Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Memur ve emeklide hayal kırıklığı
Karar:
Yeni ekonomi paketi Meclis'e sunuldu
Milli gazete:
Cumhur İttifakı’nda AK Parti’ye Bahçeli ayarı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır, 4 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "Biraz insaf..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2022’nin ilk günü tahmin edilen, ama bu kadarı da beklenmeyen nispette yüksek zamlarla başladı. Kabul etmek gerekir ki ‘zam’ bir neticedir. Nasıl ki hastalanan vücudun ‘ateş’i yükselir; aynı şekilde sağlam olmayan ekonomide her gün zam yapma ihtiyacı hasıl olur. Dolayısıyla en önce zamları tetikleyen sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmak gerekir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye’yi idare edenlerin ‘hal ve gidiş’e doğru teşhis koymadıklarının en büyük delili, zam yapmayı tek çare olarak görmelerinden anlaşılabilir. İç ve dış şartlar zam yapmayı icap ettirebilir. Fakat sağlam işleyen bir hukuk ve adalet sistemi olsa; bu kadar yüksek zamlara gerek duyulmazdı. “Ne alâka?” diyenler olabilir, ama işin özü ve esası bu noktada düğümleniyor.
İktidarın attığı adımların ve yaptığı tercihlerin Türkiye’nin ekonomisini bozacağı baştan belliydi. Hak, hukuk, adalet yolundan uzaklaşan bir ülkeye ‘yabancı yatırımcı’ların gelmeyeceğini idareciler bilmez mi? Devletin yaptığı bütün büyük ihalelerin ‘5 büyük şirket’e verildiği bir ekonomik yapıya ‘yabancı’lar güvenir mi? Sade vatandaşın dahi görüp bildiği ‘yüksek enflasyon’ rakamları çeşitli oyunlarla düşük göstermeye çalışan bir anlayışa ‘ince eleyip sık dokuyan’ dünyanın itibar etmesi mümkün olur mu?
Gıda ürünlerine ilâve olarak elektrik başta olmak üzere devletin elinde olan hizmetlere yüzde 50 ile yüzde 130 arasında değişen nispetlerde zam yapmak insaf ile bağdaşır mı? Hayalen bir iki ay geriye gidelim ve “Önümüzdeki aylarda zam yağmuru yapılacak” diyenlere Türkiye’yi idare edenlerin verdiği cevapları hatırlayalım... “Hayır, zam yok. İftira atıyorlar. Her şey güllük ve gülistanlık. Dünya sıkıntıda, ama biz çok iyi durumdayız. Enerji krizini vatandaşa yansıtmadık. Enflasyon da düşecek, maaşlar da artacak. Dünya bizi kıskanıyor” anlamına gelecek sözler sarf edilmedi mi?
Her iktidar, her idareci zam yapmak durumundadır. Fakat bu zamlar yapılırken milleti yanıltmayı tercih etmek doğru değildir. Ayrıca zam sebebini sadece ‘dış şartlar’a bağlamak da hakikatle uyuşmaz. Geçen yıllara nispetle ‘yerli’ enerji imkânlarının arttığını idareciler övünerek söylüyorlar. O halde sanki enerjinin tamamını dışardan ithal ediyormuş gibi yüksek miktarda zam yapmak ne derece adaletli olur?
Peki, elektrik ve akaryakıt başta olmak üzere ‘tekel ürünleri’ne bunca yüksek nispette yapılan zamlardan sonra gıda ürünlerindeki artıştan dolayı marketleri suçlamak doğru olur mu? Daha da enteresan olan, “Döviz düştü, yakında market fiyatları düşecek” diye milleti yanıltmak değil mi? 2022’nin ilk gününde yapılan elektrik, doğal gaz, köprü geçişleri ve benzeri zamlardan sonra “Marketlerde fiyatlar düşecek” vaadine inanan olur mu? Ve böyle bir indirim ekonominin temel prensiplerine göre beklenebilir mi?
Maalesef Türkiye’yi idare edenler israf batağına düşmüş ısrarla milleti yanıltarak iş görmenin peşindeler. Evet, biraz insaf...
...***
Esfender Korkmaz 4 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Hiper enflasyon riski arttı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türk Lirasına olan güven daha da azaldı. Çünkü MB gösterge faizi yüzde 14, enflasyon yüzde 36,08 olunca arada 22,1 yüzdelik puan farkı oluyor. MB, gösterge reel faizi de eksi yüzde 16,22 oluyor. Dahası MB gösterge faizini düşürmek için hülle yaptı. Ekim ayında faizde o zaman faizin altında kalan çekirdek enflasyonun kriter olarak alınacağını açıkladı. Sonradan çekirdek enflasyon da gösterge faizinin üstüne çıktı. Şimdi çekirdek enflasyon da gösterge faizinin 17,88 puan daha üstündedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu durumda kimse TL taşımaz, kur korumalı TL mevduatı çalışmaz. TL'den kaçış da, TL enflasyonunu artırır.
Üretime girdi olan, petrol ve doğal gazda yıllık artış yüzde 138,51 oldu. Enerji fiyatları yüzde yıllık 122,76 oranında arttı. Elektrik ve doğal gaza da yüksek zamlar geldi Bunlar üretimde ve hizmetler sektöründe girdi oluyor. Maliyetleri artırıyor. Maliyet artışları TÜFE'ye yansıyacak ve TÜFE artmaya devam edecektir.
Yİ-ÜFE de maliyet artışını gösteriyor. 2021'de Yİ-ÜFE yüzde 79,89 ile TÜFE yüzde 36,08'in çok üstünde oldu. Bu maliyet artışını firmalar perakendeye yansıtmak zorundadır. Yansıtamayanlar da iflas ederler.
Birçok üründe arz kısıtlaması var. Kur belirsizliği ve ithalatta finansman zorluğu nedeni ile ithal girdi tedariki zorlaştı. Üretimde düşme var. Aynı sorun ithal tüketim mallarında da var. Ayrıca tarımda daralma da ürün arzını sınırladı. Arz kısıtı, fiyatları artırdı. Artırmaya da devam edecek.
Gizli gündemi gereği kur 18 liraya çıkınca, bu defa yüksek ekonomik ve sosyal maliyetler getiren, kur korumalı TL mevduatı ve diğer uygulamaları getirdiler. Kur 11 liraya geriledi. 18 liraya dolar bozdurup, tekrar 11 liraya alanlar dolar başına 7 lira kazandılar.
Bir gecede 7 milyar dolar bozduranlar, bu yolla 50 milyar TL kazandılar. Dolarları yerinde duruyor. Bir gecede kazançları olan 50 milyar lirayı, kişi başına 5 bin lira dağıtsalar 10 milyon seçmene ulaşırlar.
Kur tuzağı siyasetin açık-seçik bir finansman yolu değil mi?
Ama bu spekülatif tuzak halkın sırtında patladı. AKP de kendi kazdığı kuyuya düştü.
...***
Burak Kıllıoğlu 4 Ocak tarihli Milli gazetede, " Enflasyonun düşündürdükleri…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türk ekonomisinde son yıllarda, özellikle de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı 2018’den itibaren yaşanan sıkıntılar bitmek bir yana artarak sürüyor. Ve işin ilginci bu “sıkıntılı halin” her nedense adı konmuyor veya konamıyor bir türlü. Yaşananlara sürekli olarak “dalgalanma”, “çalkantı” vs gibi gerçek durumu yansıtmayan şeyler söyleniyor ama bir türlü “ekonomik kriz” denemiyor. Ki bu hal krizden de öte bir “buhran” halidir aslında. Herhalde medyanın tek elde toplanmasının ve yeni hükümet sisteminin sağladığı özgürlük(!) ortamının neticesi olsa gerek bu durum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekonomiye dair yapılan eleştirileri sürekli olarak “ama büyümede rekor kırdık”, “ihracatta şahlandık” gibi tek taraflı bakışlarla geçiştirmeye çalışan siyasi iktidar, ortada duran en büyük sorunu görmezden gelerek çözeceğini düşünüyor. Gündemi değiştirebilirse, ekonominin 1 numaralı sorununa dönüşen enflasyonu, hayat pahalılığını, geçim sıkıntısını çeşitli algı oyunları ve aksi yönde bir propaganda bombardımanıyla kamuoyu gündeminden uzak tutmaya çalıştıkça, “gerçek gündem” her geçen gün daha da fazla kendini hissettiriyor. Bir ülkede, sokaktaki hemen her insanın en önemli gündem maddesi “ekonomik vaziyet” olduysa eğer, ortada kocaman bir sorun var demektir neticede.
Siyasi iktidar, sorunun kendisini kabul etmek yerine onu göstermemeyi, konuşmamayı, gündemden uzak tutmayı, yok saymayı amaçlayınca haliyle çözümsüzlük büyüyor, sorunlar da ağırlaşıyor. Her ne kadar bir pozitif bilim olmasa da iktisat bir “matematik” işidir ve iktisadi ilişkiler de belli kurallara göre yürür. Mesela enflasyon ve faiz arasındaki ilişki, gayet basit bir neden-sonuç korelasyonu çerçevesinde ilerler. Bunun böyle olduğunu söyleyince “faiz taraftarı” olunmadığı gibi, “enflasyonun sebebi faizdir” aykırı önermesini defalarca söyleyince de “faiz karşıtı” olunmaz. Mevcut sistem “faizli”dir ve bundan vazgeçmenin yolu da faiz oranını düşürmekten geçmez. Düşük faiz hatta eksi faiz de faizli sistem içinde bir noktadır ve bunu dini hassasiyetleri istismar etmek için kullanmak da kimseye fayda sağlamaz. Sadece yanlış bir önermede ısrar sebebiyle enflasyon daha da azar. Şu an yaşadığımız da budur.