin daha da fakirleşmesine neden oluyor.
Gözler bu kurulun vereceği kararda. Ancak son değişikliklere rağmen kurulda işlerin pek de iyi gitmediği ve huzursuzluğun olduğu konuşuluyor.
PPK'nın Kasım toplantısında başlayan bu huzursuzluğun Aralık toplantısında ciddi anlamda ortaya çıkması bekleniyor.
Kasım toplantısı sonuçları yaklaşık 10 dakika geç açıklanmıştı. İddialara göre, 18 Kasım toplantısında 200 baz puan faiz indirilmesi tartışıldı. Bazı üyeler buna şiddetle karşı çıktı ve bu nedenle kararın açıklanması gecikti. Sonuç olarak bazı muhalif üyelerin etkisi ile faiz indirimi 100 baz puanda sınırlı kaldı.
Geldik Aralık toplantısına. Bu toplantıda her ne kadar siyasi irade düşüş istiyorsa da kurul üyelerinin hiç de aynı düşüncede olmadığı konuşuluyor. Çünkü bütün dünya artan enflasyon karşısında faiz silahını çekerken, Türkiye'nin tam tersi faiz indirmesi izah edilir bir mantığa dayanmıyor.
Kurul üyelerinin faiz indirimine sıcak bakmamasının iki nedeni var.
Birincisi, dediğim gibi böyle konjonktürde faiz indirimine gitmek, o ülkenin parasının ipini çekmektir. Aklı başında bir ekonomist bu ortamda bunu savunamaz. İstediğin kadar partizan bir bakış açın olsun yine de dediğim gibi ekonominin mantığına aykırı bir durum.
İkincisi ise AKP sonrası bunun faturasının önüne gelmesinden korkmaları.
İzah edilebilir olmayan bir kararın altına imza atmak, yarın iktidar değişikliğinde ciddi tartışma konusu olacaktır.
İşte kurul üyelerinin çekincesi bu noktalardan kaynaklanıyor.
Peki Merkez Bankası Başkanı tek başına yeterli mi bu kararı vermekte?
Bu soruya kısmen evet diyebiliriz. Ancak kurul üyelerinin karşı çıktığı bir karara imza atmak çok da kolay bir olay değil. Çünkü bu kurul üyeleri ortaya çıkacak olan karara mutlaka muhalif şehri koyacaklardır.
Bu gerginlik ortamında PPK Perşembe günü toplanıyor.
Merkez Bankası'nın önünde iki yol var. Ya bu ay pas geçecek ve bir ay daha rahat bir nefes alacak ya da Türk lirasını yakan ateşi biraz daha artıracak.
Kurul üyeleri, başkan hariç 5 kişi. Yeni bir faiz indirimi için en az üç olumlu oya ihtiyaç var. Bu kez Başkan Kavcıoğlu'nun işi hiç ama hiç kolay olmayacak!
...***
Akın Aydın 13 Aralık tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Banka ve yastık altında para saklamak stokçuluk mudur?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Önce Sayın Erdoğan ardından da Diyanet İşleri Başkanı, 'stokçuluğu ve stokçuları' gündemlerine aldılar. Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: 'Elinde ürün olduğu halde kazanma hırsıyla piyasaya sürmemek, İslam'ın üstün ahlak ilkeleriyle bağdaşmayan ve yasakladığı bir davranıştır' dedi ama TDV İslâm Ansiklopedisindeki ilgili başlığı okumamış olacak ki, konuyu eksik bıraktı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sayın Erdoğan, stokçuluğun fıkhı başlığını dile getirip, 'bunun adı ihtikardır' diyerek olaya manevi pencere de açtı. Zulüm, kul hakkı, helal lokma kavramları üzerinden etkili bir hitap yaptı.
'Fakir, fukaranın hakkını gasp ediyorlar, bunu yiyorlar, buna fırsat vermeyeceğiz… Çalışsın, kazansın. Şu anda Türkiye, imkanlarıyla buna çok büyük fırsatlar veren bir ülke. Niye helalinden çalışmıyorsun arkadaş? Niye haram yollara başvuruyorsun? Stokçuluğu bırakacaksın bir defa. Kim olursa olsun, her alanda stokçuluk yapanın tepesindeyiz' diyordu.
Dünya Eşitsizlik Raporu'na göre Türkiye'de gelir eşitsizliği son 15 yılda artmaya devam ederek son üç yıldaki ekonomik yavaşlama tüm nüfus gruplarının gelirlerini azaltmış.
Türkiye'de bir yetişkinin yıllık ortalama kazancı 85 bin TL.
En yoksul yüzde 50'nin ortalama geliri yıllık 20 bin 260 TL
En zengin yüzde 10'nun ortalama yıllık geliri 460 bin 20 TL.
En zengin yüzde 10, tüm gelirin yüzde 54,5'ini alıyor.
En yoksul yüzde 50'nin payı sadece yüzde 12.
Bu ne demek? Türkiye'de bir kişi eğer siyasette çok iyi bir dostu yoksa ya da 'hırsızlık babadan oğla geçer' sözünün muhatabı değilse çalışarak bırak zengin olmayı, stokçuluk yapmayı ancak temel giderleri karşılayabilir, demektir.
Ortada bir adaletsizlik vardır. Çalışanın emeğinin karşılığını alamadığı gerçeği vardır.
İhracat, ihracat, ihracat diyenlerin stokçular ve stokçuluk kavramları da detaylandırılmalıdır.
2005 yılında bankalarda 1 milyon lira ve üstü para bulunan mudi sayısı 12 bin iken bu sayı 2021'de 376 bin 787 kişiye çıkmış.
Stokçuluk kavramı ile baktığımızda tam 364 bin kişi paralarını bankalara stoklamışlar.
Bu mudilerin, bankalardaki mevduat toplamları ise 2 trilyon 392 milyar TL.
Düşünün bir kere! Bugün piyasada (dolaşımda) 220 milyar TL civarında para varken bankalarda bunun 10 katından fazla para olması stokçuluk değil midir?
'Stokçuluk yapanın malına el konulacak' diyorsunuz. Buyurun. Elinizi tutan mı var?
...***
İbrahim Kahveci 13 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " Düşün peşime!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tam bir çelişkiler yumağı. Hiçbir tutar tarafı, hiçbir gerçeklik payı yok ama düşün peşime diyebilen bir yönetim anlayışı ile yaşıyoruz. Ülke parayı kaybedebilir ama realiteyi kaybederse asıl onu bulamayız diyorduk ya... İşte o noktadayız. 19 yıl buna hazırlandık diyorlar ama 19 yıl sonra sadece 6 ay sonra meyvesini yiyebilecekmişiz. O zaman 19 yıl niye bekledik?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
19 yıl sonra ülkeyi ‘kurtuluş savaşı’ noktasına getirmek kimin marifeti olabilir? Bunun hiç mi vebali yok?
Sorular çok ama cevap hiç yok.
Mesela kurlar yükselecek ve ihracat artacak ama kurları da yükselten şer güçlermiş. İyi ama kurlar yükselsin mi istiyoruz yükselmesin mi? Bunu da bilen yok...
Ya da bu ülkeye ‘ödemeler dengesi’ verilerine göre yabancılardan yılın ilk 9 ayında 32,8 milyar dolar net para gelmiş.... Olsun rakamların hiç önemi yok.
Rakamların o kadar önemi yok ki... Mesela ülkede tüm faizleri sıfırlasak toplam tutar en fazla 550 milyar lira. Oysa sadece kur artışının ve sadece 3 aylık maliyeti 3,2 trilyon lira. Hatta burada ithalatın maliyet kısmı hiç yok.
Realite gidince sloganla bu saçma sapan işlere imza atılabiliyor. Ve Millete -düşün peşime- denilebiliyor.
Gelin sadece faize bakalım:
Merkez faiz indiriyor ama sadece Merkez indiriyor. Piyasada faizler inmediği gibi yeniden yükselişler yaşanıyor.