Türkiye'den köşe yazarları
Karar: İktidar yalancı bahar peşinde
Yeniasya:
İsrail, Filistinlilere ait 250 zeytin ağacını daha söktü
Yeniçağ:
Maaş zammındaki acı gerçeği Yeniçağ'ın manşeti duyurdu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erdal Sağlam 28 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Aralık enflasyonu çift hane açıklanmazsa..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Dolar kurunu, 18 TL’ye çıkmasına izin verdikten sonra kamu bankalarıyla döviz satışına girerek 11 TL’ye düşüren ve bununla “Kahramanlık hikâyesi” yazmaya çalışan iktidar, umduğunu bulamamış gözüküyor. İktidarın önümüzdeki sınavı ise TÜİK’in açıklayacağı aralık ayı enflasyonu olacak. Kurları indirmesinin ardından, piyasadaki fiyatları düşürmek için her kesime baskı uygulayan iktidarın, bu “nafile çaba”sından da sonuç elde etmesi çok zor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Fiyatlarımızı düşürdük” ilanları verip Cumhurbaşkanı’na mesaj gönderenler olsa da genele yayılan bir indirime dönüşemedi. “Nafile çaba” dememizin sebebi de o, çünkü tüketici fiyatlarının gerilemesi için perakende satış yapanların maliyetlerinin altında satmaları gerekiyor. Dolar kurunun 17-18 TL olduğu dönemlerden maliyet oluşturan çok azdı, asıl maliyet rakamı dolar kuru daha 13-14 TL’lerde iken oluşmuştu. Yani kurlardaki düşüş ancak yılın son haftasında yapılacak zamların önüne geçmiş olabilir.
Bu arada tüm fiyatlara etki eden akaryakıt fiyatlarında kur nedeniyle oluşan indirimlerin iktidar tarafından pompaya yansıtılmayıp vergi için alıkonmasına karar verildi. Yani tüm ürünleri etkileyen akaryakıtta bile indirim yapılmadı.
Özetle aralık ayı fiyatları yüksek çıkacak. Göstermelik bazı indirimler aralık enflasyonunu frenlemekten uzak kaldı. Bu nedenle de piyasalardaki beklenti, aralık tüketici fiyat artışlarının çift haneyi, yüzde 10’u geçmesi yönünde. Zaten herkes kendi alışverişlerinde karşılaştıkları fiyatlardan bunu açıkça görüyor.
TÜİK konusunda uzman Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, yakından izlediği aralık ayı tüketici fiyat artışının yüzde 15, yıllık artışın ise yüzde 35-40 arasında açıklanacağı tahminini yazdı. Sadece gıda, akaryakıt, otomobil ve sigaradaki zamların zaten aylık yüzde 11 rakamına ulaştığımızı gösterdiğini, diğer mal grupları eklendiğinde artışın yüzde 15 civarına çıkacağını kaydetti.
TÜFE’deki ağırlığı yüzde 26 olan gıda grubundaki yüzde 25’lik zamdan 6.5 puan, yüzde 7 ağırlığa sahip otomobildeki yüzde 50’lik zamdan 3 puan, yüzde 3.8 ağırlığa sahip akaryakıt ürünlerindeki yüzde 22-28 arasında değişen zamdan 1 puan, yüzde 4.6’lık ağırlığa sahip sigaradaki yaklaşık yüzde 12’lik zamdan 0.5 puan yansıma olacağını, bunların toplamının zaten 11 puan olduğunu söyledi.
TÜİK’in açıklayacağı rakamlar her zamankinden daha fazla mercek altında olacak. TÜİK Başkanı kamuoyunda düşük fiyat açıklaması halinde oluşacak tepkiyi görmüş olacak ki konusu ekonomi olmayan AKP’nin eski iletişim aktörlerinden bir siyasi, yazara röportaj verip “rakamlarla oynama olamayacağını” anlatmaya çalışmış.
Bence iş o noktayı çoktan aştı, oluşan büyük güvensizliğin, bu tür atraksiyonlarla kazanılabilmesi mümkün değil. Kaygım TÜİK’in düşük rakam açıklaması. İçeride oluşacak tepkinin yanında, dışarıdaki uzman kuruluşlardan gelebilecek “Rakamlara güvenmiyoruz” türü açıklamaların, ekonomiyi nasıl olumsuz etkileyeceğini düşünsenize...
...***
Cevher İlhan 28 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Bu da fos çıkarsa…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye’de gündem hızla değiştiriliyor. Şimdi de İstanbul Belediyesi hakkında isnad ve ithamlarla yeni bir gündem tetiklenip alevlendirilse de “dolar faizli TL mevduatı” tartışmaları devam ediyor. Öncelikle “tek kişilik yönetim”in ekonomide hiçbir plân ve programının olmadığı, başta “Çin modeli”nin kamuoyunda makes bulmaması üzerine “düşük faiz, yüksek kur, ihracatın arttırılması, ihracata dayalı büyüme, cari açığın azaltılması” iddialarıyla ilân edilen “yeni ekonomi modeli”nden bir gecede cayılması ve“örtülü - gizli faiz”e gidilmesiyle bir kez daha açığa çıktı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Doğrusu daha henüz açılan bir hesap yokken, bu konuda Hazine’nin “ek bütçe” çıkarmamasıyla yasal bir dayanağı bulunmazken, “ekonomik istiklal savaşı”ndan dem vuran Cumhurbaşkanı’nın “sistem başarılı”, “tuzağı bozduk”, “amacına ulaştı” diye konuşması, asıl amacın algı operasyonuyla dayatılan oldubittileri parlatmak ve günü kurtarmak olduğunu ele veriyor.
Görünen o ki üç ay önce 8 lira olan doların birkaç gün içinde 10-12 liraya, akabinde hızla 18 liraya çıkartıldıktan sonra 11 liraya düşürülmesi “büyük başarı” olarak sunulurken, tam bir keyfilikle faizin Amerikan dolarıyla sigortalanıp garantilenmesine başvurulmuş.
Aslında “döviz patlar” diye yapılan bütün uyarılara rağmen, uzun süre “dolar/döviz kurunun artışıyla piyasalar denge bulacak” inadıyla, “dövizin başını alıp gitmesi daha iyi”, “döviz nereye giderse gitsin” söylemleriyle doların/dövizin fırlayıp kat kat katlanmasını seyrettikten sonra ani bir çarkla “doların düşürülme-si”ne sarılmaları, siyasi iktidarın hiçbir çözümünün olmadığını ifşa ediyor.
Bir yandan “yerli” ve “milli”likten dem vurulur ve “yandaş müteahhitler”e Londra mahkemelerinde güvence altına alınan dolar garantili ihaleler bağlanırken, bankaların Merkez Bankası’ndan aldığı “politika faizleri”nin dışında iş adamlarının, esnafın, çiftçinin, tüketicinin, öğrencinin kredi borcu faizlerinin düşmeyip artması, Hazine’nin borçlanma faizinin yükselmesi, bir tek bankalara ve bir avuç insana kazandırılması, borsa düşerken bankacılık endekslerinin yükselmesi ve “faiz lobisi”nin iktidara medhiyeler dizecek derecede memnun olması vaziyeti su yüzüne çıkarıyor.
...***
Esfender Korkmaz, 28 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Fiyatlar neden düşmüyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Enflasyonun çok yönlü nedenleri vardır. Bunların başında ekonomi yönetiminin politikaları gelir. Serbest piyasada tam rekabet şartları hiçbir zaman oluşmaz. Bunun için hükümetlerin rekabetin önünü açması gerekir. Bunun yolu da istikrar politikaları uygulamaktır. Bu günkü siyasi iktidar önce devleti dışladı, sonra piyasayı başı bozuk bıraktı, sonra da tehditle, marketlere ceza keserek ve polisiye önlemlerle fiyat artışlarını çözmeye çalışıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Böyle bir sistemin çalışmayacağını bilmek için iktisatçı olmaya gerek yoktur.
Fiyatlar artmaya devam edecek, çünkü üretim maliyetleri yüksektir.
Yurt İçi Üretim Fiyat endeksi, (Yİ-ÜFE) üretim maliyetlerindeki artışı gösteriyor. Kasım ayında TÜFE oranı yüzde 22 oldu. Yi-ÜFE ise daha yüksek oldu. Yİ-ÜFE;
* Aylık yüzde 9,99 arttı. Bu dünyanın yıllık enflasyon ortalamasının iki katı demektir.
* Yıllık yüzde 54,62 oldu.
* Enerjide yılık yüzde 90,34 oldu.
* Ara malında yıllık yüzde 63,12 oldu.
Kasım ayında Tarımda ÜFE, yani tarımsal üretimde maliyetler;
* Yıllık yüzde 24,35,
* Tek yıllık bitkisel ürünlerde yıllık 33,43,
* Orman ürünlerinde yıllık 108,04,
* Kümes hayvanları ve yumurtada yıllık 36,63 oldu.
Üretim maliyetleri yıllık TÜFE' nin üstündedir. Bunun nedenlerinden birisi de kur hareketleridir. Söz gelimi üretici ithal girdiyi 17 liradan temin etti ise, kur 11 liraya indi diye malını zararına mı satacak ?
Üretici artan üretim maliyetlerini ya geriye, işçi ücretlerini düşürerek yansıtacak veya ileriye malına zam yaparak tüketiciye zaman içinde yansıtacak. Aksi halde iflas eder.
Bu istatistikleri devlet kurumu TÜİK yayınlıyor. Hükümet bu verileri okuyamıyor mu? Buna rağmen hükümet neden marketlerden veya evinde stok yapanlardan suçlu çıkarmak istiyor?
İthalatın finansmanının pahalı olması da maliyetleri artırdı.
MB gösterge faizleri düşürerek halkı eksi reel faiz almaya zorladı. TL tutan Eksi reel faiz ile tasarruf sahibinden bankalara kaynak transferini sağlamış oldu. Sonra olmadı Kur korumalı TL mevduatına, örtülü faiz vermeye başladı. Ekonomi kur- faiz kıskacına girdi. Gerçekte ise istikrar politikaları, iktisat, para, maliye ve istihdam politikalarının koordineli olarak planlanmasıdır. Toplum faiz-kur yoluyla ters köşe oldu ve panik yaşıyor.