Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Wall Street Journal'dan dikkat çeken iddia: Veliaht Prens Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan söz istedi
Karar:
Kılıçdaroğlu'ndan açıklama: İttifak kabul ederse aday olurum
Yeniçağ:
AKP'de Erdoğan'a karşı büyük hamleyi kimler yapacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner, 14 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Saray’ın siyasal rantı uğruna ‘açık bütçe’ batıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Asgari ücretin hesaplanması pazarlığa açık değil. Bizde pazarlığa açıkmış gibi yapılmasının şaşkınlığı yetmezmiş gibi, matematiksel hesaplar üzerinden hesaplamaların farklı dillendirilmesi ayrıca şaşkınlık yaratıyor. Yamukluklar bu kadarla da kalmıyor. Asgari ücretin gerçek değerinin altına inilmesini aklınızdan çıkarın, en aza inilebilecek sınır olarak belirlenmesi gerçekliği yok sayılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu satırlara yer veriyor:
...***
Evrensel, dünya verilerinde yoksul, daha doğrusu emek, işçi haklarında en gerilerde kalmış ülkeler için dahi geçerli olmayan bir sonuç ile yüz yüzeyiz. İşçilerinin ortalama yüzde 60’lık bir payının asgari ücretle çalıştırıldığı bir karanlık tablomuz var. Yetmez, yaşam pratiğinde asgari ücretle çalıştırılıyor gibi gösterilerek altında çalıştırılan, farkını işverene geri vermek zorunda kalan çalışanlarımızın sayılarının da istatistiklere yansımıyor olsalar da azımsanamayacak oranlara vardığının, tanıklığıyla bilincindeyiz.
Yandaşlar gerçek verilerin bilinmediği tezine sığınsalar da gerçek veriler şu günlerde görüşülmekte olunan bütçenin içinde var. Asıl utanılası gerçeklik ise bu bütçenin çok büyük açıklar vermiş olması bir yana, yeni belirlenecek asgari ücretle gelecek maliyetlerin hesabının içinde yer almaması. Açık bütçe hesapları, öngörülerinin, döviz kurlarının önlenemez yükselişleri bağlantılı önlenemez deliklerinin açılması, büyümesi bir yana.. Siyasal rant getirmesi uğruna, komisyonda tarafların uzlaşması sonucu belirlenmesi zorunluluğunun yok sayılması söz konusu.
Son umutla beklenen vuruşun, Cumhurbaşkanı, aynı zamanda AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından yapılacağı, işçi sınıfımıza müjde olarak çoktan duyuruldu.
Türk-İş’in pazarlıkta istediği rakamın da üzerine çıkılabileceği yandaş ağızlar yanında, yetkili bakanlar, partililerin ağızlarından bile yarı resmi duyurulmuş oldu. Kocaman delikli açık bütçenin kalem olarak içine girmemiş çalışan yüzde 60 işçinin, paralelinde zorunlu diğer işçilere de yansıyacak sonuçları ile yeni ürkütücü boyutlardaki açığını varın siz düşünün.
İşin, işverenlere yansıması kaçınılmaz vergi yüküne gelince. Türkçesi işçi-işveren tarafların haklı olarak buluştukları tek noktaya, asgari geçinme ücretinin her iki taraf için de vergi dışında kalması gerektiğine gelince.. İşçiler için bunun anlamının, asgari ücretin uygulanmasının ilk aylarında azıcık nefes alabiliyor olmalarına karşılık, yıl sonuna uzanan aylar içinde vergi yükü ile bağlantılı olarak ellerine geçen aylığın düşmesi ile bindirilen zamların yarattığı yaşam pahalılığında sıkışmak, geçinemez, karnını bile doyurabiliyor olamamak olduğu gerçekliği var.
...***
Esfender Korkmaz 14 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Erken sanayisizleşme"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekim 2021 sanayi üretim endeksi açıklandı.2020 Ekim ayında sanayi üretiminde artış yüzde 10 iken 2021 Ekim ayında yüzde 8,5 oldu. Ekim'de sermaye malı üretimi, bir önceki ay öncesi Eylül'e göre yüzde eksi 5,2 geriledi. Üçüncü çeyrekte, sabit sermaye yatırımları da yüzde eksi 2,4 oranında gerilemişti. Sanayide yatırımların azalması, sanayisizleşmeyi hızlandırır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
* Yüksek teknoloji malı üretimi yıllık yüzde eksi 2,4 ve aylık eksi 10,6 geriledi.
Sanayide en büyük çıkmaz teknoloji üretiminde gerilemedir. 2003 yılında imalat sanayisi içinde teknolojinin payı yüzde 7,6 iken , 2017 yılında yüzde 3,4' geriledi.
Öte yandan, Türkiye'nin ihracatında yüksek teknoloji ürünlerinin payı da çok düşük yüzde 2,2 oranındadır. Yüksek teknoloji üretmenin ilk şartı, AR-GE harcamalarıdır. Türkiye'de Ar-GE harcamaları hem düşük, hem de TÜBİTAK gibi kurumlar yalnızca iktidar yanlılarına araştırma desteği veriyor.
İhracatta yüksek teknoloji, daha yüksek gelir sağlar ve ülke kalkınmasında daha etkilidir.
Teknolojinin gelişmesi daha yüksek katma değer yaratır. Eğitim, Millî Savunma, sağlık gibi birçok sektörü etkiler. Bireyler, firmalar için verimlilik artışı yaratır.
Türkiye'de 2000 yılı ile 2014 yılı arasında havacılık ve uzay sanayisi ile ilaç sanayisinin ihracattaki payı düştü.
Gelişmiş ülkelerde sanayinin GSYH içindeki payı yüzde 30'lara çıktıktan sonra düşmeye başlar. Buna karşılık hizmetler sektörünün payı artar. Bazı gelişmekte olan ülkeler sanayileşmeyi tamamlayamadan, daha erken dönemde sanayisizleşme başlayabilir.
Asya ülkelerinde imalat sanayisinin katma değer içindeki payı yüzde 30 dolayındadır. Türkiye'de 1998 yılında imalat sanayisinin GSYH içindeki payı yüzde 22,3 iken, 2000 sonrası düşmeye başladı ve 2018'de yüze 19'a düştü.
Sektör büyüklüğünü fiyat değişmeleri de etkilemekle birlikte yine de sanayi sektörünün GSYH içindeki payı, sanayileşme için bir göstergedir.
AKP iktidarı planlamayı kaldırdı, dalgalı kur politikası ve sıcak paraya serbestlik verdi bu yolla piyasayı spekülasyona açtı, ekonomide geçici ve fakat hızlı büyüme sağlayan konut yatırımlarına ağırlık verdi. Bu alanda kamu kurumlarını görevlendirdi. Kamu kredilerini, teşvikleri bu alana yöneltti. İmalat sanayisi daha az destek gördü. Yani sanayisizleşme bağıra bağıra geldi.
...***
Faruk Çakır, 14 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Göz boyama ile nereye?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Aile sohbetlerinden eş dost ziyaretlerine kadar hemen her yerde para, pul, zamlar, geçim derdi, döviz, enflasyon gibi ekonomik meselelerin konuşulması esasında arzu edilen bir durum değil ve olmamalı. Fakat hal ve gediş maalesef bu noktada düğümlenmiş gibi görünüyor. Her fırsatta hatırlatıldığı üzere ‘en büyük düşman’ olan cehalet mağlûp edilmiş olsa, ekonomik meseleler Türkiye’nin gündemini bu kadar meşgul eder miydi? Yanlış anlaşılmasın; bu konular hiç gündeme gelmesin diyen yok."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İtiraz şuna olmalı: Ekonomik meseleler bu kadar konuşulurken, hak, hukuk, adalet ve diğer sosyal meseleler niçin konuşulmaz? “Üç harfli marketlerde” artan süt fiyatları bir hafta konuşulur ve tartışılırken, “Birinin hatasıyla başkasının mesul tutulması” niçin Türkiye’nin bir saatlik olsun gündemi olmaz? Hak, hukuk ve adalet konuları birinci gündem maddemiz olabilse muhtemeldir ki dolaylı olarak ekonomik meseleler de daha kolay çözülür. Çünkü hakkını, hukukunu bilenlerin yaşadığı cemiyette ‘el çabukluğu ile’ iş yapanlar itibar görmez.
Bununla birlikte Türkiye’yi idare edenler milletin içine sürüklendiği sıkıntıyı görmeme niyetindeler. Onlara göre her şey yolunda. Resmî rakamlara bakılırsa enflasyon yüzde 20 civarında. Yüzde yüz yanlış olan bu bilgiyi millete sunanlara acaba ne demek icap eder? İnsaflı bir idareci ne hakla bunu diyebilir ki? “Ucuz market” olarak bilinen yerlerde dahi meselâ, son bir yılda fiyatı yüzde 50’den az artan bir ürün kaldı mı? Su, süt, meyveler, un, şeker, her türlü yağ çeşiti, yumurta gibi temel ihtiyaç maddeleri en az yüzde 50 civarında arttığına göre enflasyonu düşük göstererek ne yapılmak isteniyor? Gerçekten enflasyon rakamlarının yüzde 20 civarında olduğuna mı inanıyorlar? Eğer böyle biliyor ve böyle inanıyorlarsa Türkiye gerçeklerinden kopmuş demektirler. Yok, gerçek enflasyonun yüksek olduğunu bildikleri halde bile bile bu rakamları düşük gösteriyor ve böyle ilân ediyorlarsa çok daha kötü. Bu inkâr ile, bu göz boyama ile, bu gerçeklere sırt çevirmekle nereye gidilir ki?
Meselâ, herkesin ulaşabileceği bilgiye göre yaş çay üretiminde kullanılan gübrenin ton fiyatı geçen yıl 2 bin 200 TL iken şu anda 10 bin TL’ye yükselmiş. 2 liraya satılan bir ekmek 3 lira olmuş.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın paylaştığı bilgilere göre 2020 Mayıs ayı ile 2021 Kasım ayı arasında demir yüzde 267, hazır beton yüzde 133, çimento yüzde 155, sıva alçısı yüzde 280, elektrik kablosu yüzde 307, cam yüzde 432 oranında zamlanmış. Mobilyacılar kısmında da çok büyük zamlardan bahis var. Odun, tahta, sunta, menteşe ve her türlü marangoz malzemesinde bir yıllık artış ortalama yüzde kaç?