Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Raftaki fiyatlar niye düşmüyor?
Yeniasya:
Devlet eliyle millet soyuldu
Milli gazete:
Davutoğlu'ndan Erdoğan'a: 'Dini değerleri kullanıyor' tepkisi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay 26 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Kılıçdaroğlu ile sohbet..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"20 Aralık Pazartesi gecesi görünür gelecekte konuşmaya devam edeceğimiz bir dizi alacakaranlık olay yaşandı. Ortaya atılan olasılıklar yelpazesi, aydınlatılması gereken pek çok karanlık nokta olduğunu gösteriyor. Merkez Bankası, Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank’ın çok aktif kullanıldığı bilgisi var. Anlatılan o ki 20 Aralık gecesi toplam 20 milyar doları bulan, her bankaya birbirine yakın oranda sorumluluk dağıtılan bir operasyon yapıldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Böyle bir operasyon, o gece akla gelip düğmeye basılacak türden değil. Belli ki planlandı, uygulandı. Zaten bakan da o gece kimin “çarpıldığını” sonuçlarını önceden öngörmüş gibi açık açık söyledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile genel merkezdeki görüşmemizin ana konusu da 20 Aralık gecesiydi. O geceyi mutlaka aydınlatmak gerektiğini söyleyip şunları vurguladı:
“Öncelikle Meclis’te bunun araştırılmasını isteyeceğiz. Arkadaşlar hazırlıklarını yaptılar. Geçmişte 128 milyar doların peşine düştüğümüz gibi 20 Aralık gecesinin de hesabını soracağız. Akıldışı, güven ortamını tümüyle ortadan kaldıran bir adım daha attılar. Bunun bedelini millet ödeyecek.”
Kılıçdaroğlu, faizlerle ilgili olarak da şu değerlendirmeyi yaptı:
“Söyledikleri her şey yalan. Faizleri düşürdük dediler, Türk Lirası’nı dolara bağladılar. Yaşadığımız tam bir dolarizasyon. Bu durum yoksulluktan öte açlığın kapısını açıyor. Halkın gündemi makarnanın fiyatı. Hayatın her alanında faiz var. Çiftçinin, esnafın kredi borçlarını bile faiziyle erteliyorlar.”
İktidar medyası, o geceyi büyük bir zafer olarak köpürtmeye devam ediyor, muhalefetin asgari ücretteki artışla birlikte “ters köşe” olduğunu söylüyor. Bu durumu Kılıçdaroğlu’na sorduğumuzda yanıtı şu oldu:
“Madem öyle, hodri meydan. Seçime gidelim. Anlık çözümler bulup iyiye gidiyoruz havası vermeye çalışabilirler. Hangi açığı kapatırlarsa kapatsınlar, güven açığını kapatamazlar. Kendi halkına dolar-faiz kumpası kuran bir iktidar bundan sonra hangi adımıyla güven verecek?”
Erdoğan’ın “CHP’li belediye başkanlarının cilası dökülüyor” sözüne Kılıçdaroğlu’nun yanıtı şu:
“CHP’li belediyeler AKP döneminden kalan borçları ödeyip üstüne yatırım yapıyor. Mersin’de olduğu gibi iktidar engellerini de aşarak iş yapıyorlar.”
Kılıçdaroğlu ile görüşmelerin olmazsa olmaz sorusu cumhurbaşkanı adaylığı. Bilinenleri vurguladı, Millet İttifakı bileşenlerinin kabulüyle böyle bir adaylığın söz konusu olabileceğini söyledi, ekledi:
“Cumhurbaşkanı devlet deneyimi olan bir kişi olmalı, kritik bir süreci yönetecek. Sayın Yavaş ve İmamoğlu’nun ismi öne çıkarılıyor ama İstanbul ve Ankara’nın yönetimini bırakamayız. Seçmenimize anlatamayız.”
Kemal Bey’in anlatımlarından bizim çıkardığımız sonuç şu:
Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adayını, kendi adını önde tutarak perdeliyor!
...***
Mehmet Kara, 26 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, "Hukuk devletinde erken seçim olmaz mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomide yaşanan gelişmeler asgarî ücretliye yapılan zam, memur ve emekliye yapılacağı söylenen zam dikkate alındığında bir erken seçim hazırlığı olduğu izlenimini güçlendiriyor. Bunlardan hareketle Mart-Haziran ayları arasında bir “baskın seçim” yapılabileceği konuşulmaya başlandı."diyen yazar, yazısının devamında şu satırlara yer veriyor:
...***
İki ay önce 8.30 olan dolar kurunun 18’e çıkması, ardından “TL mevduatına getirilen faiz kur farkı garantisi”nin verilmesiyle 12 liraya düşmesi “olumlu bir hava” gibi sunulsa da bunun 3-5 ay sürdürülebilir olmadığının görüleceği, bununda oluşan olumlu havayı tersine çevirebileceğini ifade edenler erken ya da baskın seçim iddialarına delil olarak gösteriyorlar.
Muhalefet erken hatta hemen seçim dedikçe Cumhur İttifakı ortakları her fırsatta seçimin Haziran 2023’te yapılacağını söyleme gereği hissediyorlar. Erken seçim isteğine karşı sık sık “yok” demeye başlanması geçmişte “erken seçim yok” derken seçim kararlarının alınmasını hatırlatıyor.
24 Haziran 2018 erken seçiminden birkaç ay önceye kadar, erken seçimin olmayacağı, seçimlerin 2019 yılında yapılacağını açıklayanların bu sözlerinin üzerinden çok geçmeden erken seçim kararı alındığını hatıra getiriyor.
Meclis’te bütçe görüşmeleri sebebiyle iki hafta yapılamayan grup toplantıları geçtiğimiz hafta yapıldı. CHP, İYİ Parti, HDP gruplarında genel başkanlar erken seçimi dillendirirken MHP grubu yapılmadı. AKP Grubunda Genel Başkan Tayyip Erdoğan yüksek sesle, “Bay Kemal, noktalı virgül değil, nokta koyuyorum. Erken seçim yok, seçim Haziran 2023’te” diyerek “noktayı” koydu… Bunu söylerken, “Devlet Bey de Haziran 2023 diyor” diyerek vurgulaması da ilginç.
İlginç olan bir durumda Erdoğan’ın “Bu ülke bir hukuk devletidir. Belirlenen tarih neyse o tarihte seçim yapılacaktır” sözleri oldu. Öyle ya AKP daha önce de erken seçime gitmişti. “O zaman hukuk devleti neden dikkate alınmadı?” sorusu da akıllara takılıyor.
7 Haziran 2015’de yapılan genel seçimlerde AKP ilk defa hükümeti kuracak sayıya ulaşmadığında koalisyon ortağı olma teklifini kabul etmemiş, hükümet kurulamayınca da yeni bir erken seçimin yolu açılmıştı. Yani, Bahçeli’nin tavrı bu erken seçimde de etkili olmuştu.
11 Ekim 2016’da yine “sürpriz” çıkışıyla partili cumhurbaşkanlığı sisteminin kapısını aralamıştı. Bunun öncesinde ise Erdoğan’a karşı, CHP ile birlikte çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu’nu desteklemiş, sonrasında yeni sistemin en büyük savunucusu olmuştu.
Bütün bu gelişmelere bakıldığında Erdoğan’ın “Bu ülke bir hukuk devletidir. Belirlenen tarih neyse o tarihte seçim yapılacaktır” sözlerini nasıl değerlendirmek lâzım?
Erdoğan noktayı koydu, ama muhalefet erken seçim ısrarında, iktidar da seçimin zamanında yapılacağını söylemeye devam edecek.
...***
Esfender Korkmaz 26 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Türkiye dünyanın en riskli ülkesi oldu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Kasım ayında ortalama dolar kuru 10,6997 idi. Merkez Bankası Kasım ayı TÜFE bazlı reel kur endeksi ise, 54,33 idi. Cuma günü dolar kuru 11,8030 oldu. Eğer Aralık enflasyonuna göre düzeltirsek ve Euro/dolar paritesinin değişmediğini varsayarsak, TL dolara karşı yüzde 47 oranında daha düşük değerde demektir. Bu şartlarda dolar denge kurunun 6 lira dolayında olması gerekir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu günkü iktidar; önce faizleri düşürerek TL'nin ipini çeken, sonra doları zorlayarak 18 liraya çıkaran, daha sonra da dolaylı ve maliyetli yoldan 11,8030'a düşüren, bunu da bir zafer olarak ilan eden dünyada tek iktidar örneğidir.
Bunu AKP'liler şenlikler yaparak kutluyor, ama global piyasalar yemiyor. Uluslar arası piyasalarda ülke riski artıyor. Uluslar arası piyasalarda oluşan CDS oranlarına bakarsak, bu gün Türkiye Dünyanın en kırılgan ve en riskli ülkesidir. Bunun nedeni hükümetin ekonomiyi faiz - kur kıskacına sokmasıdır.
Spekülasyon kapitalist ekonomi tarafından kabul edilen bir piyasa aracıdır. Bunun için Fonlar kurulmuştur. Spekülatif hareketleri ve maniplasyonu piyasanın mikropları olarak kabul edebiliriz. Siyasi iktidarın doları önce 18 liraya çıkarması sonra düşrümesi de spekülasyondur.
İktidar 2018 kur şokuna kadar piyasayı, kambiyo sistemi ve dalgalı kuru benimseyerek, sıcak para girişini teşvik ederek, ekonomiyi kırılgan yaptı. Japon ev kadınları düşük faizle yen olarak kredi alıyor ve bunu yüksek faizli Türk tahvillerine yatırıyordu. Türkiye de MB faizleri eksi 7 seviyesine düşürünce, elinde TL tutanlarda paraları erimesin diye dolara yöneldiler. Ya da düşük faizle TL kredisi alıp, daha karlı olduğu için dolar aldılar. Bu davranış piyasa düzenine, kambiyo düzenine, dalgalı kur sistemine aykırı değil. Bu sistemi kuran İktidar, bu şeklide korunmak isteyenleri iç spekülatif güçler olarak ilan etti. Dahası 128 milyar dolarda bu sistem sayesinde gitmişti.