Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AKP’ye ‘kur’ şikâyeti
Karar:
Bu iş artık kontroleden çıktı
Yeniasya:
Zam, 20 günlük kaybı karşılıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Akif Beki 17 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “Erdoğan doları nasıl düşürmüştü?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Satan, elindeki malı bir saat sonra kaçtan satacağını bilemiyor. Alan, bir saat sonraya kalırsa kaçtan alabileceğini kestiremiyor. Satan; yerine geri koyamayacağı fiyattan zararına satsa mı, biraz daha tutsa mı? Alan; ne kadar bulur, borç harç alabilirse alsa mı, zamlanmasını mı beklese?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Satan da alan da beraber ıslanıyor bu zam yağmurlarında. Tedbiren açabilecekleri tek şemsiye, elverdiğince stoklamak.
Fiyatların bile belirlenemediği, gün içinde bilmem kaç kez değiştiği bir belirsizlik ortamında tüketici, üretici, perakendeci önünü nasıl görecek de hesabını, kitabını tutturup ayakta kalacak?
İktidar, güven ve istikrarı sağlayacağına stokçuların peşine düştü. Sebep yerine yine sonucu düzeltmekle uğraşıyor.
Fiyat istikrarı olmadan ekonomi döner mi? Piyasa felç.
Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğrusunun ne olduğunu söylemişti.
11 Kasım 2020 tarihli haberlerde şöyle yazıyordu: “Erdoğan konuştu, TL dolara karşı değer kazandı.”
İktidar, Erdoğan’ın o konuşmada söylediklerini yapsa ekonomi yine rayına girecek.
AK Parti grubunda “yatırımları yeşerten iklimi tesis etmenin, ekonomik büyümeyi, kalkınmayı, istikrarı sağlamanın yolu hukuk devletini güçlendirmekten geçiyor” demiş, yeni reformlar sözü vermişti.
“Elbette tüm bunları, serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden, şeffaflığı ve öngörülebilirliği artırmak suretiyle...”
Hedef, “Ekonomi politikalarımızı fiyat istikrarı, finansal istikrar ve makroekonomik istikrar üzerine” kurmaktı.
“Önce yeni Merkez Bankası Başkanımızın ardından da yeni Hazine ve Maliye Bakanımızın göreve başlamalarıyla piyasa göstergelerinde yaşanan olumlu seyir, doğru yolda olduğumuza işaret ediyor”du.
Cumhurbaşkanı, yeni Bakan ile MB Başkanı’nın yanında olacaktı. “Para politikasını öngörülebilir ve istikrarlı bir seviyeye çıkarırken atacakları her adımda...”
8, 54’leri gören dolar, o gün 8 liranın altına düşmüştü.
Önce Ağbal MB’den gitti, sonra Elvan bakanlıktan.
Tersi bir model denemeye karar verildi. Halka pahalı, elitler ve yabancıya sudan ucuz bir ülke modeli.
Güya halkı yoksullaştırıp zengini zenginleştirerek ekonomi büyütülecek. Adındaki Çin kısmı da buradan geliyor.
Getirildiğimiz yerse ortada. 1 dolar 16 liralara dayandı.
Kuru, enflasyonu, fiyat artışlarını ve doğurduğu yoksullaşmayı tutabilene aşk olsun.
Zamlar, zembereğinden boşaldı.
TL’deki değersizleşmenin önü alınamıyor.
Vatandaşın feleği şaştı, kayıplarının telafisi yok, yarını belirsiz, parası pul.
…***
Cevher İlhan 17 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Ekonomik OHAL” oyunu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Tesbit şu ki en başta iktidardakiler de rayından çıkan ekonominin artık düze çıkacağına inanmıyor. AKP iktidarının on dokuzuncu yılında Cumhurbaşkanı’nın “bunun için hazırlanıyorduk” dediği, kamuoyunu oyalama amaçlı “yeni ekonomik model”in de başarılı olacağına kani değiller.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aslında yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın “batarsak birlikte batarız!” şantajının akabinde 2005’ten bu yana siyasî iktidara özellikle ceza yasalarında yardım eden ve Saray’a yakınlığıyla bilinen Türkiye Bilimler Akademisi üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç’in Twitterden “Türk Lirasının yabancı paralar karşısındaki süregelen değer kaybı, ‘ağır ekonomik bunalım’ sonucunun ortaya çıkacağı süreci başlatmıştır” diye vahim gidişatla ilgili “endişelerini” ifadesi gerçeğin açık ikrarı oldu. (gazeteler, 14.12.21)
Ve “kaçınılmaz görünen ağır ekonomik bunalım sebebiyle olağanüstü hâl ilânına toplum olarak hazırlıklı olmamız gerekir” mesajı ekonomik çöküşün önüne geçilemeyeceğinin teyidi olarak kayda geçerken, kamuoyunu OHAL ilânına hazırlamaya yönelik algı operasyonunun ilk sinyalini çaktı.
Gerçek şu ki 15 Temmuz’un ardından dayatılan 20 Temmuz “OHAL ortamı”nın sürdürülmesiyle zaten “OHALvari” süreç dayatılıyor, ülke bir nevi “örtülü OHAL”le “yönetiliyor.”
Ekonomik krizle ilgili sokak röportajları yapanlar ev hapsine alınıp yurtdışına çıkış yasağı getiriliyor. Pahalılıkta geçinememe sorunlarına ilişkin forum düzenleyen üniversite öğrencileri göz yaşartıcı bombayla sert müdahale edilip derdest edilerek gözaltına alınıyor. Sosyal medyada en basit bir eleştiriyi yapanlar tutuklanıyor; “provokasyon” gerekçesiyle eleştiri hakkı yok ediliyor.
Bu arada Cumhurbaşkanı’nın tek başına çıkardığı KHK’larla Meclis zaten by pass edilmiş. Demokrasilerde parlamentoların en tabiî hakkı olan “yasama ve denetim işlevi” gasbedilmiş. Milletten toplanan vergilerin yine millete yerinde, doğru ve verimli harcanması için hazırlanması gereken bütçeye Meclis’in onayının ya da reddinin hiçbir hükmü bulunmuyor.
Özetle, bütün kamuoyu yoklamalarında “millet ittifakı”nın “cumhur ittifakı”na en az sekiz - on puan fark attığı vasatta her halükârda Meclis çoğunluğu ile cumhurbaşkanı seçimini kaybetmekle karşı karşıya kalan AKP siyasî iktidarı “ağır ekonomik bunalım”a karşı olağanüstü yönetime başvuruyor. OHAL’le ekonominin çöküş protestolarını yasaklama, gerçeklerin konuşulmasını engelleme peşinde.
Ne var ki ekonomistler, ekonomik bunalımın üzerine OHAL’le gitmenin piyasalarda ayrı bir panik meydana getireceği, bu tedirginlikle bataktaki ekonomiyi daha da batıracağı uyarısında bulunuyorlar.
“Ekonomik kaos” bahanesiyle sermayenin kontrol altına alınmasından vatandaşların mevduatına el konulmasına varan, temel hak ve hürriyetleri askıya alan emrivaki ve dayatmaların bunalımı daha da derinleştirip tam bir felâkete sürükleyeceğini, Türkiye’nin iflâsına sebep olacağını ikaz ediyorlar.
…***
Esfender Korkmaz 17 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Reel sektör de zora girdi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktisat tarihinde millî parada kriz yaratmak yoluyla ekonomide istikrar sağlama politikası, ilk defa Türkiye'ye nasip oldu. Türk Lirası dolara karşı dünyada en fazla değer kaybeden para oldu. O kadar ki kriz içinde olan Arjantin Pesosundan daha fazla değer kaybetti. Yüksek kurun ilk etkisi, ihracatın artması oldu. İthalatın azalması oldu. Ama ithalatta azalma yatırım ve tüketim malı ithalatının kısılması ile oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ancak; ihracat artınca toplam ithal girdi oranı da arttı. İthal girdi finansmanı da zorlaştı. Zira yurt dışı tahvillerde iflas risk primi 517 baz puana yükseldi. Firmalar daha pahalı dış borç bulabiliyor. İçeride de kur artışı enflasyondan yüksek olduğu için, üretici deposuna aynı malı koyamayacağından korkuyor. Bu şartlarda özel sektör üretimini kısar veya bazı firmalar sıkıntıya düşer.
Öte yandan ilaç fabrikalarında Sağlık Bakanlığı dolar kurunu 4,70 olarak kabul ediyor. İlaç fabrikaları bakanlığın kapatma tehdidinden korkarak üretimi durdurmaz ve fakat üretim seviyesini düşürür.
Nereden bakarsak bakalım, ilk sonuç değersiz TL'nin özel sektör üstündeki etkisi üretimde düşme şeklinde olacaktır.
İkincisi; özel sektör de dış borçlarını çevirmekte sıkıntıya girecektir.
Döviz borçlarında bir yıl içinde ödenecek borçlar önemlidir. Özel sektörün vadesi gelen ve kısa vadeli, bir yıl içinde ödemesi gereken dış borcu 42,2 milyar dolardır. Geçen sene Aralık ayında 7,72 olan dolar kuru şimdi 15,20 oldu. Yani arada 7,48 lira fark var. Özel sektörün dış kredi karşılığı bir yılda 315,6 milyar lira arttı. TL gelirinin aynı oranda artması imkansız olduğu için, birçok firma zora girebilir.
Halen bazı firmalar gümrükten mal çekme konusunda sıkıntı yaşıyor.
Öte yandan içeride bankalara döviz borcu olan bazı firmalar ihracatçı değil. Ya bankadan doğrudan döviz kredisi aldılar veya banka borçlarını yeniden yapılandırma sırasında bankalar alacaklı oldukları TL borçlarını sağlama almak için dövize çevirdiler.
Dün Merkez Bankası, Gösterge Faizini yüzde 15'ten yüzde 14'e indirerek, kaosa körükle gitmiş oldu. Bundan sonra olacaklar;
* Enflasyon artmaya devam eder.
* Üretimde daralma ve büyümede düşme olur.
* İflaslar ve işsizlik artar.
* Türkiye'nin dış borçlarında temerrüt riski daha da artar.
Altı ayda krizin düzeleceğini bekleyen iktidar, altı ayda ortada ekonomi kalmayacağının farkında değil. Gidişat iyi değil ve işin içinde anlayamadığımız başka senaryolar var.