Ocak 02, 2022 08:36 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İşçi, memuru yakın takipte

Karar:

AK Parti’nin dindar seçmeni 2021’de yüzde 10.1 düştü

Yeniasya:

Yaparsa AKP yapar: Acımak yok zamlara devam

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Işık Kansu 1 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Yoksulluğun Garantisi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, cambaza bak deyip arka cebimizden cüzdanımızı çaktırmadan çekenlerin yürüttüğü politikayı herkesin anlayacağı bir dille açıkladı: “Millet dış güçlere odaklanmışken iç güçler tarafından soyulduk.”Soyanın aşağı yukarı kimler olduğunu CHP’li Bülent Kuşoğlu, Meclis’te dillendirdi. Döviz tevdiat hesaplarında 1 milyon dolar ve üzeri hesabı olan kişi sayısının 82 bin olduğunu anımsatıp dedi ki: “Mültecilerle birlikte Türkiye’deki 90 milyonda 82 bin kişi bunlar. Döviz hesabından vazgeçmesi, TL hesabına geçmesi, kur garantisi verilmesi söz konusu olanlar bu 82 bin kişi.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yani o bildik gecede, kur garantisi verilenler, hazineden kaynak aktarılanlar nüfusun yalnızca binde biri oluyor. Kuşoğlu’na göre, “kur garantisi” dedikleri şeyin özeti de çok belli:

“Fakir fukaranın ekmek için, su için, elektrik için, otobüs için ödediği paraları, vergileri hazineden alıp bunlara verecekler.”

Açıkçası, yalnızca bir gecede milyonların yoksulluğu garanti altına alınmıştır! 

Dile kolay, 20. yıla giriyoruz. Dediğim dedikle geçen tam 20 yıl.

Ne istediyse yaptı, ne söylediyse oldu, ne umduysa gerçekleşti. Gelip dayandığımız yer ortadadır:

Saray’dan yönetilen bir ülke, padişah yetkisine sahip bir reis, halkın ensesinde boza pişiren bir ittifak. Onların her dediklerine kanan bir çoğunluk ve çökertilmiş bir kurumlar bütünü, al aşağı edilmiş bir Cumhuriyet...

Cahillik ile gericiliğin kazması altında oluşmuş bir yıkıntı!

Her yeni yıl, geçmişi geride bırakarak bir atılım umudu olmalıdır. 

İnsanlık tarihini şöyle bir gözümüzün önüne getirip, uygarlık atılımlarını anımsadığımızda, yalnızca 20 yılda, bir yıkıcı kadronun bizi getirdiği noktaya bakınca ister istemez umutsuzluğa kapılabiliriz belki...

Bugün çaresizlik içinde çırpınanlar bellidir: Ekonomiden siyasete, dış politikadan sağlığa değin umarsızlığa düşmüş olan Saray iktidarına ilişkin yapılan yoklamalar, baş aşağı düştüklerinin en önemli göstergesidir.

Tünelin ışıklı ucu gözükmüştür. Şimdi yapılması gereken, yeniden gün yüzüne çıkıldığında daha adil, eşit ve özgür bir düzen kurmanın altyapısını kurgulamaktır.

Siyasetin kısırdöngüsüne, evrensel sömürünün ortakçılığına bırakılamayacak kadar önemli olan bu kurgu, ancak halk önderliğinde, halkın çıkarları göz önüne alınarak gerçekleştirilebilirse başarıya ulaşılabilecektir.

Yoksa bozuk düzen yine ve yeniden üretilecektir ki bunun da anlamı halkın yine ve yeniden tüketilişi olacaktır.

...***

Osman Sert, 1 Ocak tarihli Karar gazetesinde, " 2022’nin soru işaretleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye için soruların cevaplardan daha çok olduğu bir yıla giriyoruz. An itibariyle takvimler belki de ilerde seçim yılı olarak hatırlanacak bir seneyi işaret ediyor. Türkiye kendisine nasıl bir rota çizecek? Ekonomi toparlanmaya mı yoksa daha ciddi bir krizle toplumsal gerilimlere mi gebe? İktidar en az bir yıldır kaybettiği güveni ve toplumsal desteği yeniden sağlayabilecek mi? Muhalefet artan oyuna ve toplumsal görünürlüğüne rağmen aldığı ya da alacağı oyu hak edecek bir söylem geliştirebilecek mi?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Soruların hepsi genel gibi dursa da cevaplar tek tek 84 milyonun günlük yaşamını doğrudan belirleyecek. Aynı ülkede yaşamak böyle bir şey. Ortak geçmişi paylaştığınız gibi alınacak kararlar, beklentiler ve tepkilerle ortak gelecek de birlikte inşa ediliyor.

İktidar elbette elindeki imkanlar, 20 yıllık tecrübe ve güç birikimi ile daha belirleyici bir konumda bulunuyor. Bu genel fotoğrafa rağmen 2022’nin asıl belirleyici değişkeni muhalefetin performansı olacak. Geride bıraktığımız bir yılın eğilimlerinin devam edip etmeyeceğinde asıl etken aktör muhalefet partileri olacak.

17-25 Aralık’ta Erdoğan iktidarı yolsuzluk iddiaları üzerinden FETÖ’nün organize ve güçlü bir saldırısı ile karşılaşmıştı. İktidar seçmeni ise suçlamaların içeriğinden bağımsız olarak kendi iradesine bir vesayet odağının tahakküm kurma çabasına karşı çıktı. Toplum yolsuzluk olmadığına inanmadığından değil kendi seçtiği iktidarı korumak için Erdoğan’ı tabiri yerinde ise yedirmemişti.

Aslında 15 Temmuz’da olanın introsu idi yaşananlar. Peki ne oldu? İktidar, seçmenin bu desteğini kendi politikalarının onaylanmasının, yanlışlarının aslında yanlış olmadığının ya da görülmediğinin ispatı olarak değerlendirdi. Özellikle yolsuzlukları düzeltmek yerine kendisine verilen desteği cebine koydu, yoluna devam etti. Siyaseti de ne yaparsa yapsın destekleneceği algısı üzerine bina etti.

Şimdi en geç 18 aya varmadan, milletin seçimlerle yeniden iradesini göstereceği bir takvim işliyor.

Eğer AK Parti ve Erdoğan’ın yaptığı gibi muhalefet de toplumun bu desteğini kendi başarısı, eksikliğinin olmadığı ya da görülmediği, aksine zayıf performansının desteklendiği ve doğru bulunduğu çerçevesinde değerlendirirse siyaset yine Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmiş olmayacak.

...***

Cevher İlhan 1 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Dolar faizli mevduat” tesbitleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“İktidar cephesi”nde ve “iktidara ilişik medya”da övgüler dizilirken, muhalefet partileri liderlerinin tesbitleri TL mevduatının Amerikan dolarına bağlanmasının içyüzünü ifşa ediyor. Öncelikle ana muhalefet lideri, “kur korumalı mevduata ilişkin, “Hazinede olmayan bir parayla “garanti verdiler. ‘Nas bunu emrediyor’ diye diye gizli faizin dik alâsını uyguladılar. Nas bunun neresinde?” sorusu dikkat çekici."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu arada “Bu iktidar kur ve faiz baronlarının iktidarıdır” diyen Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu’nun “Sayın Erdoğan bir daha ‘faize karşıyım’ demesin. Bu yolla faizi hem meşrûlaştırmakta hem de teşvik etmektedir. Getirdiği Dövize Endeksli Mevduat (DEM) faizin ‘dem’lenmesidir” yorumu vahameti ele veriyor. Ve DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan’ın “Faize karşıyım’ diyor. Varlıklı insanlara dolar ne kadar artarsa o kadar faizini vereceğim’ diyor. Her ‘faizle mücadele ediyorum’ dediğinizde daha da fazla faizci oluyorsunuz” tepkisi “faiz karşıtlığı”nın sonucunu ifşa ediyor. 

İktidardakilerin övgülerle duyurduğu “dolar faizli mevduat”ın örtülü - gizli hatta açık bir faiz olduğuna dair esaslı değerlendirmeleri var.

Görünen o ki “kur korumalı TL vadeli mevduat”a faiz biçiminde kur farkı vermesinin tam bir faiz olduğunun ortaya çıkması üzerine “iktidara ilişik medya”da bir dizi yanıltmayla faizin üstü örtülüyor.

Oysa öncelikle Diyanet’ İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu sitesinde 8 Mart 2021’de “Bankaların vadeli mevduat hesaplarına para yatırmanın dinî hükmü nedir?” sorusuna “Bankaların, belirlenen vade sonunda kendilerine yatırılan paraya belli bir oranda fazlalık/faiz vermek üzere açtığı hesaplara ‘vadeli mevduat hesabı’ denir. Müslümanlar faizli mevduata bilerek ve isteyerek para yatırmamalıdırlar. Çünkü bu tür mevduat hesaplarına tahakkuk ettirilen fazlalıklar faiz olup dinen haramdır. Söz konusu faiz oranlarının enflasyonun altında ya da üstünde olması, bu işlemi faiz olmaktan çıkarmaz. Bankaların vadeli mevduat hesaplarına para yatırmak caiz değildir” cevabı ortada.

Çarpıcı olan, Diyanet’in telefonla fetva hizmeti verdiği “Alo 190 fetva hattı”nda sözkonusu fetvalar hatırlatılarak, “Aynı fetva geçerli. Dinen aynı hükümlere sahip. Vadeli mevduatta da faiz geçerli kur korumalıda da. Sonuçta banka fazlalık veriyor, yani faiz tahakkuk ediyor. Bu yüzden sakıncalı, haram” cevabına, daha önce AKP ile Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştirilere karşı WhatsApp grupları üzerinden “iktidara zarar verecekse doğruları söylemek caizdir diyemem” diyen bir ilâhiyatçı profesörün “faiz değil, hibe” ifadesiyle karşı çıkması. (Yeni Şafak, 26.11.21)

Özetle, felâketi dinî değerleri istismar eden siyasî iktidar faize ‘faiz” dememek için “hibe” bahanesine sığınıyor, “dinî değerlerin iktidar hırsına kurban edilmesi” cinâyeti işleniyor.