Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Dolarda müdahale iddiaları büyüyor
Karar:
Şahap Kavcıoğlu: Kur çok hızlı inerse döviz alımına başlanabilir
Yeniasya:
'İndirimde devlet kötü örnek oldu'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kazım Güleçyüz 24 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Muhalefetin birinci önceliği ne olmalı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ülkenin içte ve dışta içine sürüklendiği son derece ağır ve kronik problemler için muhalefet partilerinin yaptığı teşhis ve değerlendirmeler örtüşüyor ve birbirini tamamlıyor. Teşhisler de aynı, çözümler de. 6 partinin parlamenter sisteme dönüş hedefiyle yaptıkları ve tamamlanmak üzere olduğu ifade edilen ortak çalışma bu çerçevede çok önemli bir birlikteliği temsil ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Keza 4 partinin ekonomi için de benzer bir çalışmayı başlatmış olmaları, aynı beraberliği tamamlayan takdire şayan bir girişim.
Bunlar devam etmeli ve neticeleri mümkün olan en kısa zamanda hayata geçirilmeli.
Bunların yanı sıra, defaatle vurguladığımız üzere, tek adam rejimiyle inanılmaz derecede tahrip edilen demokratik hukuk devletini onarma hedefi ekseninde topluma çok net ve güçlü mesajların ortaklaşa verilmesi şart.
Halihazırda gördüğümüz tablo şu:
Her parti kendi strateji ve programı çerçevesinde çalışmalarını ayrı ayrı yürütüyor.
Liderler şehirleri gezerek vatandaşla, esnafla, çalışanlarla bire bir diyaloglar kuruyor.
İktidar güdümündeki RTÜK cenderesinde çok ağır ceza ve yaptırımların tazyiki altında yayınlarını sürdürmeye çalışan bağımsız medya organlarına arada bir çıkıyor, mülâkat veriyor, açıklama ve değerlendirme yapıyor.
“Bizi oylarınızla iktidar yaparsanız şunu şöyle, bunu böyle yapacağız” sözleri veriyor.
Ama tek adam rejimine geçişle birlikte getirilen 50+1 şartı orta yerde dururken, partilerin kendi adlarına verdikleri bu mesajların pratikte çok fazla bir anlamı ve karşılığı yok.
Şu aşamada birinci öncelik, en az 50+1’i ve gerçekte çok daha fazlasını kazandıracak bir ittifak oluşturup, gereken mesajları da o ittifak adına vermek olmalı. “Tek adam rejimini bitirecek, parlamenter sistemi ihya edecek, hukukun üstünlüğünü sağlayacağız” gibi.
Nitekim 6 partinin çalışması bu anlamda.
Bu ortak çalışmaya katılan 6 partinin yapması gereken, kendi adlarına münferit mesajlar vermeyi şimdilik erteleyip, parlamenter sisteme dönüş konusuna odaklanmaları ve bu projeyi anlaşılır şekilde halka anlatmaları.
Özde aynı dili ve söylemi kullanarak.
Ve hep birlikte erken seçim için bastırarak sandığı milletin önüne getirinceye kadar konunun takipçisi olup peşini bırakmamaları.
…***
Esfender Korkmaz 24 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tüketici kriz var diyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'in birlikte hazırladıkları ''Aralık ayı Tüketici Güven Endeksi'' açıklandı. Bu anket tüketicilerin harcama davranışlarının ve beklentilerinin değerlendirilmesine yönelik yapılan bir ankettir. Bu anket ile tüketicilerin, genel ekonomik durum, hanehalkının maddi durumu, iş bulma olanakları, tasarruf ve tüketim beklentileri anlaşılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Endeksin, 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser durum, 100'den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor.
Tüketici Güven endeksi 2003 yılından beri açıklanıyor. Endeks Aralık ayında bu güne kadar geçen 19 yılın en düşük seviyesine geriledi.
2008 - 2009 Dünya Finansal Kriz yıllarından da daha düşük seviyeye geriledi:
* 2008 Aralık ayında 69,9,
* 2009 Aralık ayında 78,8,
* 2021 Aralık ayında 68,5 oldu.
Tüketiciye sorulan soru bazında endekslerde tüketici güven endeksi "dip" yaptı.
Tüketici geçen seneye göre hanehalkının maddi durumunun bozulduğunu söylüyor. Geçen sene Aralık ayında 64,9 olan endeks değeri, bu sene yüze 19,1 oranında düşerek 52,5' e gerilemiş.
Son bir yılda ülke ekonomisinin nerede olduğuna dair Tüketici Güveni endeksi geçen seneye göre yüzde 27,7 düşerek 44.0'e geriledi. Endeksin bu kadar düşmesi tüketicinin ''ağır kriz yaşıyorum ''demesidir.
Aralık ayı tüketici Güven endeksinde bir yıl sonrası için beklentilerde aynı şekilde sert düşüş var.
Beklentiler, ekonomik konjonktürü etkiler. Bu konuda iktisatta iki teori var:
1956 yılında Amerikalı iktisatçı Phillip D. Cagan tarafından geliştirilen Adaptif beklentiler yada "Uyarlayıcı bekleyişler" iktisadi ajanların hane-halkı, firmalar, devlet gelecekle ilgili beklentilerini, geçmişe bakarak şekillendirmesidir.
John Muth'un geliştirdiği ''rasyonel beklentiler hipotezi''nde kararlar ileriye dönük alınmaktadır.
Ne olursa olsun, iktisadi ajanların beklentileri iktisadi konjonktürü etkiler.
Bunun içindir ki, Tüketici güven endeksleri ekonomiye ilişkin istenmeyen yönelimlerin önceden tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin zamanında alınmasına imkan verir.
Ne var ki, bu günkü iktidar kendi yayınladığı verilere kulak asmıyor. Eğer kulak verse, önce istikrar programı yapar. İktidar kendi dünyasında yaşıyor.
Ama eğer tüketici güveni dip yapmışsa, yani tüketici bu günkü iktidarlarla ekonominin daha kötüye gideceğini düşünüyorsa, kendi maddi durumunun kötüleştiğini ve kötüleşeceğini söylüyorsa, kendini bu duruma sokan iktidara neden oy versin?
…***
İhsan Çaralan 24 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “Faize dolar garantisi verildi: İktidar IMF kapısına gitmeden önceki son çıkışta!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Rekabetçi kur”, “Çin modeli”, “Hayır bu Çin modeli de değil Türk modeli” denilen, karşı çıkıp eleştirenlerin “mandacılık”, vatan hainliği” ile suçlanmakla yetinilmeyip, “Nas var!” denilerek tartışılması bile yasaklanan, uğruna “ekonomik kurtuluş savaşı” ilan edilen “Türk modeli” bir gecede çöpe atıldı!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
20 Aralık günü yapılan bakanlar toplantısı sonrasında kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kurdaki dalgalanmayı durdurarak nispi bir istikrarı sağlamak için yeni araçları devreye alıyoruz” diyerek, “dolara endekslenmiş faiz modeline” geçildiğini açıkladı.
Erdoğan’ın konuşmasından hemen sonra BDDK Başkanı ve kimi banka genel müdürlerinin açıklamalarından anlaşıldı ki, iktidar, bu yeni modeli bankacılarla da konuşmuş!
Konu tartışılmış rol paylaşımı yapılmış ama o gece olanlar bundan ibaret olmamış. Bütün bu olacaklardan en azından bazı dolar baronları da haberdar olmuşlar ki, daha Erdoğan konuşmasını bitirmeden gece boyunca dolar 18 lira dolayında iken 1 milyar dolar satmışlar! Tabii ertesi gün doların 12 TL’ye düşmesiyle de geri almışlar! Bir gecede servetlerini üçte bir oranında artırmışlar.
Ekonomi Yazarı Uğur Gürses, “kura endeksli faiz açıklaması” sonrasındaki iki gün içinde MB’nin piyasaya, “arka kapı”dan 7 milyar dolar sürdüğünü hesaplıyor. 1-21 Aralık arasında ise piyasaya 17 milyar dolar sürülmüş!
Siyaset bütün bu tartışmaları yaparken, “Erdoğan’ın mucizevi hamlesi” olarak sunulan “dövize (dolara) endeksli faiz modeli”nin, Erdoğan ya da Saray “ulema”sının icadı değil, 1970’li yıllarda “dövize çevrilebilir mevduat” (DÇM) olarak bilinen uygulamanın bir versiyonu olduğu da ortaya çıktı.
Yandaş medyanın çığırtkanlığını yaptığı, bankadaki döviz mevduatını bozdurup 3 aylık, 6 ayılık ya da 1 yıllık vadeli “dolara endeksli TL mevduatı”na geçiş anlamı taşıyan “yeni model”, “Türkiye’ye kurulan tuzağın bozulması” olarak propaganda ediliyor. Böylece ekonominin yeni, döviz ve faiz lobisinin baskısından kurtarıldığı bir kulvara sokulduğu iddia edilse de daha yakından bakıldığında gerçeğin pek öyle olmadığı anlaşılıyor.
Çünkü yapılan açıkça, bankadaki TL mevduatının dövize endekslenmesi, dolayısıyla bankalardaki hesapların da “dolarizasyon”un kapsamına alınmasının resmileştirilmesi, TL’nin banka sistemi içindeki alanının iyice daraltılmasıdır. Çünkü böylece iktidar, doların (dövizin) piyasada dalgalanmasından dolayı ortaya çıkan riskleri kamuya yükleyerek, yani halktan toplanan vergilerle garanti ederek hem dolar lobisi hem de faiz lobisi için piyasayı dikensiz gül bahçesine çevirmiştir!
Kısacası ortaya çıkan bütün belirtiler iktidarın propagandasının aksine tek adam yönetiminin bugün IMF kapısına varmadan önceki son çıkışta olduğunu gösteriyor. Bu çıkıştan da bir düzlüğe çıkamazsa, varılacak yer IMF’nin kapısıdır!