Aralık 21, 2021 08:47 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: Çiftçilerin ödemesi imkansız

Karar:

Faiz talimat dinlemiyor

Milli gazete:

Ücretli öğretmenler asgarinin yarısını kazanıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 20 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bu kaostan ülkeyi çıkarabileceklerine inanıyorlar mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Evet, soru budur. İhracat artışıyla ekonomik derin krizi çözeceklerine inançlarının yüksek olduğunu gösteriyorlar. Acaba bu “inanç” göstermelik mi, gerçeklik payı var mı, yoksa bu politikayı kasıtlı sürdürüyorlar da batarsak batarız, sonunda ülkenin önünde yeni sayfalar açarız, biçiminde saklı bir anlayış ve plan mı var arka planda?!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bunların yanıtları muğlak veya yok ya da var da saklı. Ama bildiklerimiz de var! Şimdi bu soruları - durumu irdeleyelim.

Doları bilerek, isteyerek yükseltiyorlar. Bunun başını Erdoğan çekiyor, ağustos ayından beri. 10 Ağustos tarihli yazımda bilinçli yapıyorlar diyordum. Erdoğan, dolar her düşme eğilimine girdiğinde sessizliğini bozdu, ağustostan beri sayısız demeciyle yükselmesini sağladı. Demek temmuz ve ağustosta model değiştirme kararı verilmişti, zaten MB başkanları da bu süreç içinde tasfiye edilip durdu. Dolar 10 Ağustos’ta 8 küsur liraydı. RTE konuşunca yine, ben de o yazıyı yazdım. TV’de dile getirdim. Çünkü iş ayan beyandı artık. RTE doları yükseltiyordu!

Bu politikanın iki ana hedefi vardı: İhraç mallarımızı ucuzlatarak daha geniş pazar yaratmak ve dışsatımda rekor kırarak döviz girdilerini artırmak (büyük ölçekli dışarıdan gelecek yatırımlar durmuştu). Yüksek dolar- Avro kuru, ithalatı da pahalı hale getirecek, ithal mallarını pahalı hale getirerek kısıtlayacak, böylece ithalata ödenecek döviz ihtiyacı azalacak. Bu sayede ülkenin temel sorunu olan dışarıyla alım- satımda ortaya çıkan “cari açık” da kapanacak hatta fazla verecekti.

Bu fazlalık ve döviz girdisindeki artışla daha dengeli, yerli üretimi kamçılayan, dışarıya “bağımlılığı azaltan”, yüksek faizin de ödenmediği, ödenmeyen bir ekonomik yapı ortaya çıkacaktı. Dışsatımı artırmak için işgücünün ucuz olması gerekirdi, “mallarımızın rekabet gücü” artsın diye.

Bu politika, enflasyonu patlattı. Bilmiyorlar mıydı? Şüphesiz biliyorlardı! Faizi düşürme silahını sürekli bunun için kullanıyorlar. Mallar bizim için pahalanacak, satın alma gücümüz eriyecek, ama düşen TL sayesinde dolar olarak yabancılara daha cazip hale gelecek ve yabancılar hücum edeceklerdi!

Bu, şüphesiz bizi büyük yoksullaştırma politikasıdır. Bunu da bilinçli uyguluyorlar.

...***

Oğuz Demir 20 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " Erken mi seçim?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ağustos ayında hükümetin 2022 baharında erken seçim hazırlığında olduğunu ifade etmiştim. Okuyuculardan da birçok uzmandan da 2022 Kasım ayından önce seçim olmayacağı tepkisi gelmişti. Bu tepkinin en temel nedeni ise o dönem üzerinde konuşulan Seçim Kanunu’nda değişiklik yapılması meselesiydi. Değişiklik yapıldıktan bir yıl sonrasına kadar yapılan değişiklikler uygulanamayacağı için Kasım 2022 beklenecek deniyordu. O dönem de aynı şeyi söylemiştim, yine tekrar edeyim. İktidar ittifakındaki iki partinin, MHP ve AKP’nin olası bir seçimde üzerinde uzlaşabileceği bir sistem formulü yoktu. Bugün de yok."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Nitekim Aralık sonuna geldik ve Seçim Kanunu’nda hala bir uzlaşma olmadı. Hatta geçtiğimiz hafta seçim ile ilgili değişikliklerin artık rafa kalktığına dair haberler de çıktı.

O gün hükümetin erken seçim planının, ekonomi politikasındaki değişikliklerle işaretinin verildiğini yazmıştım.

Kabaca aşağıda özetlediğim gibiydi tezim.

“Hükümet geçmiş deneyimlerinden faizdeki bir düşüşün kurda bir yukarı harekete neden olacağını biliyor. Ancak kurdaki hareketin enflasyona yansıması zaman alıyor. Bu zamanı değerlendirecek. O yüzden faiz indirimleri başladıktan sonra üç ay içerisinde seçim kararı alınabilir. Ancak bu kez düşündükleri gibi olmayacak. Plan bu gibi görünse de bu kez tutmayacak!”

Tutmadı da!

Kurda öyle bir travma yaşadık ki anlatması güç, ancak yaşanır ve yaşıyoruz. Eylül ayında 8,30’larda olan dolar/TL, Cuma günü 17’yi aştı. Merkez Bankası, 2 milyar dolar piyasaya döviz verdi, yine de TL’nin tek günde değer kaybını ancak yüzde 5’te tutabildi.

Finansal piyasalar bu şekilde dalgalanırken elbette gündelik hayatlarımızda da kriz bir tsunami gibi etkisini gösterdi.

Neredeyse her gün akaryakıt zammı.

Neredeyse her gün bir üründe rekor fiyat artışları!

Demem o ki geçmişte siyasi meselelerde başarılı hamleler yapabilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomi gibi matematiği belli bir alanda o matematiğin tersine giderek ülkenin koşa koşa bir krize girmesine neden oldu.

Elbette herkes 2022’de bir seçim olma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyor. Buradaki asıl soru ise 2022’de ne zaman?

Ekonomide yaşadığımız krizin belirleyici olduğunu baz alırsak ben yine yılın ilk yarısında seçimin olacağını düşünüyorum.

Çünkü yüksek enflasyon ortamında asgari ücret, emekli maaşları, memurların 3600 meselesi ve EYT sorunlarının çözümünün yaratacağı refah sadece birkaç ay sürebilir. Kurda bu politikada ısrar edildikçe bir geri dönüş olmayacağı da görülüyor.

Öte yandan adına Türkiye Ekonomi Modeli denen modelin daha şimdiden memnun edeceğini umdukları ihracatçıları dahi memnun etmediğini biliyoruz. Ne tüketici, ne üretici, ne ihracatçı, ne ithalatçı kurdaki rekor seviyelere çıkışa neden olan bu modelden memnun değil.

Olay sıcakken tam anlaşılamıyor ama bu tsunami sona erdiğinde ve sular geri çekildiğinde çok daha yüksek oranda bir işsizlik ve yoksulluk sorunuyla da karşı karşıya kalacağız.

...***

Cevher İlhan 20 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Enflasyonun altında “asgarî ücret”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhuriyet tarihinin en fahiş pahalılığının dayatıldığı en ağır ekonomik yıkımda, asgarî ücretin 4 bin 253 lira olarak açıklanması “iktidar cephesi”nce “büyük başarı!” olarak pompalanıyor.  Gerçek enflasyonun yüzde 60’ları aştığı, ekmekten gıdaya yüzde 100’e vardığı pahalılıkta “iktidara ilişik medya”da “Cumhuriyet tarihinin en büyük tarihi zammı”, “son elli yılın en büyük artışı” olarak propaganda ediliyor; son bir yılda TL’nin yüzde 110, bir haftada yüzde 22 değer kaybını gizleyerek..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Görünen o ki fahiş zam haberlerini yapmayan “yandaş medya” yorumcuları, gerçek enflasyonu değil, hâlâ yüzde 20 olarak gösteren, şehir merkezlerinde kira bedelinin 1.250 lira olduğunu iddia eden TÜİK’in rakamlarla oynayan tepeden “tâlimatlı” yanıltıcı enflasyonuna göre yorumluyorlar.   

Oysa “asgarî ücretin ilk kez yüzde 50 arttığı” iddiasının doğru olmadığı, AKP iktidarı öncesinde 5 bin liradan 24 bine çıktığı, özellikle enflasyonun yüzde 4-6, büyümenin yüzde 7-9 arasında seyrettiği Adalet Partisi iktidarlarında asgarî ücrete yüzde 50’leri aşan artışlarla açıkça ortada. 

Ekonomistler, dövizin son demde zincirinden boşaldığı vetirede Merkez Bankası’nın iki haftada borç dövizle beşinci müdahalesine rağmen “oynak kur”la dakika başı artan doların 16.50, euronun 18.50 lirayı aştığını, artışın ancak son yirmi günde kaybedilen değer kadar olduğunu, devam eden zam sağanağıyla asgarî ücretin bir-iki ayda eriyeceğini; ayrıca asgarî ücretin az üstünde milyonlarca ücretlinin enflasyona ezdirildiğini nazara veriyorlar. 

Bundandır ki süreç içinde dolar - döviz artmazsa, yeni zamlar gelmese ve enflasyon yükselmese bile bugünkü enf- lasyonla asgarî ücretin en az 5 bin 950 lira olması gerektiğini belirtiyorlar. 

Bu bakımdan, İyi Parti Genel Başkanı Akşener, 1.500 - 1.600 lira TL maaş alan emekliler olduğuna dikkat çekerek, bütün emeklilerin ücretinin asgarî ücrete denk olması, bu kapsamda ekonominin bel kemiği olan esnafın, çiftçinin ve üreticinin unutulmaması gerektiğini bildiriyor. 

Ana muhalefet lideri, tabloyu “bir ekonomik intihar trenin lokomotifi olmuş durumda” diye tanımlıyor; “Saray avaneleriyle şürekâsının açlığı algı ile yönettiği”ne dikkat çekiyor.